Yunanistan Krizi ve Kapitalizmin Çifte Yüzlü İmtihanı

633

M.MAMAŞ

Neoliberal dogma ve saldırganlık, medyadaki büyücülerini tam mesai çalıştırarak dünyanın önemli bir kesimini Yunanistan’da yaşananların ekonomik bir kriz olduğu manipülasyonuna inandırmaya çalıştı. Ama yalanın silahları her zaman daha fazla olmasına rağmen,  gerçeğin karşısında tutunamamıştır. Yuri Trifonuv’un değişiyle; “yalan kurtuluşu olmayan bir endişedir…”

Başından beri Yunanistan’da olup bitenleri “ekonomik bir kriz” olarak sunmak için bütün algı oluşturma mekanizmaları kullanıldı ve bu minvalde Yunan halkını aşağılamak için her türlü küstahlık örneği sergilendi. “İflas etti”, “1.6 milyar Dolar borcunu ödeyemiyor”, “battı” vb.  “bırakınız ezsinlerci” gibi  neoliberal  kibrin aşağılamalarına maruz kalan Yunan halkı tarihi bir sınavdan geçiyor.

Küresel sermayenin parya muamelesi yaparak küçümsediği bu ülke, Batı uygarlığına siyaset,  bilim, sanat, felsefe, tarih gibi birçok alanda beşiklik yapmış bir geleneğin anavatanı. Bu ülke halkını alacaklıların elinde amiyane tabirle madara etmek için özel bir çabanın sergilendiğini görmekteyiz. Lümpen sermaye kesimi bu fırsatı duygusuzca değerlendirip adeta alay edercesine kullanmakta hiçbir etik ve değer tanımadığını ilan ediyor.

Yunanistan krizi, üretim sermayesi ile paradan para kazanan sermayenin çatışması ve bağımlılaştırılan halkların çelişkisinin tipik örneğine dönüşmüş durumdadır. En son ABD’de bankaların, hem de hepimizin bildik bankalara kredi veren hacimli bankaların battığı o son krizi hatırlarsınız, hani ‘Mortgate Krizi’ olarak bildirilen kriz! ABD Hükümeti, bazı bankaların kurtarılması için özellikle kurtarma çabası içinde olurken bazılarının batışını da izlemekle yetinmişti. Bu krizde, üretimden gelen sermaye ile finans sektörü arasında ölümcül bir rekabetin yaşandığı gerçeği gizlendi diyebiliriz. Zaten 1980’lerden beri bu iki kesim arasında yaşanmakta olan bir çatışma var.

Neoliberalizm politikası daha çok, elinde fazla para sermayesi birikmiş kesimin dünyanın diğer ülkelerinin ekonomik kaynaklarına el koyma politikasının sonucu olarak yeni değerlenme alanları bulma politikasıydı ve bunu “küreselleşme” kavramsallığıyla propaganda ederek toplumları zihinsel olarak açık hale getirdiler.

İşin gerçeği, üretim sürecinin sırtında kambura dönüşmüş olan, onu esirleştirmiş bulunan tefecileşmiş sermayenin kendi arasındaki kapışmasının bu veçhe ile karşımıza çıkmış olduğu gerçeğidir.

Şimdi bunun daha bariz halini Yunanistan’da yaşayan bir düzen var karşımızda. Tefeci, Küreselleşme sermayesinin temsilcisi olan İngiltere ekonomipolitikası ve bu akımın sözcüsü basınının tutumundan yalın biçimde görebilmekteyiz. Yunanistan’daki durum karşısında son derece küstah ve vurdumduymaz tavrıyla olaya yaklaşan İngiliz basınının nihilist tutumu ile Avrupa Birliği’nin (AB) katalizörü olan Almanya’nın basın ve iktidarının olguya yaklaşım tarzı arasındaki dikkat çekici fark bu krizin genel fotoğrafını daha iyi okumamızı sağlıyor.

