UNUTULAN TARİH: ERZİNCAN HÜKÜMETİ 1917-21

527

Davut KURUN

Birinci dünya savasında Osmanlı orduları Doğu Cephesinde yenilgiye uğramışlardı. Enver Paşa bizzat kendi komutasında, Doğu Cephesinde yeni bir harekata girişmek için uzun süreli bir hazırlık yapmıştı . Yüz bin kişilik bir ordu ile Rusları ansızın arkadan çevirip imha etmek için orduyu geçitvermez Allahuekber dağlarından geçirmek ister. Osmanlı ordusu daha Ruslarla karşılaşmadan, 40 bin kişi Allahuekber dağlarında kara kışın öldürücü soğuğunda donar; birçoğu sakat kalır. Dağları aşabilen 30- 40 bin kişilik birliklerle Ruslara saldıran Enver Paşa elindeki askerleri de bu çarpışmalardan kaybederek İstanbul’a döner. Rus orduları ciddi bir direnişle karşılaşmadan Kuzey Kürdistan’ın kuzey bölgelerini ve doğu Karadeniz’i işgal eder.

Erzincan’a kadar gelen Rus orduları Dersimlilerin gayri nizami birlikleri tarafından durdurulurlar. Panik halinde geri çekilen Osmanlı ordusunun 28. ve 36. fırkaları Dersim’e sığınırlar ve orada korunurlar. 1. Rus Ordusu, Munzur Dağları, Sadak dağları ve Çardaklı Boğazında cephe tutmuş, daha fazla ilerleyemiyordu.

1917 ‘den sonra Rus ordusunda disiplin bozulmuş, askerler savaşmak istemiyorlardı ve özellikle sivil halka karşı silah kulanmıyorlardı. Rus ordusu Dersim cephesini birkaç kez kırmak için cılız girişimler yaptıysa da , gerek Dersim güçlerinin güçlü direnişi gerek Rus ordusunda giderek hakim olan devrimci düşüncelerin etkisiyle askerlerin sivil halka karşı savaşmak istememeleri sonucu, bu girişimler başarıya ulaşamadı.

1917 Rusya’da Ekim Devrimi oldu ve bütün cephelerde devrimci akser konseyleri yönetime el koydu. Osmanlı ordusunu bozguna uğratan 1. Rus ordusunda da Bolşevik partisi üyelerinden oluşan konsey yönetime el koymuş ve Çar taraftarı general ve subayları tutuklamıştı. 1. Rus ordusunun yönetimine Gürcistan Sosyal Demokrat parti üyesi ve İşçi Sovyetleri üyesi Arsak Cemalyan, Viktor Tedzaya, karargah fotografçısı Esadze getirildiler. 1. Kızıl ordu olarak askeri birlikler yeniden örgütlendirildiler. 1. Kızıl ordu yönetimi, komutayı alır almaz Osmanlı savaş esirlerine Bolşevik devriminin ilkeleri anlatılarak serbest bırakıldılar. İsteyenin kızıl ordu ile birlikte kalabileceğini istiyenin ise gidebileceği söylendi. Yeni komuta konseyi, işgal bölgelerinde propaganda birlikleri oluşturarak halkı kızıl orduya destek olmaya ve bölgelerinde yönetimi ele almak için hazırlık yapmaları ve komiteler oluşturmaları propagandasını yapıyordu.

Sovyet hütümeti bütün cephelerde savaşı durdurdu ve işgal bölgelerinden çekilecegini açıkladı. Bu savaşın emperyalist bir savaş olduğunu ve esas amacının Osmanlı topraklarını paylaşmak olduğunu belgeleriyle açıkladı ve İngiltere ile Çarlık Rusyası arasında yapılan paylaşım anlaşmalarını açıkladı.

