TÜRKİYE ÇIKMAZDA!

227

H.Hüseyin Yıldırım

Üzerinde büyük fırtınalar koparılan 16 Nisan 2017 referandumu oldu, bitti ve gitti. Türk sisteminde değişen bir şey yok.

Türkiye, tarihinin en ağır siyasi krizi ile başbaşadır. Bu kriz öylesine karşılaşılan rutin türden değil, ‘varoluşsal’ bir krizdir. Daha teknik ifadesiyle ‘ontolojik’ olanından, diyelim. Kendi tabirleriyle ‘beka sorunu’…

Eskiden Kemalist şablonla idare edilirdi. Fakat günümüz koşullarında bunun artık yeterli gelmediği anlaşılmıştır.

İki kutuplu dünya koşullarında sırtını Batı dünyasına dayayarak kendini yaşatıyordu. Soyvet Bloku’nun dağılmasıyla, ABD’nin dünyaya yeni bir düzen vermeye çalışması ve buna yaşadığımız coğrafyada başlaması, Kürdistan’ı egemenliğinde tutan devletlere yönelmesi, Kürd-Kürdistan sorununu gündemleştirmesi ile Türkiye bunu kendine yönelme ifadesi ve eylemi olarak gördü.

Öyledir de…

Bu gelişmeler sonrası düzenini yeni bir yaklaşımla yürütme anlayışı geliştiriyor. Şu an tüm siyasal güçlerin kabulü de budur.

Nedir bu?

Türkiye artık geri dönülemez bir sürece girmiştir. Varlığını sürdürebilmek için ‘içte birlik, dışa karşı savaş’ politikası sürdürecektir. İslamcılık ve Milliyetçilik topluma dayatılıp rehin alınacak ve dış politika buna göre tayin edilecektir. Skandal dolu referandumu bile “evetçi“ ve “hayırcı“ların ortaklaşa sindirmelerinin nedeni de budur.

Mesele ‘beka sorunu’ olunca var olan siyasal yapılar aynı yerde konumlanma gereği duydular. Beka dedikleri sorun, “devletin ülkesiyle, milletiyle bölünmez bütünlüğüdür.“ Bu nedenle sağı, solu, askeri, sivili ‘aynı kederde ve tasada’ birleştiler. Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında safa umumiyetle durdular.

Türk sistemini bundan sonra bu mantıkla sürdürmeye çalışacaklar. Türk egemenlik sisteminin siyasi kanatları içte şekli olarak birbirlerine bağırıp çağıracaklardır ama dışa karşı aynı bayrak altında savaşacaklar. Tek adamlık sistemi mi gelmiş, yolsuzluk ayyukaya mı çıkmış, hukuk ayaklar altına mı alınmış, ‘Türk tipi demokrasi’ rafa mı kaldırılmış vb konular pek de önemsenmeyecektir. Dile getirilecek ama sistemin kanatları arasında bu eksenli bir çatışma olmayacaktır. Türk devletinde bu tarz çelişkiler daima ‘uzlaşır’ niteliktedir.

Savaş bir bütün olarak sistemin tüm kanatları ile “dış güçler“e karşı verilecektir. “O “dış güç“ de Kürdlerden ve Kürtlerle ilgili olandan başkası değildir. Kürd-Kürdistan kaynaklı sorun nedeniyle Türk egemenlik sisteminin siyasal kanatlarının birbirleriyle çatışmacı değil, uzlaşmacı siyaseti üretecekleri sır değildir.

Zira Kürdistan sorunu onlar için daima ‘milli mutabakat’ konusudur.

Burada Kürd siyasal güçlerinin bu kanatları arasında birine karşı diğeriyle eşlikte bulunma ve hatta onun gölgesinde siyaset yapma girişiminin Kürd siyasetçiliğiyle uzaktan yakından bir ilişkisi olamaz. Olsa olsa sistemin bir tamamlayıcısı olunur ki çoğu Kürd siyasal gücü bu melanetli gömleği çoktan giymişlerdir.

Kürd siyasal güçleri aklını başına toplamalıdır. “Yenikap ruhu, ulusal güvenlik“ vb kavramsallıklar Türk egemenlik sisteminin bütensel politikası olmuştur. Buna eklenti olmak isteyen Kürd siyasal güçleri, tüm eforlarına rağmen yine de sistemin sahipleri tarafından rağbet görmeyeceklerdir. Oynadıkları veya kendilerine biçilen rol figüranlıktan öteye geçmeyecektir. Piyasada bu figüranlardan bol miktarda var zaten. Görmek için Türk televizyonlarına bakmak yeterlidir. Hepsi icazetli “Kürdçülük“ yapan diplomalı, kadrolu ve maaşlı sömürge misyonerleri, Kürd-Kürdistan satıcıları…

Yani demem o ki pazar bu manada full…

Türk Reisi Cumhur Recep Tayyip Erdoğan için; “Kürd meselesini çözerse o çözer“ payesinin verilmiş olmasının nelere mal olduğu ibretle orta yerdeyken, bu lafzın sahibi ve sahibelerinin şimdi yoklarmışçasına davranıyor olmaları bile bu meşum pazarı anlamaya yeterlidir.

