YÖNTEM HATASI DOĞRU BİR AMACI SAKATLAYABİLİR

617

H.Hüseyin YILDIRIM

İskoçya, Katalonya ve Quebec’in kendi kaderini tayin etme ve bunun için referanduma gitme hakları olduğu kadar Kürdistan’ın da aynı haklara sahip olduğuna kimse karşı çıkamaz. Bu yönlü girişimler haklı ve meşrudur. Fakat bunun yer ve zamanını doğru tespit etmek, yaşanan süreçte dünya sisteminin buna ne kadar yol verdiği de o kadar önemlidir. Kürdistan’ın Güneyi’nde Irak-KDP ve yanına aldığı bazı güçlerin bu yönlü çabaları istem olarak tartışılmayacak kadar haklı ve meşrudur. Fakat iç ve dış koşulları doğru olarak değerlendirmeyip millet çıkarı yerine parti çıkarı gereği başvurulması ise doğru değildir.

Burada soru şudur: Irak-KDP’nin “Bağımsızlık Referandumu“ yapılması konusundaki ısrarı nedir? Bu sorunun içi doldurulursa “Bağımsızlık Referandumu“ ve daha doğrusu “Bağımsızlık Anketi“ ile yapılmak istenen anlaşılmış olur. Çünkü yetkililerin açıklamalarına bakılırsa halk “evet“ olarak iradesini belirlese bile bunun illaki bağımsızlık ilan edileceği anlamına gelmediği şeklindedir. Zaten böyle bir anket 2005 yılında yapılmış ve halkın %98’i Irak’tan ayrılmak istiyoruz şeklinde iradesini sandığa yansıtmıştı. Fakat Kürd siyasi partileri bunu görmemezlikten gelmiş, dağılan Irak devletini inşa etmeyi görev bilmişti. Bugün de aynısının yaşanmayacağının garantisi yoktur.

Irak-KDP, 1994 yılında kendi çıkarı ve iktidarı için iç savaş dahil her türlü olumsuzluğu Kürd milletine yaşatmış bir güçtür. Bugün de hem içeride sıkışmışlığı ve hem de dış baskılardan kurtulmak, iktidarda kalabilmek için halkın en kutsal ve hassas yanını kullanarak milletimizin geleceği ile kumar oynamaktadır.

Irak-KDP içte ve dışta izlediği politika ile Kürd milletinin çıkarından öte Barzanilerin ve parti yöneticilerinin çıkarını esas aldığı açığa çıkmıştır. Bu politikası da içte ve dışta onaylanmamaktadır. Onaylayan bir güç varsa o da TC devletinin sözde desteğidir. Daha doğrusu provakasyonudur.

Bakınız! Irak-KDP milli bir siyaset ve milli birlik siyasetine sahip değildir. Kürd milli güçlerine değil, geleceğini TC devletine bağlamış durumdadır. Bu nedenledir ki Kürdistan’ın Güneyi’ne Türk işgal güçlerini taşımış bulunmaktadır. Bunu “Türkler ile kardeş, dost ve stratejik müttefikiz“ ile ifade etmektedir. Burada da soru şudur: Irak-KDP ile Türkler kime karşı “stratejik mittefiktirler“? Her Kürd yurtseveri bu sorunun cevabını vermelidir. Başkalarını bilmem ama ben bunun cevabını vereyim. Kuşkusuz kendi dışındaki Kürd milli güçlerine karşı “stratejik müttefiktirler“.

Zaten bu nedenledir ki Kürd milli birliğini boşa çıkaran politikalar izlemektedirler. Nedir bu politikalar? Devleti devlet yapan kurumları, milli ordu ve milli istihbatı oluşturmamak. Aile ve parti ordusunu oluşturmak. Kürd servetini Türkler ile hortumlamak. Ele geçirdiği paraları Kürdistan’da yatırıma değil, Türk bankalarında istiflemek. Milli bir bütçeye sahip olmamak. Aile olarak bu konuda kendilerini hak sahibi olarak görmek. Kendileri milyarder olurken, halkı aç ve sefalete mahkum etmek. Bu ve bunun gibi olumsuzlukların merkezi meşru kurum olan Kürdistan Parlamentosu’nda muhalefet partileri tarafından gündeme getirlmesiyle Irak-KDP; “gücümüz sadece parlamentodan ibaret değil,“ deyip sokağa militarizmi sürmek ve Parlamento’nun kapısına kilit vurmak. Başta Bölge Başkanlığı olmak üzere resmi kurumları hukuksuz olarak işgal etmek. Vs. vs. vs.