1.Kızıl ordu, Lenin ve Sovyet hükümetinin direktifleri doğrultusunda 24 kasım 1917’ de Osmanlı hükümeti ile bir barış antlaşması imzaladı. Antlaşma hükümlerine göre, Kızıl Ordu işgal bölgesinde üç ay içinde çekilecek ancak çekildiği bölgelerde yönetimi yerel halkın seçimle oluşturacağı konseylere devredecek, Osmanlı hükümetinin de halkın yönetimine saygı duyacağını ve tanıyacağını, osmanlı idaresi ve ordusunun herhangi bir şekilde bu yönetimlere müdahale edemeyeceğini, herhangi bir karışıklık durumunda sovyet ve osmanlı hükümetlerinin ortak kararları ile ve bölgede oluşan hükümetin talebi doğrultusunda hareket edileceği ve benzeri hükümler yer almıştı.

Erzincan’da mütareke imzalandıktan sonra, Osmanlı mütareke komisyonu başkanı ve Enver Paşa’nın amcası, bu mütarekenin kağıt üzerinde kalmaya mahkum olduğunu ve bu toprakların Osmanlı idaresine geçeceğini açıklamıştır.

Mütarekeden hemen sonra, 1.Kızıl Ordu komutanı Arsak Cemalyan, Kürt,Türk ve Ermeni ileri gelenleri ile bir toplantı yaptı. Bu toplantıya Ermeniler adına Muradov, Kürtler adına Alişêr ve Alişan beyler, Türkler adına İstanbul’dan gönderilen Erzincan müftüsü katıldılar. Bölgede nüfus sayımına göre halk temsilcileri sayısı belirlendi ve en kısa zaman içinde Erzincan, Bayburt, Dersim bölgelerini kapsıyacak 25 (Ermeni kaynaklari 75 temsilci olduğunu söyler) halk temsilcisinin hemen belirlenmesi çalışmalarına başlandı. Kızıl Ordu’nun desteği ile çevre bölgelere propaganda birlikleri seferber edildi. Birinci Kızıl Ordu parti ve askeri komitesi “Türk, Kürt ve Ermeni halkına ve emekçilerine çağrısı” adı altındaki bildiri bölgede büyük bir heyecan uyandırdı. Halk büyük bir heyecanla olanbitenleri anlamaya, İstanbul hükümetini tanımamayı ve kendi hükümetini kurmaya başladı. Çarlık ordusu korkusuyla kaçanlar yerlerine döndünler. Doğu ve Batı Dersim adına toplantıya Katılan Alişan ve Alişêr beyler, Bir araba ve 16 atlı ile Dersim’e gitti ve Dersim ileri gelenleri ile toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılması kararlaştırıldı ve yapılan seçimlerle Hozat, Polemor, Kızılkilise Mazgert ve Plurdan halk temsilcileri seçildi. Bu temsilcilerden ismi bilinenler, Use Seydali, Ağaye Piremed, Memo Loliz,, Ali, ve Çeko dur..Batı Dersim’den de Alişan Bey iki delege ile gelir. Dersim delegeleri 8 bin kişilik bir askeri güçle Erzincan’a gelirler. Dersim Delegeleri Erzincan’a gelirken, Soveyet ordusu ve Ermeniler askeri törenle karşılar. Erizincan’da bulunan 5 Türk delegesi karşılama törenlerine katılmıyorlar. Ermeni temsilciler heyeti başkanı Muradof Paşa, törende bir konuşma yapar. Muradof Paşa, Ekim devriminin dünyadaki ve bölgedeki etkilerini anlattıktan sonra “Türkler, Kürtler ve Ermeniler kardeştir. Bizi birbirimize kırdıranlar emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileridir. Biz çektiğimiz acıları unutuyoruz ve barış elimizi uzatıyoruz. Bütün Kürt, Ermeni ve Türk rençberleri ve amaleleri birleşerek kendi şuuramızı kuralım. Bizim Sultanlara ihtiyacımız yoktur. Rus amelesi zalim Çar’ı devirerek kendi hükümetlerini kurdular, biz de birleşerek kendi hükümetimizi kuralım. Lenin ve Ordusu bizi destekliyor”, dedi.