Üretime dayalı sermayenin belirleyici olduğu Almanya ve AB Merkez Bankası krizin aşılması için mevcut borcun 100 yıla yakın zaman dilimine yayılmasını ısrarla talep eden Yunanistan’ın sunumunu destekliyorken, IMF ve İngiltere’nin başını çektiği ‘küreselleşmeci’ kanat, olayı bir ‘alacaklı-verecekli’ ikilemine sıkıştırarak konuyu tahsilâtçılık sorununa kadar indirgediler. IMF’nin ruhsuz kraliçesi Christine Madeleine Odette Lagarde,  o buyurgan yaklaşımı ve etik teamülleri hiçe sayan diktacı tutumu nedense bana kölelerine kırbaç cezası veren Efendi’nin yüzündeki sadist ifadeyi anımsattı. Öyle bir tafra uzun süredir görülmüş değildi. Thatcher-Reagan karakterinin metastazı sanki. Fransız sıcakkanlılığı İngiliz soğukluğuna devşirilmiş IMF direktörümüz acımasız icracı rolünde ve paracı kapitalizmin yeni mürebbiyesi…

Parasalcı kapitalizm ile emtiacı kapitalizmin Yunanistan özgülünde iki ayrı anlayış olarak çatallanma durumuna geldikleri ve konuya yaklaşım biçimi olarak da AB’de iki ayrı eksenin halen sürdüğünü görebiliyoruz.

İngiltere, başından beri AB projesine şüphe ile yaklaşmış ve akamete uğraması için her tür sorunu kullanmayı adet edinmiş bir ülke. AB tarafından, Anglo-Sakson ittifakın bir ‘Truva Atı’ olarak algılanmış ve AB birliğine girmesi başvurusu geçmişte birkaç defa Fransa tarafından ‘veto’ edilen bir ülke, İngiltere. Yunanistan krizinin derinleşmesi için elinden geleni yapmakta hiç imtinası yok. Neoliberal sermayenin sözcülüğünü yapan İngiliz basını ise tefeci lümpen sermayenin borazancısı rolünü yerine getirmektedir.

Konunun uzlaşı yoluyla çözümünden yana daha soğukkanlı bir tutum sergileyen Almanya ise, Yunanistan’ın ‘Euro Bölgesinde’ kalması gerektiği yönünde ağırlığını hissettirmeye çalıştı. AB projesi genel anlamda Almanya politikasının bir dışavurumu olması hasebiyle kritik bir sınavıyla karşı karşıya. AB’ye yeni üye olan ülkelerin pozisyonunu etkileyebilecek hassas bir sınav özelliği taşıyan Yunanistan krizi, bildik dünya sisteminin yapısal sorunlarının da tezahürü niteliğinde.

Diğer yandan, Yunan halkının şahsında ezilen halkların içine çekildiği anaforun onur zedeleyici özelliğidir. Birkaç yıl öncesine kadar Yunanistan’a bazı adalarınızı satın diye baskı yapan küresel sermayecilerin hiçbir sınır ve etik tanımadıklarının ifşa olmuş resminin yansımasıdır.

Syriza hükümetinin, kendi içinde bir koalisyon yapısına rağmen bu ahlaksız düzeni dünyanın gözleri önüne sermiş olmaları önemli bir duruşun ifadesidir. “Yine de galiptir bu yolda mağlup” deyimi tam da burada anlamını bulmaktadır. Syriza bize dünya sisteminin kırılganlığını ve ahlaksızlığını kibarca ispatladı. Şimdi Başbakan Çipras’ın Prometheus gibi ciğeri kartallara mı yedirilecek yoksa buradaki aydınlık tüm yeryüzünü uykusundan mı uyandıracak birlikte göreceğiz.

Yunanistan’daki kriz bu anlamıyla ekonomik değil siyasi bir krizdir. 1.6 milyar Dolar IMF’nin alacağının tahsilinden öte, bunun burun sürtülerek, boyunduruk hissettirilerek alınması konusuyla ilgilidir. Neoliberal saldırganlığın acımasızlığının kanıtlanması meselesidir.

Syriza hükümetinin Euro Bölgesi’nde kalıp kalmamakla ilgili halkın yarın gideceği referandumun sonucu ne olursa olsun, Yunanistan artık yeni ruhu temsil edecektir. Sistemin ‘Aşil Topuğu’na dönüşmesinin ötesinde yeni bir işaret fişeğidir de…

04.07.2015