Türkiye’ nin Güney Kürdistan’ın Nefes Borusu Olduğu İddialarına Dair Birkaç Not

425

Rojhat Badikî

ABD, AB ve İsrail’ in Ortadoğu’ nun yeniden şekillenmesine ilişkin plan ve programlarının ne olacağı belirteceğim kısa notların dışındadır. Türk devletinin, ABD, AB ve İsrail devletlerine tehdit ve şantajlar savurması, bu ülkelerde gizli bir infiale yol açtığı ve bunun bedellini Türkiye bir biçimiyle ödetecekleri ihtimal dahilindedir. Türkiye’ nin ıslah edilmesinin yolu Kürdistan’ dır. ABD, AB ve İsrail’in Türkiye’ yi terbiye etmesinin silahı Bağımsız Kürdistan’ dır.

Bu ülkeler bağımsız Kürdistan kozunu ‘’demoklesin kılıcı‘’ gibi mi kullanırlar yoksa Bağımsız Kürdistan devletinin kurulması için Kürdlere zemin oluşması için yardımcı mı olurlar?

Bunları bir kenara not ederek, Türkiye’ nin Güney Kürdistan’ ın nefes borusu olduğu ve  Mesud Barzani’ nin ‘’ taktik ‘’ amaçlı Türkiye’ye yaklaştığı şeklinde yorum ve analizler yapılıyor.

Bu düşünce doğru mu? Bana göre yanlış!

Birincisi bu yaklaşım tarzı ‘’mahkûmiyet, bağımlılık ve mecburiyet ‘’ olayını yaratır. Bağımlı olanın ‘’mecbur ‘’ olma dışında başka bir alternatifi yoktur ya da farklı bir alternatif arayışına yönelme şansını ortadan kaldırır. Türk-Kürd ilişkilerinde Barzani ailesi Türk devletinin ihanetini ailece bizzat yaşamıştır. Türkiye’ ye sığınmak zorunda kalan Şêx Ahmed Barzanî  ve beraberindekiler, Türkiye tarafından Irak devletine teslim edilmiştir…

Neden ağırlıklı olarak Güney Kürdistan üzerine duruyorum; Birincisi, Güney Kürdistan parçamızın bağımsızlığa yaklaştığı bir süreci yaşıyor. Burada izlenilecek yanlış politikalar sadece Güney Kürdistan’ ı etkilemeyecek,  Kürdistan’ ın diğer parçalarının kaderini olumlu ya da olumsuz direkt olarak etkileyecektir. İkincisi, Güney Kürdistan’ da fiilen yürütmenin başında Barzani ailesi bulunmaktadır. (Talabani ya da Nowşirvan Ailesi de olsaydı aynı eksen değerlendirmeye alınırdı. Güney Kürdistan’ a yönelik eleştirilerin hedefi kişi ya da aile değil uygulanan politika ve perspektiflerdir ) Doğal olarak Güney’ e ilişkin yapılan değerlendirme ve eleştirilerin merkezinde Sayın Mesud Barzani ve Neçirvan Barzanin uyguladığı politikalar olacaktır.

Benim kişi ya da ailelerle ilgili bir sorunum yok.

IŞID olayı ve Güneybatı Kürdistan ulusal mücadelesi Güney Kürdistan’a petrolünü Türkiye dışında başka yollardan ihraç etme kapısını aralamıştır. Güney Kürdistan yönetimi farklı bir program ve strateji uygulaması durumunda Türkiye’ ye ‘’mahkûm‘’ olma durumundan çıkar.

Güney Kürdistan yönetiminin Bağdat’ tan bağımsız petrolünü Türkiye yolu ile ihraç etme politikası Güney Kürdistan’ın ekonomik iflası ile sonuçlandığı bilinen bir gerçekliktir. Güney Kürdistan yönetimi Petrollerini Türkiye üzerinden dış piyasalara sürmesi ve Türkiye ile yaptığı ve içeriği bilinmeyen 50 yıllık petrol antlaşması 27 milyar dolarlık bir fatura ortaya koymuştur. Oysa Kürdistan’ ın Güneyi dünya petrol rezervlerinin % 5 ‘ine sahip, doğal gaz rezervlerinin de ilk 5 sırada yer almakta tek seçenek yerine çok farklı seçeneklere yönelmesi gerekir.

Tek seçenekli ekonomik ve askeri bağımlılığın doğal olarak siyasi bağımlılığı da beraberinde getirmesi kaçınılmaz.