Daha sonra Dersim delegeleri, Belediye binasında düzenlenen, Türk, Ermeni delegeleri ve kızıl ordudaki siyasi komiserlerle tanışma toplantısına katıldılar. Dersim delegeleri toplu halde Kerimoğlu mahalesinde kendilerine tahsis edilen Misafirhanede kaldılar. Aynı hafta Cuma günü Erzincan Belediye Meydanında çevre köylerinde gelenlerinde katılımıyla büyük bir miting düzenlendi. Erzincan tarihinde ilk defa böyle çoşkulu bir kitle gösterisine sahne oluyordu. Ermeniler, Kürtler ve Türkler bayramlaşıyor, birbirlerini kutluyor , kucaklıyor ve birkaç ay öncesine kadar sürüp gelen katliamları kınıyorlardı. Halk artık kendi efendisi olacak, artık kendi yöneticilerini kendisi seçecektir. Mitingte Kızıl Ordu’dan bir yetkili de konuşma yaptı Kızıl Ordu’nun işgalcı olmadığını, Çar generallerinin işledikleri suçlardan dolayı yargılanacaklarını, işgalden zarar gören küçük esnaf ve zanaatçıların zararlarını karşılıyacaklarını, topraklarına el konulanların topraklarının iade edileceğini ve zararlarının giderileceğini belirterek, kurulan Erzincan Rençber ve Amele Şuurasına her türlü desteğin verileceğini söyledi. Mitingde Kürt Ermeni ve Türk temsilcileri adına da konuşmalar yapıldı. Miting bir bayram havasına dönüşmüş, eski düşmanlar barışıyordu, eski güzel anılarını anlatarak nasıl kapı-komşu ve iç içe kardeşçe yaşadıklarını anlatıyorlardı.

Kerimoğlu mahallesindeki İbiş’in büyük konağı şuura toplantıları için kulanılıyordu. İşçi köylü temsilcileri İbiş’in konağında aldıkları kararları Belediye binasında çalışmalarını sürdüren komisiyonlara aktarıyor, komisiyonlar da kararları icraya koyardı.

Şuura bir halk iktidarı idi. Şuura kararlarını, Bayburt, Erzincan ve Dersim komisyonları kendi bölgelerinde yürütmekle görevli idi. Şuura kararlarını oy çokluğu ile alıyordu.

Şuura tartışmaları Ermeni delegelerle Türk Delegeler arasında olurdu. Birçok karar Türk delegelerin muhalefetine rağmen alınıyordu.

Şuura Kızıl Ordu’nun ve RSDP(B) üyelerinin askeri, siyasi ve ekonomik desteği ile kısa zamanda gerçek bir iktidar oldu. İlk etapta, Sovyetlerdeki Kolhozların benzeri bir kolektif üretim çiftlikleri oluşturuldu. Türk delegelerinin muhalefetine rağmen istihbarat ve askeri örgüt ve polis teşkilatı kuruldu. Maliye kanunu çıkarıldı ve vergilerin İstanbul hükümetine değil, şuuraya ödenmesi ve vergi miktarları belirlendi. Toprak kanunu çıkarıldı, topraksız köylülere toprak dağıtıldı , tenkil komitesinin el koyduğu Ermeni toprakları sahiplerine iade edildi.Türk temsilcileri toprak kanununa özellikle engel olmak için ellerinden geleni yaptılar. Dersim delegeleri de bu tartışmalarda ikiye ayrıldılar. Türk ve Ermeni delegeleri arasında çok sert tartışmalar yapıldı ve kanun oy çokluğu ile çıkarıldı.

Osmanlı ordusu bölgeden çekilirken bölgede yeni bir illegal örgütlemeye gitti. Rus işgal güçlerini rahatsız edecek askeri eylemlilikler için bazı Türk köylülerini örgütleyip silahlandırmış ve istihbarat ağını geliştirmişti. Osmanlı ordusu bölgeden çekilirken Ermenilerin eylemlerine karşı kendilerini savunmak için Türk köylerine askeri malzeme bırakmıştı. Ancak Rus ordusu bölgede olduğu sürece Ermeni ve Türk çatışmasına meydan verilmedi ve bu silahlar da kulanılmadı. Ancak savaş öncesinde ve savaş süresi içinde oluşturulan Tenkil Komitesi, Cemiyeti İslamiye, Karakol Örgütü gibi İttihatçı örgütlenmeler, Çarlık ordusunun işgali dönemi boyunca faaliyetlerini gizli olarak yürüttüler. Şuura daki Türk temsilciler Cemiyeti İslamiye’nin inisiyatifi altında idiler. Bu örgütlerin yöneticileri ise İttihat ve Teraki partisi yönetimi tarafından atanıyordu.