Oysa Recep Tayyip Erdoğan, Türk egemenlik sisteminin dönem icraatçısıdır. ‘Osmanlı Ruhu’nu canlandırmaya çalışıyor. Lozan anlaşmasını kabullenilemez olarak addediyor. ‘Yeni Misak-i Milli’ye göndermeler yapıyor. 1920’de onaylanan Misak-i Milli’ye göre Halep, Musul, Kerkük, Ege adaları, Kürdistan’ın Güneyi, Ermenistan ve Balkanların bir kısmı ve Batum’a varan geniş bir alanı alma hesapları var.

Başkanlık sistemi kabulu ile bunu göndeme sokma planları var…

Beşika’ya yerleşmesi,“Fırat Kalkanı“ bu düşünceye eş parelel olarak atılan adımlardır. Rakka ve Musul operasyonlarına katılmak istemelerinin nedeni de bu politikanın sonucuydu.

Hesap Kürdlerin ilerleyişini önlemektir.

Bu nedenle “Fırat Kalkanı“ harekatını başlattılar. “İŞID’a karşı savaşacağız“ adı altında Kürdlerin Fırat’ın batısına geçişini şimdilik önlediler. Beşika’ya yerleştiler. Irak merkezi hükümetinin tüm ısrarlarına karşın; “Aşiret güçleri bizi çağırdı, İŞID’a karşı aşiret güçlerini eğitiyoruz“ deyip durmaktadırlar.

İran, Irak ve Suriye’de ne zaman Kürdler lehine bir gelişme olsa “Türkiye’nin iç meselesidir” diyen Türkiye burada kendine iş çıkarıyor.

Hesap şudur: Diğer sömürgeci devletler yara aldıkça, Kürdler mevzi kazandıkça bunu kendine karşı yapılmış saymaktadırlar. Bu gelişmelerin kendilerine de sıçrayacağı korkusunu yaşamaktadırlar. Türkiye’yi korumayı diğer sömürgeci ülkelerde gelişen Kürd ilerlemesini önlemekle eşdeğer görüyorlar. Bu nedenle bugün Türk ordusu Suriye, Irak ve bunların egemenliğindeki Kürdistan parçalarındadır. Savaştığı tek güç de Kürdler olmaktadır.

Dünyanın bu koşullarda Türkiye’nin bundan karlı çıkacağını kimse iddia edemez ama hakim olan bir gücün durduğu yerde kolayından elindekini rızasıyla teslim etmediği ve sonuna kadar direndiği de bilinen bir gerçektir. Recep Tayyip Erdoğan Türkiyesi de buna başvuracaktır. Çünkü gelişmeler ‘varlık-yokluk’ sarkacındadır artık.

15 Temmuz 2017 darbe gişimi sonrası duruma hakim olan Recep Tayyip Erdoğan, devleti adım adım bir bütün olarak ele geçirdi. Başkanlığı da garantilemesiyle karşısındaki muhalefeti dağıtmakta bir an duraksamayacaktır. İslamcılık ve milliyetçilik ile toplumu rehin alacaktır. İç muhalefeti ezmiş durumdadır. Geriye dış güçler kalmıştır. Onları da ırgaladığı yoktur. Nesine güveniyorsa herkese kafa tutup duruyor.

Kurtuluşlarını İslam Dünyası ile buluşmakta görüyorlar.

Bunun da çok engeli var.

İran Molla Rejimi’yle çok sorun yaşayacaktır. Avrupa ilişkisini kesmek zorunda kalmıştır. Rusya, ülkesindeki Müslüman nüfusa nüfüz edeceğinden korkmaktadır ve bu yüzden Recep Tayyip Erdoğan Türkiyesine pek de esnek yaklaşmayacaktır. Sünni Arap ülkeleri, Türkiye’nin İslam liderliğini kabullenmeyecektir. Elinde tek bir güç kalıyor, o da Hem Batı’ya ve hem de Doğu’ya tepkili Cihatçı potansiyelidir…

Türk devleti için son kıyı veya denizin bittiği yer burasıdır.

Bu noktaya kadar ifradı zorlayacaklardır…

Bunlara dayanarak taviz koparmaya ve kendini bunlarla bir süre yaşatmaya çalışacaktır. Sonuç olarak kendi idam fermanını kendileri hazırlayacaktır. Hani diyorlar ya, ‘gerekirse kendi göbeğimizi kendimiz keseriz’ diye, işte öyle birşey… Miloseviç’in, Saddam’ın, Kaddafi’nin sonundan hiç ders alınmamış anlaşılan…

Kürtler artık Türk siyaset pazarında bereketin bitmekte olduğunu anlamalıdırlar. Bir ‘iç siyaset eklentisi’ gibi davranmaktan çıkmalıdırlar…

Kürd siyasal güçleri gelişmeleri doğru okur, kendini ‘Genişletilmiş Orta Doğu Proşesine’ (GOP) uygun olarak örgütler ve pratikleştirirlerse Kürdleri modern dünya sahasına bağımsız devlet olarak çıkarma şansına sahiptirler.

Kürd milletinin ve dostlarının beklentisi de budur…

4 Mayıs 2017