Türkiye’ nin Güney Kürdistan için nefes borusu olduğu iddiasında olanların verileri nedir bilmiyorum. Eğer Rudaw ve Basnews dışında başka kaynakları varsa belirtmeleri gerekir. Yürütmenin başında bulunan Neçirvan Barzani ( Başbakan ) ve Mesrur Barzani’ ye bağlı Rudaw ve Basnews’ in yayın politikaları iktidarın politikaları ile çelişmeleri mantıken mümkün değildir. Rudaw ve Basnews kaynaklı bilgilerin tarafsız olması da düşünülemez. Bu kaynaklar üzerinden yapılacak değerlendirmelerin ortaya sağlıklı sonuçlar çıkarması şüphelidir!

Geriye geçmişe dayalı tekrarlanan klişeleşmiş düşünceler kalır.

Diğer bir olgu da Güney Kürdistanlı liderlerin sık sık tekrarladığı Irak’tan barışçı yollarla ayrılma söylemleri ki bunun dışındaki alternatif zorla-savaşla ayrılmadır. Güney Kürdistanlı yetkililer Irak’tan zorla ayrılmayı önlerine koymadıklarından Irak yönetimi ile uyumlu bir politikalar geliştirme ve barışçı yollarla ayrılma zemini oluşturma durumu kalıyor.

Güney Kürdistan yönetiminin Irak’la barışçı yoldan ayrılma ya da savaşarak ayrılma dışında başka seçenekleri yoktur. Her iki durumda da bağımsız Kurdistan devletinin kurulması kısa vadede olmasa da uzun vadede Türkiye ve İran üzerinde yansımaları olacak ve Kuzey ve Doğu Kurdistan’ daki ulusal mücadeleyi hızlandırıp bağımsızlığı yakınlaştıracaktır. Türkiye ve İran bunu idrak edemeyecek aptal devletler değildir.

Bu açıdan Barzani’ nin Türkiye’ yi oyalayıp zaman kazanmak için iyi ilişkiler içersinde olma iddiaları da mantıklı iddialar değildir. Bir şartla bu düşünceye katılabilinirdi. Eğer M. Barzani Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirme sürecinde Bağımsız Kürdistan devletinin alt yapısını oluşturmak için Güney Kürdistan’ da buna uygun adımlar atması durumunda, bu düşünce onaylanırdı.

Tersine Türkiye ile olan siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler Güney Kürdistan’ da siyasi, ekonomik krize yol açmıştır. Pêşmerge güçlerinin birleşik ulusal ordu temelinde oluşmasına sekte vurulmuş, ülkenin en yüksek meşru organı parlamento kapatılmış, ülke 20 milyar dolarlık borç altına sokulmuş, işsizlik, rüşvet tavan yapmış, iki başlı yönetim derinleşmiş, ülkedeki siyasi güçler Şii ve Sünni bloklar temellinde bölünmüş, İstihbarı yapının iki başlılığı korunmuş, Türkiye’ nin askeri faaliyet alanları genişlemiş vs …vs…

Güney Kürdistan, ulusal olmayan Kuveyt tipi bir yapılanmayı hedefleyen tek partiye dayalı politika başarılı olmamıştır.

Başarısız politikalarda ısrar etmek Kürdistan halkının aleyhine, sömürgeci devletlerin lehine olmuştur.

Bu olumsuzluğun oluşmasında anahtar konumunda olan Türk devletidir.

Türk devletinin ABD, AB ve İsrail’ le çatışmalı durumu ve Suriye’ nin içinden geçtiği süreç Güney Kürdistan’ a Türkiye ve İran’ın etki alanında çıkma imkanı sunmuştur. Suriye’ de YPG güçlerinin başarılı olması, Irak benzeri federal bir Suriye devletinin kurulması Güney Kürdistan’ın nefes borusu olacağı gibi Kuzey ve Doğu Kürdistan bağımsızlık sürecini de hızlandıracaktır.

Güney Kürdistan’ da yürütmenin başı olan  Mesud Barzani Türkiye ile olan siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik ilişkilerini gözden geçirmeyi, Güney’de ulusal konsensüsün sağlanması için diyalogu yoğunlaştırması ve ulusal bir konseyin oluşturması, ulusal stratejik bir programın yaşama geçirilmesi, Güneybatı Kürdistan’ a ilişkin politikalarını masaya yatırması ,Türkiye ekseninde hareket eden Brahim Bro ve benzerlerini Güneybatı Kürdistan’ a dayatmaması gerekir.

Türkiye’ nin tehdit ve şantajlarına rağmen ABD YPG’ ye sırtını dönmüyorsa,  Mesud Barzani bunun üzerine iyi düşünmelidir. Unutulmamalıdır ki, 1991 öncesi Kürdistan’ ın Güneyinde ne PDK ne de YNK’ nin esamisi okunuyordu… Körfez savaşı ve ABD-Fransa’ nın 36. Paralel planları Güney Kürdistan’ı bugünkü konuma getirdi.

Suçlamalar yerine bir de bu perspektifle soruna yaklaşılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim…

Mantıksal tartışma duygusal tepkilerin yerini almalı…