Türkiye`de Faşizmin Kuzey Kürdistan`a Yansıması

1135

Haci Artos

Türkiye`de Faşizmin tarihçesi için bir başlangıç vermek mümkün değil. Türklerin tarihinde iktidarlar hep Faşizmle yönetilmiştir. Belki Dimitrof`un tarif ettiği Kapitalist sistem içinde içinde ele alırsak, İttihat ve Terraki’de başlayıp, TC`nin kurulmasıyla Kemalistlerden günümüze kadar hiç duraksamadan ve dipten gelen bir dalga olarak hep varlığını sürdürmüştür.

Neden Dipten gelen bir dalga, çünkü Türkiye`deki Faşizm her zaman Türk halkının büyük çoğunluğu tarafından desteklenmiştir. Almaya`daki Hitler iktidarı veya başka ülkelerdeki faşist iktidarlarla, Türkiye`deki Faşist ve Sömürgeci iktidar karşılaştırılınca, benzerlikten çok, Türkiye`de daha yıkıcı ve uzun ömürlü olması dikkat çekicidir. Almanya`da 10-12 yıllık ömrü olmuştur.

Türkiye`de Faşizmin, sadece iktidarda bulunanların baskı yolu ile iktidarlarını sürdürdükleri tezi doğru değildir. Eğer öyle olsaydı şimdiye kadar halk muhalefeti yüzünden çoktan yıkılırdı. Ancak halkın desteğiyle ömrünü bugüne kadar uzatabilmiştir. Hiç kimse Türk halkının büyük çoğunluğunun Faşizme karşı olduğunu ispatlayamaz, karşı olan %10`u geçmez. İktidarların ömrünü uzatan halkın desteğidir. Bir yıl önce yazdığım gibi, bugün durum değişmemiştir hatta daha da kötüleşmiştir. Devletin Kürt düşmanlığı Türk halkının % 80`in üzerinde destek bulmaktadır. Faşist İdeoloji, her ülkenin şartlarına göre farklı metotlara başvuruyor. Türkiye`de uzun yıllar Kemalist, faşist milliyetçi ve din karışımı ve Kürt düşmanlığı ideoloji ile bugün daha fazla dinci demagojinin ön planda olduğu, aşırı bir Kürt düşmanlığı propagandasıyla iktidardaki yerini korumaktadır. Kürt düşmanlığını dinci motiflerle süsleyen Türkiye’deki faşizm(Farslar ve Araplar da buna dahildir), sinemadan, televizyona dizilerine, futboldan müziğe kadar bütün araçları son sınırına kadar kullanarak, faşist kudurganlığı en üst seviyeye çıkarmışlardır.

Bunları başarıyla kullanan devlet, büyük kitle tabanını arkasından sürüklemekte ve onların verdiği desteğin tümünü Kürt halkına karşı kullanmaktadır. Bugün Kürdistan`in şehir ve ilçelerini tanklarla, toplarla bombalayan Türkiye devleti gücünü ve moralini halktan almaktadır. Faşizm bir ülkede somut koşullar neyi gerektiriyorsa, o toplumun nabzına göre politikasını belirliyor. 1930`larda Almanya`da bir anti semitizm (Yahudi düşmanlığı) havası vardı. Naziler politikalarını buna göre düzenlediler. 1910`larda Osmanlıların işgal ettiği topraklarda bir Ermeni düşmanlığı havası hüküm sürüyordu. Bunun için İttihat ve Terakki cemiyeti politikasını Ermeni düşmanlığı üzerinde yürüttü. Bugün Faşist sömürgeci düzen dini bir motivasyon ile Türk milliyetçiliğinin dozunu artırarak var olan Kürt düşmanlığı üzerinde politikasını inşa etmiştir.

