YANLIŞ ADRES

690

Ahmet Zeki Okçuoğlu

İsveç’te yaşayan bir grup Kürdün kurduğu Bağımsızlık İnisiyatifi, Mesut Barzani’ye hitaben bir mektup yayınlayarak Kürdistan Bölgesi’nde bağımsızlık sürecini desteklediğini ve bu amaçla imza kampanyası başlattığını açıkladı.

Kürt siyaset sınıfı yüzünden Kürtlerin, ele geçirdiği son tarihi fırsatı da kaçırmak üzere olduğu bir sırada, sivil Kürtlerin sesini yükseltmesi sevindiricidir. İsveç Kürtlerinin başlattığı bu kampanyanın yaygınlaşmasını temenni ediyorum.

Ancak Bağımsızlık İnsiyatifi’nin yazdığı mektubun içeriğine katılmak mümkün değil…

Mektupta katılmadığım birinci husus, Mesut Barzani’ye, Kürdistan Bölgesi Başkanı olarak hitap edilmesi…

Oysa Mesut Barzani hukuken bir yılı aşkın bir süreden beri başkanlık sıfatına sahip bulunmuyor.

Kürdistan Bölgesi’nde esas alınan “anayasa taslağı”na göre bölgenin meşru başkanı, Kürdistan Parlamentosu Başkanı Yusif Mihemed’dir. Süresi dolduğu halde başkanlığı bırakmak istemeyen Barzani, darbe yaparak, yasal başkan Yusif Mihemed’i sürgün etti ve onun başkanlık ettiği Kürdistan Parlamentosunu da kapattı.

Yeni başkan seçilinceye kadar Kürdistan Bölgesi’nin meşru başkanı Yusif Mihemed’dir. Başkan olarak onun muhatap alınması gerekir.
Hukukun üstünlüğü prensibi ve demokrasinin en güçlü şekilde uygulandığı bir ülke olan Isveç’te yaşayan Kürtlerin bu açık gerçeği göz ardı ederek, “Bölge Başkanı” olarak Barzani’yi muhatap alması büyük bir talihsizliktir.

Mektuptaki ikinci olumsuzluk, bağımsızlık ilanı konusunun bölge başkanının değil, bölge parlamentosunun yetkisi dahilinde olduğu ve bu konuda muhatabın parlamento başkanı olduğunun görmezden gelinmesi…

Mesut Barzani’ye yazılacak mektupta öncelikle Kürdistan Bölgesi Parlamentosuna ve onun başkanına karşı tutumunun neden olduğu sonuçların hatırlatılması gerekirdi.

Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nu kapatan Barzani, sadece hukuka aykırı bir fiilde bulunmakla kalmamış, Kürdistan Bölgesi’nin geleceğini de tehlikeye atmıştır.

Parlamento millet-devlet sisteminin temel kurumudur.

Parlamentosuz millet-devlet düşünülemez. Günümüzde sadece devletin değil, onun bünyesinde siyasi hatta idari birimlerin bile parlamentosu var. Millet-devlet olmak yönünde büyük bir mücadele yürüten Kürdistan Bölgesi’yse, bir yılı aşkın bir süreden beri, temel taşı olan parlamentodan yoksun bulunuyor.

Ayrıca parlamento, kanunla ya da halkoyuna sunmak suretiyle bağımsızlık ilan etme yetkisine sahip tek mercidir. Bu yetkinin bir başka devlet organı tarafından kullanılması mümkün değildir. Parlamento sadece milletler arası hukuk bakımından değil, milli birliğin de sembolüdür. Ağır bir kolonyalist süreçten geçen, yaşadığı dış ve iç çatışmalar sonucunda bünyesinde derin sosyal ve politik çatlaklar barındıran Güney Kürdistan’da parlamento, milli birlik bakımından çok daha hassas bir konuma sahip bulunmaktadır. On yıllarca biri birlerine karşı savaşan Kürt partileri ilk defa Kürdistan parlamentosunun çatısı altında bir araya geldi.

Barzaniler Kürdistan Parlamentosunu işlemez hale getirmekle Kürt siyasi partileri ve Kürt toplumunun farklı kesimleri arasında zaten çok zayıf olan bağların yeniden kopmasına ve tarafların yeni bir iç savaşın eşiğine gelmesine neden oldu. Siyasi partileri yeniden parlamento çatısı altında bir araya getirilmeden Kürdistan Bölgesi, değil bağımsızlık ilan etmek, varlığını dahi sürdüremez. Mektupta gördüğüm üçüncü olumsuzluk, diğer partilerin görmezden gelinmesi…
Mesut Barzani’nin hukuken geçerli tek sıfatı PDK başkanlığıdır. Ancak Kürdistan Bölgesinde başka partiler de var. Üstelik ittifak halinde olan YNK ve GORAN’ın parlamentoda toplam üye sayısı, PDK’den fazla… Bu nedenle bağımsızlık ilanı konusunda sadece PDK lideri Mesut Barzani’nin muhatap alınması sonuç alıcı bir yaklaşım değil…

Körfez Savaşı’ndan (1991) bu yana tarih altın tepsi üzerinde Kürtlere millet-devletini kurma fırsatını sundu. Kürdistan’ı yöneten partiler 1991’den bu yana, milli devletin inşası ve onun bağımsızlığın ilan için elle tutulur, gözle görülür tek şey yapmadı. Kürdistan’ı aralarında paylaşan bu partilerin çeyrek asır içinde yaptığı şey, biri birleriyle savaşmak ve Kürdistan’ı soymak oldu.

Üstelik bu partilerin nedamet getirmek gibi bir niyeti de yok.

Bu nedenle bunları muhatap alırken öncelikle Kürdistan’a karşı işledikleri suçları yüzlerine vurmak gerekiyor.

Unutulmaması gereken bir husus da, Mesut Barzani ve liderliğini yaptığı PDK’nin mevcut durumdan sorumluluğunun diğerlerinden çok daha fazla olduğudur.

14 Ekim 2016