Türk Devletinin Güney Kürdistan’a Yönelik İlhakçı Politikası ve Tarihsel Gerçeklerin Gösterdiği

637

Aso Zagrosî

Türk Devleti, Irak devletinin kuruluşundan, Saddam’ın başını çektiği kanlı Baas rejiminin 2003 Nisanında yıkılışına kadar, hep Irak rejimlerinin yanında oldu.

Baas rejiminin Kürdlere karşi giriştiği soykırımlara her türlü desteği verdi. Kürdlere karşı yapılan kıyımların dünya kamuoyuna yansımaması için, Saddam’dan daha aktif çalışmalar yürütebiliyorlardı.

Halebçe sonrası Kuzey Kürdistan topraklarına geçmek zorunda kalan kimyasal silahların mağdurlarının dış dünya ile tüm bağlarını kopardı…
Belçika Üniversitesinde görevli, kimyasal ve biyolojik silahlar konusunda uzman olan Prof. Heindereckz ve ekibinin alana girmesini aylarca engelledi. Amaç sıcağı sıcağına var olan kimyasal gazların tespitini engellemekti. Saddam yönetimiyle Kürdleri „yok etme toplantıları“na kadar her türlü anti Kürd faaliyetlerin içinde oldular.
Türkmenler de Baas partisinin Kurbanları içinde yer alıyordu. Ama Türk devleti bu meseleyi hiç bir zaman sorun haline getirmedi. Irak devletiyle anti Kürd ortaklığını her zaman sürdürdü…

1991’de Güney Kürdistan’ın özgürlesmesinin ardından, Kürdler seçimler yapıp, kendi Parlamentosu ve Hükümetini oluşturmaya giriştiği andan itibaren. Türk devleti Türkmenleri hatırlamaya başladı.

Türklerin esas amacı hiç değişmedi. Bu sefer Saddam’ın denetiminden çıkan Kürdlere karşı Türkmen azınlığı ajanlaştırıp, yıkıcı faaliyetlerini sürdürmek istedi. Bu konuda kısmen başarılı da oldu. Türkmen Cephesi adı altında Ankara’da kontra bir oluşuma gitti. Bu kontra grubun ilk işi, Güney Kürdistan seçimlerine, Parlamentoya ve Kürdistan Hükümetine karşı çıkmak oldu. Daha sonra, Kürdistan Hükümeti bu ajan örgütlenmesinin elebaşlarının alana girmesini yasakladı.

Türk devleti Bir yandan, Jitem, Özel Tim ve Özel Harp Dairesine bağlı bir dizi karanlık güçler aracılığıyla Güney Kürdistan’da her türlü yıkıcı faaliyetleri sürdürürken, alanda askeri operasyonlarını sistemli hale getirirken; diğer yandan, Kızılay vb oluşumlar adı altında „legal“ yıkıcı faaliyetlerini yürütüyorlardı.

Kızılay, Kürdistan’da çok kötü yaşam koşulları içinde olan insanlara zorla Türkmenliği empoze etti. İnsanlar kendilerini Türkmen olarak yazdırarak, erzak alabiliyorlardı.  Bazı kaynaklara göre kendilerini Türkmen olarak yazdırmak zorunda kalanlar alabildiğine kabarık, bir milyona varıyordu.. Tabii ki, Türk Devleti bu isim listelerini çesitli diplomatik ilişkilerinde kullanmaya çalıştığı bilinmektedir.

Türkler her tarafta yaygaralar kopararak  korkunç desinformasyon girişimlerini sürdürebiliyordu. o­nlara göre Güney Kürdistan’da 4 milyon Türkmen yaşıyordu. O dönem hâlâ Kerkük ve Musul Saddam’ın denetimindeydi. Türkler, Duhok, Hewler ve Suleymaniye vilayetlerinde bir milyon Türkmenden söz ediyorlardı. Bu konuda Irak devletinin yaptığı nüfus sayımları vardı. Bu gerçekleri Türklerde biliyordu.

1957’de yapılan nüfus sayımında:

Hewlêrde halkın % 89’u Kürd, %6,5’i Arap ve %2,5’i Türkmen, %1,8’i Suryani ve %0,13 diğer etnik gruplardan oluşuyordu. Suleymaniye’de ise halkın %98,6’sı Kürd, %1 Arap, %0,1 Türkmen,0,1 Suryani ve % 0,2 diğer etnik yapılamalardan oluşuyor…

Yine 1977’de yapılan bir nüfus sayımı var.