TC` nin faşist ideolojisi olan « Turan » ülküsü, 1910 yıllarında Çarlık Rusya`sında yaşayan Türklerin tek bir Türk devleti altında birleştirilmesi, dönemin en güçlü siyasi gücü olan İttihat ve Terakki Partisi tarafından sahiplenildi ve böylece resmi bir ideoloji olarak devlet politikası haline geldi. Almanların faşist Nazi Partisi, İttihat ve Terakki Partisi’nden ve Mustafa Kemal`den çok etkilendi. Çünkü onların Ermeni ve Kürt halkına ve öbür azınlıklara karşı yaptıkları katliamlarla, Nazilere ilham kaynağı olmuşlardı.

Türkiye’de faşizmin Türkçü-Turancı düşüncesi, 1960`lardan sonra Nazi Faşizminden aldıkları ilham ile İslami motifleri harmanlayıp, dönemin konjonktürüne uygun bir biçimde Türk- İslam sentezini yarattılar. Faşizmi sadece tekelci sermayenin kanlı bir diktatörlüğü olarak ele almak yanlıştır. Çünkü Faşizmin ayni zamanda sömürgeci karakteri de vardır. Türk Sol hareketleri faşizmi ele alırken çoğu zaman yalnızca Proletarya’ya karşı bir kanlı diktatörlük olarak ele almaktadırlar. Hâlbuki Türkiye`da faşizm daha çok Kürdistan`da gelişen ulusal mücadeleyi bastırmak için kullanılmıştır. Ve bunu sadece askeri darbelerle ala almak yanlıştır. Askeri darbeler döneminde yalnızca biraz dozu artırılmıştır. Askerler her zaman iktidardadırlar ve faşizm hiç kesintiye uğramamıştır.

Türkiye`de faşizmin tabanını sadece burjuvazi ve küçük burjuvazi değil, büyük bir işçi sınıfı kesimi de yer almaktadır. Bunların hepsini seviyesiz Proletarya olarak ele almak dogru değildir. Bunlar Kürt düşmanlığı temelinde devlete hizmet etmektedirler. Kapitalist ülkelerde faşizm, egemen sınıflarla ezilen sınıflar arasındaki mücadelenin belli dönemlerine, sosyal, siyasal, ekonomik, tarihi koşullarda, gelişmenin belli bir ürünü olarak ortaya çıkar. Türkiye`de ise sömürgeci devlet ile Kürt halkının mücadelesi sonucu ortaya çıkmıştır. Sınıfsal temeli inkâr edilemez ama ulusal baskı temeli daha ağır basmıştır. Türkiye`deki faşit hareketi finans kapital`in ürünü ve emperyalizme bağlı olarak gelişen bir olgu olarak ele alırsak, Kürdistan`da süren sömürgeci baskı, katliam, yağmalama vb insanlıkdışı olayları yapan sömürgeci devletin emperyalist yapısını inkâr etmiş oluruz.

Türkiye`yi yarı-sömürge statüsünde ele almak saflıktan başka bir şey değil. Emperyalist devletlerin bile birbirlerine bağımlı oldukları yönleri vardır. Türkiye`nin emperyalistlerle ilişkileri onun sömürgeci ve emperyalist olmadığı anlamına gelmez. Türkiye`nin bugün Ortadoğu`da kendi başına jandarma olma politikası emperyalist devletlerin muhalefetine rağmen devam etmektedir. Bundan ötürü, Türkiye`de bu politikanın tamamen iflas etmesi için ekonomik ve siyasal bunalımın derinleşmesi gerekiyor. Ancak Türkiye`de bir iç savaşın çıkmasını beklemek hayaldir. Çünkü Türkiye`nin kendine özgü faşist iktidarı, halkın desteğini aldığı için, iç savaşın çıkmasını olanaksız kılmıştır. Türkiye`de faşist devlete karşı tek muhalefet Kürdistan`daki ulusal mücadeledir. Ancak bu mücadelenin temel taşları yerli yerine konulursa, Türkiye`nin iflas etmesine ve Kürdistan`in bağımsızlığa gitmesine olanak sağlayacaktır. 18.Mart 2016