Bu olumsuzluklar hem içte hem de dış dünyada kabul görmemektedir. Hırsızlıkları, hortumculukları, hukuksuzlukları, milli çıkardan öte aile ve parti çıkarını esas alan politikaları toplumda kabul görmüyor. Öyle bir aşamaya gelindi ki Irak-KDP tıkandı. Bunu aşmak için sarılacağı bir kart aradı ve buldu. O da hiç kimsenin ilkesel olarak karşı çıkmayacağı “Bağımsızlık Referandumu“ oldu. Bununla hırsızlıklarını, hukuksuzluklarını perdelemeye çalışmaktadırlar

Irak-KDP ve bazı Kürd güçleri bir araya gelerek 25 Eylül 2017 tarihinde “Bağımsızlık Referandumu“ yapma kararı aldı. Kararı alanların dışında olumlu bakan olmadı. Ki daha evvel yapılan açıklamalarda herkesin bu yönlü bir girişimi destekleyecekleri yönündeydi. Anlaşılan o ki bu açıklamalar masa başında üretilen asparagas haberlermiş.

Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları Lüksemburg’ta bir araya geldi. Kürdistan Bölgesi’nde 25 Eylül’de yapılacak referandumla ilgili değerlendirmelerde bulundu. “AB’nin Irak’ın bütünlğünden yana olduğunu” belirtirken öbür yandan, “AB, Irak Kürdistan Bölgesi’nden, bütün taraflarla ortak bir zemin arayışında bulunarak, demokratik kurumları aktifleştirmesini talep ediyor. Ayrıca iç seçimleri düşünmelerini öneririz” denildi.

ABD’nin tutumu da AB’den farklı değildir. Ve hatta daha da sert bir tutum sahibi olduğu görülmektedir.

Washington’da yayınlanan Elmonitor’da yayınlanan bir makalede Kürdistan’ın Güneyi’nde; “Referanduma gidilmesi halinde İŞID’a karşı verilen mücadeleye zarar vereceği ve referandumda ısrar edilmesi halinde 2014 yılından bu yana Pêşmergeye verilen ekonomik yardımla birlikte askeri yardımın da kesileceği yönünde ABD Kongresi’ne ’Silahlanma Komisyonu’ bir öneri sunuyor.“ Elmonitor; “Bu yönlü bir karar çıkabilir,“ diyor.

Bu yönlü bir karar çıkarsa eğer bu kez peşi sıra siyasal tavır alma olayı gelişecektir. Ki ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heathers Nauert, bir soru üzerine bunun ip uçlarını verdi bile: “Kürdistan’da referandumun yapılması durumunda bağımsızlık ilan edilmese dahi Irak’ta iç sorunları derinleştireceği, İŞID’da karşı verilen mücadeleyi zaafa uğratacağını Kürdistan yetkililerine söylediklerini, Kürd yetkililer ile Bağdat yönetiminin sorunlarını görüşme yolu ile çözmelerini istediklerini, ABD olarak, birleşik, istikrarlı ve federal bir Irak’ı destekliyoruz, ancak Kürdistan halkının meşru talebini anlıyoruz ve saygı gösteriyoruz,” şeklinde görüş belitti.

Durum bu ise ABD tavrını sertleştiriyor demektir. Daha evvel ABD tarafından Parlamentoya işlerlik kazandırılması, iç birliğin sağlanması, Peşmergenin milli orduya dönüştürülmesi, seçimlerin zamanında yapılması önerisi Irak-KDP tarafından kaale alınmadı. Bu nedenle ABD’nin Güneye ilişkin önüne koyduğu plana uymayan Irak-KDP’ye bu yönlü yaptırımlar uygulaması mümkündür. Daha evvel Irak-KDP’ye Almanya tarafından yapılan askeri yardımın kesildiği biliniyor. Sebep olarak da verilen Alman silahlarının Kürdlere karşı –Şengal’de- kullanıldığı gösterilmişti.

Siyasal bir önderliğin uluslararası siyasal konjonktürü doğru kavrayıp adım atmaması halinde felakete yol açar. Bu da Kürd milletine kazandırmaz. ABD, Kürdistan üzerindeki koruma şemşiyesini kaldırdığında sömürgecileri kim durabilir?