Ekim devriminin bölgedeki etkisi hissedilince, Kızıl ordunun ve Ermeni Taşnak partisinin halkların kardeşliği propagandası Cemiyeti İslamiye’nin etkisini çok zayıflattı. Şuura faaliyetlerine katılan Türk köylüleri eskiden Ermeni korkusuyla desteklediği Cemiyeti İslamiye’ye desteklerini çektiler hatta Karakol Örgütü’nün elamanlarını kovdular ve faaliyetlerini ifşa ettiler. İttihat Teraki Cemiyeti İslamiye’yi yeniden canlandırmak için Cafer beyi bölgeye gönderdi. Ancak Ekim devriminin bölgede yarattığı halkların kardeşligi öyle güçlenmişti ki Cafer bey fazla etkili olamadı. Bunun üzerine Mazhar Bey bölgeye görevli olarak gönderildi, O da başarılı olamayınca yerine Abdulmabut atandı. Abdulmabut diğerlerinden farklı bir strateji ile Erzincan’a geldi. O resmi olarak Erzincan Müftülügünü de üstlenmişti, ancak esas görevi Cemiyeti İslamiye’yi canlandırmak ve Şuura hakimiyetini sınırlamak ve Türk ordusunun bölgeye girişinin zeminini hazırlamaktı. Abudulmabut Kızıl Ordunun yavaş yavaş geri çekilmesinden cesaret alarak, Cemiyetin merkezini bizzat Erzincan Merkezdeki Camiilere aldırdı. Çalışma alanlarını 7 bölgeye ayırarak görevliler atadı ve propaganda grupları oluşturarak yoğun bir çalışma başlattı.

Abdulmabut, görünürde Şuura çalışmaları karşışında lakayıtsız görünmesine rağmen, fiiliyatta şuura hakimiyetini kırmak için elinden geleni yapıyordu. Ermenilerin ve Dersimlilerin Müslümanların mallarına el koyacaklarını ve müslümanları bölgeden kovacaklarını, Camileri depoya çevireceklerini, müslümanlığın yasaklanarak Rusyadaki gibi dinsizligi getirecekleri gibi klasik anti-komünist propagandayı geliştirerek kitle desteği sağlamaya çalışıyordu. Müslümanların vergilerini Hırıstıyanlara ve dinsiz Şuura hükümetine verilmemesini, Vergileri ancak Allah adına Sultanın toplama yetkisi olduğunu söyleyip müslüman köylerini haraca bağladı. Kızıl ordunun, Kirbuz ve Kolhozların halk içinde etkili olmak için verdiği Maddi destek, bu kuruluşları yoksul köylülerin gözünde çok itibarlı kılmıştı. Cemiyeti İslamiye Kolhozların bu etkisini kırmak için İstanbul hükümetinden çok böyük bir ödenek aldı ve müslüman köylülere yiyecek ve giyecek yardımı olarak dağıttı. Bütün bunlara rağmen Cemiyeti İslamiye tecrit çemberini kıramadı. Müslüman ve Türk halkı da Ekim devriminin etikisi ile Şuura çalışmalarını destekliyordu. Bunun üzerine Cemiyeti islamiye ve Karakol Örgütü provakasyonlara başvurmaya karar verdiler. Henüz kuruluş aşamasında olan Erzincan Şuura hükümetinin askeri ve istihbarat birimleri, Şuura çalışmalarını destekleyen Türk ve müslüman halkın desteği ile Cemiyeti İslamiye’yi suç üstü yakaladılar. Erzincan’ın Zetkig ve Mola köylerindeki camiileri yakan Cemiyeti İslamiye “Ermeniler camiilerimizi yaktılar” diyerek ortalığı karıştırmaya, müslüman halkı ayaklanmaya çağırdılar. Aynı zamanda Karakol örgütünün ikinci adamı ve karakol örgütünün üyesi Tayyar Bey halka silah silah dağıtırken Şuura güçlerince suç üstü yakalandı. Bölge halkı bunun üzerine Cemiyeti islamiyeye karşı ayaklandı, Tayar ve Abdulmabut linç edilmek istenirken, Kızıl ordunun müdahalesi ile kurtarıldılar ve İstanbul hükümetinin isteği üzerine İstanbul’a gönderildiler.

