YALANIN EGEMENLİĞİ, DOĞRUNUN “MARJİNALLİĞİ”

224

Ahmet ÖNAL

İnsanlar genlerini soydan, eğitimlerini ise yöneticilerinden alır. Eğiticiler yalanı ve doğruyu nasıl verirse ‘genel kabul’  o olur. Düzeltmeye kalkışanlara “marjinal” muamelesi yapılır. Muhaliflik bu şekilde kuşatılıp izole edilmiş olur. Ezilenlerin kendilerinin yerine düşünmeleri, kendilerinin özgürlüğü fikriyatının engellenmesi buradan başlar. Bu yalan deryasını aşmak, şakaya gelmez, çok çok dürüst, etik, yürekli, bilgili ve donanımlı olmak gerekiyor. Bilime, bilgiye tabusuzca bağlı olmak gerekiyor. Bilim yöntemini iyi kavramak gerekiyor. Gerçek tarihi adeta iğne ile kazır gibi araştırmak, incelemek ve çok yönlü verileri ile kavramlaştırmak, analiz etmek ve sunmak gerekiyor. Zira sosyal bilimlerde yanılmak, yanıltmak, üzerinde oynamak ve olduğundan farklı sunmak daha yaygın ve olasıdır.

Eğitimin, çocukluk yıllarındaki yetiştirmenin önemi büyüktür. Çocuğu kandırmalardan uzak tutmak, doğal ve doğru bilgilerle yetiştirme titizliği önemlidir. Sorgulama becerisinin edinilmesi ve verilmesi, kendi dilinde eğitimin hassasiyeti önemlidir. Dili dışında öğreneceği diller mühimdir, ancak öğrendikleri dillerin yabancı dil olduğu ve kendisi için daha fazla öğrenmek, araştırmak, ilişki sağlamak, iletişim geliştirmek için bir araç olduğu algısında olmak mühimdir. Yabancı dili, yabancı bilgiyi, kendi dilinin yerine koyarsa, başkasının bakışını, sunumunu kendi sunumu haline getirmişse artık algısı başkası gibi, başkasının yerine algılar ve kendini unutur, kendinden uzaklaşır. Kendi doğrusunu değil, başkasının yalanını da kendi doğrusu olarak algılar. Hegel bu duruma; “Köle ve köle sahibinin görüş alışverişinde, kölenin kendi görüşünü oluşturamaması ve egemenin düşüncesinde kalması, kendisi yerine egemenini savunur hale düşmesi” halini izah eder. Bu tüm yöneten yönetilen ilişkisinde yaygın görülen bir durumdur…

Köle­­­­­-kolecilik, ezen-ezilen ilişkisinin nesillere yayıldığı oranda bu durum daha çok kökleşmiş olur. İçine düştüğümüz düşün zafiyetimiz bundandır. Sistemin yalanlarına takıntımız bundandır. Kendimize değil, egemene uygun davranışımız bundandır. Parça parça olmamız bundandır. Mutlu olmayı beceremememiz bu yabancılaşma eforu içinde debelenmemizdendir.  Yenilgiyi zafer göstermek, doğal ve kendilerini abartıdan uzak tutamayanların, suçluların, halklara karşı suç işlemişlerin savunmak için yaptıkları siyasi tarih psikolojisidir. Yalanın büyüklüğü, suçun büyüklüğü kadardır.

Misal: “Kürtler, Türktür” gibi. İttihatçıların Çanakkale yenilgisi, “Çanakkale Zaferi ” olmadı mi? Şimdi 1914 “Çanakkale yenilgisi” desen “deli” sanırlar. “İnönü, Yemen ve Balkanlarda yenilgi aldı” desen kim inanır? İnanmazlar! Onlar “Birinci, ikinci, üçüncü ve rakamlara bindirilmiş “zaferleri” yazmayı, okutmayı, ezberletmeyi ve inandırmayı başarmışlar bile. Devletli olmayanlar kendi gerçeklerini anlatmaya güçleri yetmezken, devletliler kendi yalanlarını düzeltmeye güçleri yetmez olmuş. Zira insanı bu halde düşünme gücü elinde alınmış toplumlar, yalanı yutar…

Uydurdukları kadar güçlüler(!) Bu yalancılık, bizim Kürtlere de bulaşmış! Ama nasıl? Aydınlanmayan toplumlar, yalanı engelleyemediği gibi, yöneticilerine benzerler. Kürtlerin parçalı hali, bu yalan deryasından sıyıramadıklarından dolayıdır. Eh, egemen de kandırmayı memnuniyetle karşılar. Çünkü kendisine benzettiği kadar, rahat yönetir… İşi bu! Geçmiş olsun. Amma! Tarih boyunca yalanın egemenliğinin süreceğini düşünmek de yanıltıcıdır.

Gerçekler inatçıdır, zorlayıcıdır. Doğru, insanlıktır, vicdandır ve bir gün insanlığın usuna vurur, yalanı yerle yeksan eder. Yeter ki insanlık doğru da karar kılmayı öğrensin. Doğrunun yalanı ve yalan iktidarları, yalancıları kuşatması düşüncenin gücünden başlar.

Victor Hugo, “Düşünceler ordulardan güçlüdür. Orduları kuran, dağıtan ve yeniden savunma araçlarını geliştiren düşüncelerdir! Düşünceler plandır, Ordular planın aracıdır” der.

Düşüncelerini yalandan, yanlıştan arındırarak mücadele eden insan ve topluluklar kazanmıştır. Kazanacaktır… Kurtuluş, yalandan, yalancıdan kurtulma ile başlar! Yalandan kurtulamayanlar, kurtulmaz. Özgürleşemez!

Yalanın EGEMENLİGİ ebedi değildir. Yalanın egemenliği ve gerçeğin “marjinallik”  hali geçicidir. Gerçek olan, insanlık tarihi ile devingen, sürekli, sürükleyici ve canlıdır…