Burada şu soru sorulmalıdır. Irak-KDP neyine ve kime güveniyor?

Bağdat yönetimi ile anlaşmıyor diyelim. İran’ın tutumu ortada. Irak Başbakanı Haydar Abadi, Irak-KDP ve bazı Kürd çevrelerin aldıkları “Bağımsızlık Referandumu“ sonrası resmi temaslarda bulunmak üzere İran’ın başkenti Tahran’a gitti. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Irak Başbakanı Haydar Abadi ile yaptığı görüşmede, “Bağdat ile çok yönlü ve güçlü ilişkilerimiz var. Coğrafi değişimlere ve bölünmelere karşıyız. Bu tür adımlar hiçbir ülkenin yararına değildir. İran, tek parça bir Irak’ı destekliyor. Irak’ın birlik ve beraberliğini zayıflatan hiçbir hareket kabul edilemez,” dedi. Daha sonra Haydar Abadi, İran Ayetullahı Hamaney ile görüştü. Görüşmede Hamaney de “Irak’ın parçalanması kabul edilemez. Irak’ın tek parça kalmasından yanayız,” dedi.

Geriye kala kala Türkiye kalıyor. Türkiye mi bağımsızlığı destekleyecek? Bu mümkün mü? Fakat Irak-KDP, Türkiye’ye hiç de hak etmedikleri bir paye biçiyor. Bağımsızlığı destekleyeceklerini iddia ediyor. Çok büyük ölçekli yanılıyor. TC devlet yetkililerinin açıklamaları ortadadır. Hiç de Irak-KDP’nin dediği gibi Kürdlerin bağımsızlık ilanını destekler bir politika sahibi olmadıkları ortadadır. Buna karşın tüm güçleri ile buna karşı duracakları bir politikanın da sahibidirler. Buna rağmen Irak-KDP, Türkiye’ye çok olumlu bakmaktadır.

Irak-KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Wuşyar Siweyli, Türkiye’de temsilcilik açacağız dedikten sonra; “özellikle referanduma doğru gittiğimiz ve bağımsızlık sürecini başlattığımız böylesi bir dönemde bu adımın atılmasının önemi büyüktür. Çünkü Türkiye’nin bölgedeki rolü küçümsenemez. Türkiye’de temsilcilik açılması, Kürdistan halkının ve yönetiminin taleplerinin ne olduğunu, Türkiye halkına ve hükümetine iletmek açısından büyük bir önem taşımaktadır. Aynı zamanda Erbil Ankara ilişkilerinin güçlenerek devam etmesini sağlayacaktır,” diyebilmektedir.

Hayal kurmak bir haktır. Fakat kurulan hayal bir milletin geleceğini karanlığa mahkum edecekse bundan kaçınmak gerekir. Belki doğacak trajedide Irak-KDP yöneticileri kendilerini Türklerin insafına atabilir, canlarını kurtarabilir, tıpkı 1975 tarihinde olduğu gibi ama Kürd milleti büyük bir bedel öder. Irak-KDP “komşu devletlerle diyalog yoluyla bağımsızlık sorununu çözmeye çalışacağız” derken bu felakete yol açmaktadırlar. Bir kere komşu devletler kim? Bildiğimiz sömürgecilerimiz. Kürd milletine uyguladıkları vahşet ortadadır. Bu devletlerin Kürdistan bağımsızlığını kabulleneceklerine inanmak hem kendilerini, hem bu devletleri tanımadıkları gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki Irak-KDP tarihten ders almamıştır. 1975 yenilgisi ve felaketi İran’a güvenme ve inanmanın sonucu değil midir? Türkiye’ye güvenmenin sonucunun bundan farklı olacağının garantisi ne?

Henüz ortada bir anayasa yok. Parlamento kapısına kilit vurulmuş. Bunu yapan hukuksuz bir şekilde iş başında. Şimdi bunlar hangi hak ve hukukla refranduma gidecek. Gitti diyelim. ABD Kongresi, silah ve ekonomik desteği keseriz uyarısına karşı olasılı bir bağımsızlık kararından sonra Kürdistan’ı ne ile savunacak? Dün Şengal’de yaşananlar ortadadır. ABD hava desteği olmasaydı Erbil düşüyordu. Şu kavranılmalıdır. ABD ve Batı’nın desteklemediği ve tanımadığı hiçbir güç bağımsızlığa gidemez. Hatta devlet olup da ABD ve Batı politikalarına karşı olanların akıbetleri ortadadır. Daha dün Irak, Libya, Tunus, Mısır, bugün Suriye ve hatta yarın Katar, İran ve Türkiye dahi ne olacakları belirsizdir.