Kızıl Ordunun 1918 Şubat sonuna kadar Erzincan’ı boşaltması gerekiyordu. Kürt ve Ermenilerin daha fazla kalma istekleri fazla etkili olmadı. Ermenilerin büyük çoğunluğu Taşnak ve Hınçak partisi taraftarı ve Erivan’da Menşevik hükümet kurarak Bolşeviklere karşı savaşıyorlardı. Erzincandaki 1.Kızıl Ordu çok acil olarak Kafkasyadaki Menşevik hükümetlere karşı harekete geçme emri almıştı. Erzincan ve Çevresindeki bazı Ermenilerin Bolşevik taraftarlığı fazla inandırıcı bulunmadı ve Kürtlerde ise sosyalist düşünce hakim eğilim değildi.Bu nedenle Kızıl Ordu , Cemiyeti İslamiye ve İstanbul hükümetinin işgal planlarına karşı fazla birşey yapmadan, Şuuraya istenilen desteği ve güvenceyi vermeden çekildi. Hatta Kafkasya’da osmanlı ordusu ile işbirliği yaparak kurulan ulusal Menşevik hükümetlerine karşı birlikte savaştılar.

Kızıl Ordu’nun Erzincan’dan çekildiği gün Türk delegeler Şuura çalışmalarından çekildiklerini ve İstanbul hükümetine bağlı olduklarını açıkladılar ve azınlık olmasına rağmen Şuura adına 9. Osmanlı ordusunu bölgeye davet ettiler. Erzincan, Bayburt ve Dersim’i saran şenlik ve coşkulu hava yerini tedirginliğe bırakıyordu. Osmanlı Hükümetinin Sovyet hükümümeti ile yaptığı barış antlaşmasına uymayacağı, böleyi işgal ederek Ermenileri kovacağı söylentileri yayılmaya başladı. Cemiyeti islamiye ise artık Ermenilere açıkça savaş çağrısı yapıyor ve Dersim delegelerini cihada kazanmak için yoğun çabalar harcıyor, etkili kişileri ve subayları araya koyuyordu. Bu heyetlerin başlarından biri de gizli Azadi örgütü sorumlusu Binbaşı Cibranlı Halit Bey idi. Cibranlı Halit Bey, Dersim ileri gelenleri ile gizli görüşmeler yaptı ve onlara, henüz ayaklanma ve savaş zamanı olmadığını, Kürtlerin belli bir hazırlıktan sonra topluca ayaklanmaları halinde sonuç alabileceklerini telkin ve tavsiyelerinde bulundu. Seyit Rıza ve birkaç Dersim ileri gelenleri Cibranlı Halit Bey’in önerilerini kabul etti, hatta yazılı bir kayıt olmamasına rağmen, bazı söylentilere göre, Seyit Rıza Müfrezesiyle birlikte Halit Bey’in yanında Osmanlı ordusuna katılarak Erzurum’a kadar gitmiş ve burada Ermenilere yapılan katliamları görmüş ve suçsuz insanların, kadınların, çocukların öldürülmesine isyan ederek Binbaşı Halit Bey ve Nuri Paşa nezdinde bazı çıkışlar yapmış, ancak onlardan azar işitince Erzurum’u terk ederek Dersim’e dönmüştür.

Ancak Türk hükümetinin bütün çabalarına rağmen, Dersimliler Cihada karşı çıktılar ve kim saldırıya geçerse ona karşı oluruz açıklaması yaptılar.

