‘ULUSLARARASI KOMPLO’

71

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Bu tabirin patenti Abdullah Öcalan’a aittir. Avukatı sıfatıyla kendisiyle ilk görüşmeyi yaptığımda bana söylediği ilk söz “uluslararası komploya uğradım.” oldu. “İsa gibi çarmıha gerildim.” diyordu Öcalan, “Bir çivi Atina’da, bir çivi Moskova’da, bir çivi, Roma’da, bir çivi de Kenya’da çakıldı.”

Şam ve Ankara’dan bahis yoktu. Oysa çarmıhına birer çivi de bu iki başkentte çakılmıştı.
Ondan sonra da ‘uluslararası komplo’ hakkında makaleler, kitaplar yayınlandı. Apocular hala ‘uluslar arası komplo’ deyip duruyor.

Amaç Kürt insanının zihninde Amerika ve Avrupa’nın Kürtlerin düşmanı olduğu imajı yaratmak ve bunu canlı tutmak.

Aynı şeyi şimdi de barzaniciler yapıyor.

Barzaniciler, Mesut Barzani’ye ‘uluslararası komplo yapıldı’ deyip duruyor.

Türklerin, Arapların, Farsların Kürdistanı kurmakla suçladığı Amerika neden bu iki ‘Kürt lideri’ne ‘komplo’ yapma ihtiyacını duydu acaba?…

Bu sorunun cevabını kimsenin merak ettiği yok.

Abdullah Öcalan Şam’da Esat’ın himayesinde sözde Bağımsız Birleşik Kürdistan’ı kurmak için Türklere karşı savaş yürütürken, bölge devletleri tarafından Kürtleri himaye etmekle suçlanan Amerika ve diğer batılı devletlere hakaretler yağdırıyor, onları tehdit ediyordu.
Amerika’yı en çok rahatsız eden şeyse, kurduğu ve koruması altına aldığı Güney Kürdistanı TC, Suriye ve İran’ın talimatıyla Öcalan’ın yıkmaya çalışmasıydı.

O günlerde bir tek Türkler (o da Amerika’nın yoğun baskısı sonucunda) Güney Kürdistan’ın dış dünyayla kısmen ilişki kurmasına istemeye istemeye izin veriyordu. Türklerin yönlendirmesiyle Abdullah Öcalan, Güney Kürdistan’ın bu nefes borusunu kapatmak için Silopi’deki İbrahim Halil kapısına ambargo koymuştu. PKK militanları Ambargoyu delmeye çalışan kamyonları güpe gündüz Silopi’de yakıyordu. Bu kapıyı Amerika’nın baskısıyla açan Türkler’se PKK’nin bu yaptığını görmezden geliyordu. Abdullah Öcalan bununla da kalmayacak, Güneyli iki büyük partiye karşı savaş da ilan edecekti. Bu yüzden binlerce Kürt gencinin kanı aktı. Bu gençlerin kimi öldü, kimi sakat kaldı.

O sırada ben de, Öcalan ve PKK’ye Güney Kürdistan’a karşı yaptığı bu saldırıların Kürt milli çıkarlarıyla bağdaşmadığını, Güney Kürdistan’ın elde ettiği statünün sadece o coğrafyada yaşayanların değil, tüm Kürtlerin kazanımı olduğunu aleni bir şekilde söylüyor, PKK’nin bu yaptığına şiddetle karşı çıkıyordum.

Abdullah Öcalan’a o yıllarda muhalefetimin bir nedeni de onun izlediği Amerika karşıtı siyasetti…

Abdullah Öcalan Kürt milli kurtuluş savaşı verdiğini söylüyordu, ama diğer yandan Kürtlerin dostlarına karşı düşmanca, düşmanlarına karşı da dostça bir siyaset izliyordu.
Sadece PKK değil, sovyetik Kürt organizasyonları da anti amerikan bir siyaset izliyordu.
Yazılarımda ve konuşmalarımda başta PKK olmak üzere, onlara (dilimin döndüğünce) Amerika ve Avrupa’nın düşmanlığına değil dostluğuna ihtiyacımız olduğunu, dört zalim düşmanla baş edemeyen Kürtlerin, ancak Amerika ve Avrupa’nın desteğiyle özgürlüğünü elde edebileceğini, Güney Kürdistanın sahip olduğu statüyü onlara borçlu olduğumuzu, diğer parçaların da ancak onlar sayesinde özgürlüğünü elde edebileceğini anlatmaya çalışıyordum.

Doksanlı yılların başında PSK’nin çıkardığı Azadi gazetesinde yayınladığım bir yazıda, Öcalan’ın Amerika ve Avrupa’ya karşı izlediği düşmanca siyaseti yaklaşık şu şekilde eleştirdiğimi hatırlıyorum:

“Amerika ve Avrupa dünyanın hakimidir. Dünya’daki tüm meseleler onların verdiği kararla çözüm buluyor. Hakime söverek dava kazanıldığı görülmüş değil. Bu büyük devletler Kürtleri yüz defa da satsa, dönüp dolaşıp sonuçta yine onların kapısını çalmaktan başka çaremiz yok. Amerika ve Avrupa’nın desteği olmadan Kürtler, değil devlet kurmak, bölge devletlerine varlığını dahi kabul ettiremez.”

Abdullah Öcalan tarihten ve kendisine yapılan uyarılardan ders çıkaracak çapta biri değildi. O benim gibi Kürt milliyetçilerinden ziyade Türk gizli servislerinin mensup Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi Kürt düşmanlarını dinlemeyi tercih ediyordu.

Abdullah Öcalan Güney Kürdistan’ı yıkma fikrinden vaz geçmediği için Amerika’nın yapacak tek şey kalıyordu, ‘Uluslararası komplo’yla onu derdest edip sahibine teslim etmek…

Yaşadığımız son tecrübeyle bir kez daha sabit olmuştur ki Öcalan gibi Barzani de, Yeni Ortadoğu’nun değil, Eski Orta Doğu’ya mensup…

O da Kürtlerle Amerika ve Avrupa’ı karşı karşıya getirmeye çalışıyor…

Siyasette bir kişi ya da taraftarları ‘uluslararası komplo’ demeye başladı mı, milletler arası güçler tarafından onun ipi çekilmiş demekti.

Diğer bir ifadeyle ‘uluslararası komplo’ yürürlükte…

Abdullah Öcalan ve Eski Orta Doğu’nun diğer liderleri gibi Barzani de tasfiye edilecek.
Öcalan’dan sonra Saddam tasfiye edildi…

Gidişat, Barzani‘nin de Esat‘tan önce gideceğini gösteriyor.

28 Ekim 2017