Ulusal Kader ve Referandum

199

Necat Demirci

Ulusların kaderini tayin hakkı sosyalizm-komünizmin en çok tartışılan konularından birisidir. Bu kavramın ortaya çıkması tarihin sıkıştığı, sömürgeciliğin-kolonyalizmin yaygın olduğu bir dönemdir. Çünkü tartışılan bu konu, aslında zaten kaderini burjuva devrimi ile belirlemiş ve kaderini egemen sınıflara teslim etmiş devletlerin, kaderini belirlemekten yoksun bırakılmış uluslar ve bu ulusların sınıf mücadelesi içerisinde bulunan devrimciler tarafından siyasal literatüre sokulmuştur.

Bu kavram tarihin akışı içerisinde kaderini belirlemiş uluslar ve egemen sınıflar için değil, kaderini belirleyememiş uluslar için önemlidir. Yani ortaya çıkışı kaderi sömürgecilerin elinde olan ulusların varlığı ile alakalıdır.

Devrimciler içerisinde bu yüzden en saygın ve ezilen – sömürülen kitlelerde karşılığı olanlar, ezen kimliğinden soyunup, ezilenlerin kimliği ile savaşacak varoluşu sergilemiş olanlardır. Sartre gibi, Türklerin Sartre’si Beşikci gibi. Enternasyonalizmde böylesi bir kimlik ve ezen kimliğinden soyunma bilinci, tarih bilincidir.

Referandum artık bir ulusun kaderini belirleyebileceği iktidara ve güce sahip olduğu, bu gücü elinde bulundurduğu anlamına gelir. İster küresel güçler buna müdahil olsun, desteklesin ya da desteklemesin. Bir ulus kaderini liderleri adına değil, bir ulus kaderini kendi varoluşu adına belirleyecektir. Kürdistan bölgesel yönetiminde de durum bundan farklı değildir.

Kürdistan’da iç-dış etkenler olsun ya da olmasın, artık sınırları belirlenmiş, ve iktidar savaşının sürdüğü ulus-ülke gerçeğinin ülke kaderini belirleyeceği güce eriştiği bir süreç yaşanıyor. KDP lideri Barzani eğer herşeye rağmen referandum olacak diye bir karar alabiliyorsa, bu onun kurmuş olduğu iktidar ile ve iktidarını destekleyen kitle ile çok alakalıdır. Yoksa böyle bir karar alıp uygulamaya koyması mümkün olmazdı. Bu güçler savaşında bölgesel yönetimin siyasal olarak tek başına hakimi olamasa da, referandum süreci ulusun kaderini tayin hakkı ile değil, daha çok iktidarı ile ilgili bir sonuca evrilecektir.

Kürt ulusunun belirli bölgesinde yaşayan halk kitleleri karar verecek. Bir karar verecek rolü üstlenmiş olduklarına göre, artık söyleyebileceğimiz tek gerçek şudur ki, o hakkı eline almıştır, o hak vardır.

Kuzey Kürdistan’daki genel yanılgı, ve tartışmaların kitlendiği nokta ve düşünce düzeyinin yoksunluğu burada ortaya çıkıyor. Çünkü kendi kaderi hakkında tek söz sahibi olamayan bir ferdin, başka bir bölgede de olsa ulusdaşının bu kararı verip verememe gerçekliğini tam olarak düşünce dünyasına çıkaramıyor. Bu yüzden iki seçeneği olan bu referandumu, bilincinde tek bir seçeneğe ve Barzani iktidarına indirgemiş durumda. Bunun en önemli nedeni ise, finansal yönetim gücü ile, para ile, ticari ilişkiler ile, bir ulusu aydınlatacağını sanan iktidarın döküp saçtığı değerler, ve bu değerler ile ulusal bilinci değil ama, bir kirli ilişkilerin ortaya çıkardığı sömürge ülkemizdeki aydın prototipi.

En son Turhallı sosyal medyadan YNK’den ihraç edilen partili ile ilgili yaptığı sakat değerlendirmeyi okursak, bunu anlamış oluruz. Özellikle KDP yedeğindeki ”aydın” prototiplerinden örnekleme yapmıyorum ki, iktidar ve çıkar ilişkileri olmaksızın ne denli sorunlu bir düşünce dünyamız olduğunu anlayabilelim.

Hayır demeyi bir ulusa ihanet olarak tarifleyen Kürt aydını, bir ulusun kendi kaderini tayin etmenin ne anlama geldiğini, bir karar verme durumunun kader belirleme durumu olduğunu anlayamaması, düşünce dünyasında açığa çıkaramaması, düşünce dünyasının tekli seçeneklere sıkışıp kalması anlamına gelir.

Kişisel olarak Bölgesel yönetimin herşeye rağmen bu referandumdan bağımsızlık kararı almasını bir Kürt olarak isterim. Ama çıkmaması durumunda da kimseyi ihanet ile suçlayamam, kriminalize edemem. Çünkü özgür bir ulus olduğunu bölgesel yönetimde karar ne çıkarsa çıksın dünyaya haykırmış olacak Kürtler, belirli bir bölgede de olsa! Bunun ne kadar önemli olduğunu kavrayamayan bilinç en çok Türk devletinin bu durum karşısındaki tutumu ile analiz yapabilir, eksik, geri ve sorunlu oluyor.

Şayet tartışmalı da olsa bir referandum kararı alınmış ise, bunun iki seçeneği vardır. Hangi iktidar olursa olsun, parlemento kararı ile ya da değil bu karar alınmış ve referandum yapılacaksa, iki seçeneğin eşit olduğunu da ilan etmiş bir iktidar ve temsilcileri olduğunu kabul almak zorundayız.

Ancak hayır demenin suç olduğu bir referandum tertip etmek, kendi ulusunu kriminalize etmek için bir tiyatyo oluşturmaktan ibarettir! O ki iki seçenekten birisinin suç ya da ihanet olduğu bir repertuar ile kendi ulusuna gidiyorsun, o halde darağaçları kurulsun, fakat içinde ihanet seçeneğinin de bulunduğu bir repertuar ile ulusuna gitmek de en az hayır diyenlerinki kadar ihanet içerecektir! Böyle bir düşünce pratiğini anlamak çok zor. Bunca siyasal – politik birikim yapmış ”aydınların” böyle basit bir denklemi kuramıyor olması, tarifleyemiyor olması çok sorunludur.

Parti programına uygun hareket etmediği için bir partilinin parti ile ilişkisinin kesilmesi başkadır, onu toplumun önüne atıp, linç edip, mal varlıklarını yağmalamak ise bambaşkadır. Gerçekten böyle ise Kürdistan’ı özgür değil, Kürdistan’ı bir çiftlikten bile değersiz gören iktidar paylaşımının ve Kürdistan’da kriminalize eden bir süreç işletiliyor demektir…

Gerçek olan şudur ki, Kürtler şu veya bu şekilde artık kaderini bir bölgesinde tayin ediyor. Hayır bile dense kendi kaderini tayin etmiş olacak. Hatta yarın evet diyeceği yeni bir referandum yapabilme hakkını da kimse gasp edemeyecek.

Bakıp göreceğiz, sonuçta en çok oy kullanmayacak olanlar bu konuda konuşuyor ve önüne geleni ”hayır” seçeneğinin de olduğu bir referandum sürecinde ihanet ile suçluyor!