Ermeni Delegeleri de son kez iyi niyet girişimi yaptılar ve Türk tarafına sorunları müzakere etme çağrısı yaptılar. Türk Komitesindeki bazı isimler buna Cemiyeti İslamiye adına olumsuz cevap verdiler. Aynı Çağrıyı Dersim delegeleri yineledi , bu sefer Türk Komitesi olumlu cevap verdi. Ancak uzlaşma antlaşma toplantısında hiçbir sonuç alınmadı. Türk komitesinin muhalefetine rağmen, çoğunluk kararıyla, her iki taraf beş gün içinde ellerindeki silahları Belediye Başkanı Mehmet Emin Bektaşi’nin adamlarına teslim etmesi gerekiyordu. Toplantıda Muradof Paşa Türk delegelere yönelik Osmanlının Ermenilere yaptıklarını “herşeye rağmen, size mal etmeden unuttuk ve birarada yaşamak için çabaladık, barış elimizi uzattık. Ancak siz osmanlı ordusunun yaptıklarına sahip çıkıyor ve kışkırtıcılık yapıyorsunuz. Siz böylece kendi halkınıza ihanet ediyorsunuz. Siz sizi bize karşı kırşkırtanların köleliğini yapıyorsunuz. Teslim olmayacağız ve savaşacağız. Yanımızda Sovyetler Birliği’nin amelesi, rençberi ve askeri var, Kürdistan’ın ve Anadolunun amalesi Rençberi ve milyonlarca yoksulu var”, dedi ve Dersim delegelerine dönerek; ‘Dersimliler, İttihatçılar ve Cemiyeti İslamiye sizi bize karşı kışkırtıyor. Ben 17 yıl Dersim Dağlarında yaşadım ve savaştım. Dersimliyi iyi tanırım. Dersim’in savaş imkanını da bilirim. Ermeniler, Kürtler ve Türkler , Dersim’de olduğu gibi, buralarda da kardeş gibi birarada yaşamalıdırlar. Tenkilden kaçan Ermenileri siz korudunuz, barındırdınız. Birliğimizi güçlendirelim, Türk, Kürt, Ermeni Rençberleri Şuurasını Osmanlı ordusuna karşı koruyalım, gerekirse savaşalım’, şeklinde duygusal bir konuşma yaptı.

Tanınan beş günlük süre içinde, Ermeniler, ellerindeki silahları, Türkler teslim etmediği takdirde geri almak kaydıyla silahlarını teslim ettiler. Beş gün sonra, Türkler silahları teslim etmediği için Ermeniler silahlarını geri aldılar. Dersimliler de Dersim’e döneceklerini bildirdiler. Dersim delegeleri dönmeden önce Türk ve Ermeni komitesi ile görüştüler ve tavırlarını bildirdiler. Şuura Hükümeti Erzindan’da güvenlikte değildir. Hükümet Merkezini Dersim’e taşıyalım. Dersim Türkleri ve Ermenilerinin birbirine karşı düşmanlıkları yoktur, bunlar şuura hükümetinin ve Dersim güclerinin güvencesine sahiptirler. Bizim Erzincan ve Bayburt’ta olayları önleyecek ve Osmanlı ordusunun işgalini önleyecek gücümüz yok, ancak Dersim’e karşı saldırıya kim geçerse, savunacağız. Dersim’deki Ermenileri de Türk ordusuna karşı koruyacağız. Osmanlı Ordusunun veya Ermeni birliklerinin Dersim üzerinden Erzincan’a saldırmalarına da müsaade etmeyeceğiz. Murat Suyu’nun doğusunda Ermeni Türk çatışmasına izin vermeyiz. Dersim’de Ermeniler de Türklerd e barış içinde yaşıyabilirler, dediler.

Böylece, savaş nedeniyle kan deryasına dönen dünyadan ve bölgeden Dersim’i tecrit ederek barış ve huzur içinde yaşayacaklarını zanediyorlardı. Dersim delegeleri daha Dersim’e gelir gelmez başları Osmanlı ordusu ile derde girdi.