Orta Doğu yeniden şekillenirken Kürd milleti gerek Güneyde, gerek Güneybatı’da ABD’nin destek ve katkılarıyla bugün kazanılan mevzilere sahip oldu. Ve uygulamalarıyla Kürdleri daha da ileriye taşıyacaktır. Fakat bu ne Irak-KDP’nin ve ne de başka bir siyasal gücün hesap kitap önceliklerine göre değil, kendi kurduğu plan ve program çerçevesinde olacaktır. Çünkü Orta Doğu’da sadece biz Kürdler yaşamıyoruz. ABD bir sürü devlet ve güçle ilişkili ve onlarla çıkarları vardır. Bir taraftan bunlarla yürürken diğer yandan bir sürü devlet ve güce karşı da mücadele vermektedir. Özelikle Suriye sahasında Rusya, İran ve Türkiye ile ciddi bir çıkar çatışması içindedir. Irak’ta hakeza. Bu koşullarda ABD’nin sürece yaydığı Orta Doğu dizayn politikasına karşı gelmek, zaafa uyratmak doğal olarak Rusya, İran, Suriye ve Türkiye cephesinin planını desteklemek olur. Irak-KDP’nin bugün izlediği politika tam da budur. ABD’nin müttefiklerine karşı düşmanlık, düşmanlarıyla dostluk politikasıyla yapıyor bunu. Hem Kürdistan’ın Güneyi’nde ve hem de Güneybatısı’nda bunu açıkça yapmaktadır. Güneyde kendi dışındaki siyasi güçlere ve Güneybatı’da da PYD/YPG’ye duyduğu düşmanlık bunun somut örneğidir. Anlaştığı güç ise Türkiye’dir.

Kürdistan’ın Güneyi’nde kritik bir süreç yaşanıyor. En ufak yanlış bir adımın atılması halinde mevcut kazanımların kaybedilme tehlikesini içinde barındırdığı görülmelidir. Kürdistanlı siyasal güçler, bunun bilincinde olmalıdır.

Referandum konusuna uluslararası güçler sıcak bakmıyor. Olabilir. O zaman bağımsızlık ilan edecek güç iç dinamiklerini esas alır. Tıpkı İsrailliler gibi. Hiçbir devlet istemedği halde İsrail önderliği iç dinamiklerini harekete geçirerek bağımsızlığını ilan etti. Şimdi Güneyde bırakın bağımsızlık ilan etmeyi “Bağımsızlık Anketi“ karşısında bu kadar tepkinin olduğu bir süreçte Güneyli siyasi güçler eğer bağımsızlık konusunda samimi iseler ilk elden milli birliğini oluşturur, plan ve programını uygularlar. Bu da yapılmıyor.

Henüz referandum komisyonu bile oluşturulamadı. GORRAN HARAKETİ, YNK’ye sert bir ültimatom verdi. “Bağımsızlık Referandum Komisyonuna temsilci vermesi halinde tüm ilişkilerini keseceğini söyledi.“ Bugüne kadar YNK henüz bu konuda bir adım atmış değildir. Bu koşullarda Irak-KDP ve yanına almış olduğu birkaç siyasi çevre ile referanduma başvurması büyük tehlikelere yol açar. Hatta iç savaş fitilini ateşlemiş olur. Şu an var olan çiftbaşlılık giderek resmileşir. Güney kimbilir kaç parçaya bölünür. Sömürgecilerimiz zaten pusuda. Bu koşullarda ne yapacakları bilinmeyen bir konu değildir.

Bunun tek bir sorumlusu olur. O da milli bir politika sahibi olmayan Irak-KDP’dir.

Bu gelişmelerden sonra yapılması gereken nedir?

Bir an önce Parlamentoya işlevsellik kazandırmak, seçime gitmek, yeni yönetim ile devleti devlet yapan kurumları oluşturmaktır. Bunlar yerine getirilirse Kürdistan bağımsızlığına karşı kimse duramaz. Dostlarımızın olduğu gibi, Kürd milletinin beklentisi de budur.
1 Temmuz 2017