Yanlış Duvara Bağırmak

948

M.MAMAŞ

Zamanın yankısını yanlış duvara çarpmak, başka bir  ifadeyle, zamanı aşınmış mekanlarda tüketmek Kürdistan siyasi aklının programsal yönden nasıl da zaaflı hale geldiğinin hem sebebi hem de sonucudur. Sanırım, Şengal’deki kıyım döneminde Viyan  Daxil’in Irak parlamentosunda çığlık çığlığa feryadı öyle görünüyor ki Türk parlamentosunda kürsüye elini vurarak “êdî bes e,bes e!” demelerle kopyalanıyor. Öyle ya, bu mecliste bunca kıyıma rağmen oturuyor olmak bu feryat da olmazsa neyle kurtarılacak!

Feryad ettiğimiz şey, sömürgeciliğin Kürdistan’da yeniden tesis edilmesi savaşıysa eğer ve eğer ki orası sömürgeci başkentlerin parlamentosuysa halen,  bu feryad kimedir? Birbiriyle savaşan devletler ve milletler elçiliklerini kapatıp evlerine dönerler. Gidip savaştıkları devletin saraylarında feryada kalkmazlar, evlerine dönerler!

Sizler ne zaman döneceksiniz! Üstelik elçi mi temsilci mi olduğunuz da belli değil.En azından siyasi program adına olmasa da etik adına ayrılın oradan.Zira hergün Kürtlerin evlerini,şehirlerini başlarına yıkarak halkımızı katledenlerden maişet almaktasınız. Memur olsanız ‘işiniz bu’ derdik ve anlardık. Hayatın mecburiyeti derdik mesela. Ama vekillik bir tercihtir. Halkın vekiliyseniz,halk kan ağlıyor, çürüyen cesetlerini soluyor her saat! Burada olmayacaksanız orada da durmamalısınız.Feryadınızı Cizre, Silopi ve Sur’da dünyaya bağırın. Bu kıyımı yaratanların kürsülerinden,mikrofonlarından değil.

Aşınmış mekanlarda zamanın ruhunu çürütmek siyaset değildir. Bugün toplu olarak Türk meclisinden ayrılıp dünyaya çok etkili bir mesaj duyurabilirsiniz. Oradaki feryadınız itiraz bile sayılmıyor artık,hükmünüzü yitirdiniz.Zamanın  aşınmış mekanda aktığını kim söyleyebilir! Ama evinize döndüğünüzde bu isyan olmasa da en azından bir itiraz olarak kabul edilecektir.

Kabul edin ki, hamasi ifadelerle değiştirip demokratikleştireceğiz dediğiniz bu devlet kendi parlamentosunda sizi değiştirmeyi başardı. Bakın ne kadar da yabancılaştık kendi acılarımıza. Tek taraflı felçli gibi bir yanımızı hissetmiyoruz artık, gelin inkar edin! Amed’de mitingler bombalandı,Suruç’ta katliam yapıldı,Ankara Gar Önü’nde onlarca kişi katledildi, buna rağmen o parlamentoya gittiniz.Bunun peşini bırakmayacağız dediniz,hani?

Cehenneme giden yolun taşlarını kendimiz dizmedik mi? Hala Yeni Anayasa aldatmacasına komisyon üyeleri bile veriyorsunuz. Bu cehennemde oksijen odası mı açacaksınız.Devletin sizleri kendi “mutantlarına” dönüştürdüğünü ne vakit anlayacaksınız! Bunca savaşın asli sebeplerini tartışmak yerine Cizre’de ambulansları tartışmak ne kadar da insani öyle. Üstelik bunun üzerine yaralıların olduğu iddia edilen eve ambulans sevk ederek sefkatli devlet imajını pek de güzel oynadılar. Sonra Aileden sorumlu bakan olan hanımefendi bir eve giderek elini bir annenin sırtına koyup “bu el devletin şefkat elidir” demez mi? Bilmeyen de Kürdistan’da doğal afet yaşanmış zanneder!…

Aşınmış mekanda zamanı tüketmek yankı yaratmaz sevgili vekiller. Boşluğa bağırmanın anlamı yok. O mecliste yalancı umutlar dağıtmanın da! Balkondakinin dikkatini çekmek için “êdi bes e” demek de manasız artık. O vapur çoktan ayrıldı,hangi limana çıkaracaksınız daha…

‘Şefkat eli,Tunç Eli’ olmadan yine, yeni anayasa tunç yasası olmadan,katliamlar sizlerle gölgelenmeden kendi gökyüzünüzün altına dönme  vaktidir. Eve dönme vaktidir.

Unutmayın ki,bu halk da sizlere “êdî bes e” diyebilir…

01.02.2016