İttihat ve Terraki Hükümeti, Kızıl Ordu çekilir çekilmez hemen bölgeyi işgal etme hazırlıklarına başladı. Sovyet hükümetinin Kafkasya’da kurulan Menşevik hükümetlerle bu arada Menşevik Ermeni hükümeti ile savaştığı bir dönemde, barış antlaşmasına uyulmasını istemesi ve Ermenileri koruması düşünülemezdi. Osmanlı Ordusu Kızıl Ordu’ya yardım adı altında da Menşeviktirler diye Ermenilere karşı savaş açabilirdi. Ancak Irak ve Suriye’de İngiliz ve Fransızlara karşı cepheye sürülen birlikleri geri çekmek mümkün değildi ve Bölgede yeteri miktarda Osmanlı askeri birliği de yoktu. Erzincan’a en yakın askeri birlikler, Palu’ya 10 km uzaklıktaki Sekerat köyünde üslenen 9. kolordu idi. Bu birlikler ancak Dersim üzerinden Erzincan’a gidebilirlerdi. 9. Kolordunun bazı birlikleri Doğu Dersim üzerinden Erzincan’a yürümek istedi. Dersimlilerin ihtarlarına kulak asmayan binbaşı Hasan Lütfü bey ve askeri birlikleri Kızılkilise yakınlarında kuşatıldılar ve çetin çatışmalar yaşandı. İstanbul hükümeti binbaşı Cibranlı Halit Bey’i küçük bir askeri birlikle takrar arabulucu olarak Dersim’e gönderdi. Halit Beyi, Rus ordusu içindeki ayaklanmadan ve Ekim Devriminden etkilenen Erzincan’daki şuura çalışmalarına delege olarak katılan ve Ermeni katliamına karşı çıkan ve 1917’de Alay Komutanı iken istifa ederek Dersim’e sığınan albay Hasan Vefa Bey karşılar. Hasan Vefa bey aynı zamanda, Merkezi Yeşilyazı’ya taşınan şuura hükümetinin de askeri komutanı idi. Erzincan hükümetindeki Dersim delegeleri, birkaç Ermeni delegesi ve Hasan Vefa Bey Şuura hükümetinin merkezinin Yeşilyazı’ya naklederek sürdürülmesi kararı almışlardı ve Cibranlı Halit bey Dersim’e gelirken, şuura üyeleri Dersim aşiret liderleri ile Yezilyazı’da toplantı halinde idiler. Hasan Vefa Bey ve Dersim ileri gelenleri, Hasan Lütfi bey komutasındaki 9. kolordu birliklerinin, tekrar Palu’ya geri dönmesi ve Dersim üzerinden Erzincan’a saldırılmaması koşulu ile kuşatmayı kaldıracaklarını bildirirler. Ancak Dersimlilerin uyarılarını dikate almadan gelen Hasan Lütfi bey dönüş için Dersimlilerden çekinmekte ve kendisine birkaç rehber verilmesini ister. Dersimliler yanlarına Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf beyi verirler. Hasan Lütfi bey, Peri suyuna kadar refakat ederek, oradan ayrılmak isterken bu iki kişiyi tutuklar, Palu’da Divanı Harp’te şuura çalışmalarına katıldıkları, askere mukavemet ettikleri ve vatana ihanet ettikleri suçlamaları ile idama mahkum edilirler ve aynı gün asılırlar. Bu olayda öfkelenen Bazı Dersimliler Binbaşı Cibranlı Halit Bey’in tutuklanmasını isterler, ancak Erzurum’dan yeni dönen Seyit Rıza ve Hasan Vefa bey buna karşı çıkarlar.

Dersim üzerinden Erzincan’a giremiyen Osmanlı ordusu Çapakçur ve Sivas üzerinden Erzincan’a girdi. Direnen Ermeniler kurşuna dizilir. Ermeni halkı Erzincan’da ikinci defa katliama uğrar. Kurtulanlar, çoluk çocuğu ile dağlarda gece gündüz ürkek adımlarla yürüyerek ya Dersim’e sığındı ya da Ermenistan’a gitmek için ızdıraplı yolculuğa başladı. Kimisi yollarda açlıktan, soğuktan öldü, kimisi katledildi, kimisi Ermenistan’a ulaşarak acı hatıralarıyla yaşamını sürdürdü. Kurtulanlar Erivan’da uzun süre Dersim isimli bir dergi çıkararak geçmişlerini canlı tutmaya çalıştılar.

Siyasi ufku Dersim sınırlarını aşamayan Dersim ileri gelenleri ise kan gölüne dönen dünyada bir barış adası yaratamadılar. Dersim önce, dinsel ve ulusal olarak dört taraftan kuşatıldı ve tecrit edildi. Kendilerini batı Dersim olarak tanıtan ve Yeşilyazı’daki şuura yönetimine bağlı hisseden Koçgirî halkının 1921’de katledilmesi karşışında ciddi bir varlık gösteremeyen Yeşilyazı şuura yönetiminin artık varlığının hikmeti harbiyesi kalmamıştı ve 1921’de feshedildi. Artık Dersim’in kendisini koruması, kötü kaderinden kurtulması zorlaşmıştı. Bir şarkıda söylendiği gibi artık “goça ma bena goça Ermenu”.

M.Kemal Nutuk’ta Dersim konusunu çarpıtarak yazıyor. Erzurum kongresinden dönerken Erzincan’da, on gün zorunlu olarak kalıyor, gerekçesi de Dersimlilerin yolları tuttuğu ve yol güvenliğinin olmadığıdır. Daha sonra Sivas kongresi sırasında Dersimlilerin Elazığ valisi Ali Galip in yardımıyla Sivasta kongreyi basacağı yönündeki iddiasıdır. Bu iki iddia da yalan ve çarpıtmadır.

M.Kemal Samsun’dan Erzurum’a kadar gittigi bütün illerde askeri ve idarı erkandan ve ayandan biat görmüştür ama Dersimlilerden görmemiştir, çünkü Dersimliler M. Kemal’i değil, Yeşilyazı’ya taşınan hükümetin otoritesini tanımakta ve M. Kemalin de bu hükümeti tanımasını istemektedirler. M.Kemal’in, Erzincan hükümetinin hükümranlık alanı olan Erzincan ve Dersim’de izinsiz ve silahlı güçleri ile dolaşmasını istememektedirler. Erzincan’a müdahale edemiyorlar ama M. Kemal’in silahlarıyla Dersim sınırları içinde seyhatına izin vermeyeceklerini bildirmişlerdir. Yine arabulucular ile yapılan görüşmelerde, ancak iki silahlı askerle geçişlerine izin verilmiştir ve geçiş güvenliğini de Dersimliler sağlamıştır. M. Kemal silahlarını saklayarak geçmiştir.

Sivas’a vardıktan sonra da ilginç bir olay yaşanmıştır. 1911 yılında ABD’ ye çalışmaya giden 23 veya 24 kişi olduğu söylenen bir grup Dersimli İstanbul Samsun yolundan Dersim’e dönmektedirler. M. Kemal’in Sivas’a vardığı günlerde Dersimliler de Sivas civarlarındadır. Dersimli gurup güvenlik nedeniyle Sivas şehir dışında konaklar ve şehire 4 kişiyi yiyecek için gönderir. Şehire yiyecek için giden guruptan birisin başında fötr şapkası vardır. Çarşıda dolanırken, M. Kemal 4 yabancının şehirde alış veriş yaptığını öğrenir ve yanına getirilmelerini emreder. M. Kemal kısa bir sohbetten sonra bunların Dersimli olduğunu ve ABD’de 8 yıl çalıştıklarını öğrenir ve sorguya aldırır. Kendilerine Elazığ’daki Vali Ali Galip ile ilişkelirinin olup olmadığını, ne amaçla geldiklerini soruşturur. Sonuçta bunların gerçekten Amerika’dan dönen işçiler olduğunu öğrenince, serbest bırakır ama o ara para sıkıntısı çeken M. Kemal bunların 8 yılda biriktirdiği bütün paralarına da el koyar ve Sivas Kongresini de bu para ile yapar. Kongrre bittikten sonra da Amerikan kız lisesindeki paralara el koyarak Ankara’ya gider. Nutuk adlı eserinde M. Kemal’in, Dersimliler Alip Galip’in yardımı ile Sivas’ı basacakları hikayesinin gerkçek öyküsü budur ve gerçeği yansıtmaz.

Bu makale 1988 yılnda newroz.com sitesinde yayınlandı .