Hewlêr nüfusunun % 86 Kürd,% 10,4 Arap, %1,6 Türkmen, % 1,7 Suryani ve %0,22 diğerlerinden oluşuyor. Suleymaniye’de ise halkın % 94’ü Kürd, % 5,5’i Arap, %0,1 Türkmen, % 0,60 Suryani ve %,0,3 diğerleri diye not edilmiştir.
Bu sayımları Irak rejimlerine karşı elde silah savaşan Kürdler yapmamıştır. Irak devleti de Kürdleri az göstermek, dağıtmak, sürgün etmek ve kıyımdan geçirmekte olduğu bir ortamda, herhalde Kürdlere karşı adil davranmış olmaz. Terörle karşı karşıya kalan Kürdlerin belli kesimlerinin kendi gerçek ulusal kimliklerini söylemedikleri de biliniyor.  Kürd dinadamları büyük oranda Arap olarak sayılmıştır. Türkmenler ise her zaman iktidarlarla iyi geçinmeye çalışmışlar ve Irak’ta hiçbir direnişe katılmamışlar. Hep devletçi olmuşlar. (TC’nin ajan örgütlenmesi Türkmen Cephesinin Kürdistan Hükümetine karşı tavrı hariç). Suya sabuna dokunmadıklarından dolayı daha rahat bir şekilde kendilerini ifade etmişlerdi. o­nlara uygulanan baskı Kürdlerin yanında milyonda bir kalır.

Türklerin ileri sürdüğü, Hewlêr, Duhok ve Suleymaniye’de 100 binlerce Türkmen’in varlığı, tipik bir Türk yalanıdır. Eğer bu bölgede 100 bin Türkmen olsa, Türkmenler yaklaşık olarak nüfusun % 1’ini oluşturduklarına göre, bu 3 şehirde 10 milyon insanın ve bir milyon Türkmen yaşıyorsa, bu alanda 100 milyon insanın yaşaması gerekirdi. Eldeki rakamlar ortada, 3 ve 4 milyon arasında insan bu 3 şehirde yaşıyor.

Kerkük çevresine gelince, yine 1957 sayımında Kerkük nüfusunun % 48,5’ı Kürd, %28,2’sı Arap ve %21,2’sı Türkmen, %0, 5’ı Suryani ve %1,6’sı diğerleri diye Irak rejimince tespit edilmiştir.

1977’de yapılan sayım’da Kerkük nüfusunun % 37,6’ısı Kürd, %44,4’ü Arap, %16,3 Türkmen vs…olarak tespit edilmiştir.

Türkmenler 1957’de Kürdistan nüfusunun % 3,7’sını, Irak nüfusunun %1,2’sını oluştururken; 1977’de ise Kürdistan nüfusunun %3,3’ünü ve Irak nüfusunun% 2,1’ini oluşturuyordu.

Arapların bölgenin demografik yapılanmasını değiştirmeye çalıştığı bu iki sayım arasında geçen dönem içindeki Arap nüfusundaki artışından da açıkça görülüyor. Burada esas olarak üzerinde durduğum nokta bu olmadığından geçiyorum. Bu nüfus sayımları doğru okunduğu zaman Türklerin tüm söylemleri yalandan başka bir şey değildir.

Irak’ta 4 milyon Türkmenden söz ediyorlar. % 2’si 4 milyon olursa, o zaman Irak’ta 200 milyon insanın yaşaması gerekirdi. Herkes biliyor ki 20 milyon civarında insan bu ülkede yaşıyor… Zaten bu son seçimler, Türklere ve tüm yalanlarına bir tokat olacak… Aylardır, parayla oy satın almalarına rağmen, belirli bazı anti Kürd Arapların Türkmen Cephesine oy vermelerine rağmen sonuçlar ortaya çıkacak ve „herkese haddini“ bildirecek…

1947’de yapılan bir sayım var. O zaman Kerkük’te Kürdlerin oranı % 53 civarındadır.

Tüm Türk çevrelerinin anti Kürd tutumları bilinmektedir. Haftalardır, tüm devlet güçleri, siyasal partiler ve mehmetçik basın elele vermiş ve Kürdlere karşı kin kusuyorlar…Bu alıştığımız söylemlerini bir kenara bırakarak, Cengiz Çandar’ın Kürdleri savunuyormuş gibi görünen  „Türk Kimlik; Kürd çogunluk“ makalesinde tam bir tarih çarpıtıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Çengiz Çandar, David Mc Dowall ve Hana Battu’dan birer alıntı yaparak Kerkük ve Hewlêr’i „Tarihi Türk şehirleri“ ilan ediyor… Daha sonra Kürdler bu şehirlerde çoğunluğu sağladı  diyerek olayı açıklamaya çalışıyor. O’­na göre Şemseddin Sami’nin „Kamus ul Alem“ de söylediği „Kerkük nüfusunun dörtte üçü Kürd, geriye kalan Arap, Türkmen vs“ belirlemesi yanlış. Çünkü „O Kerkük’e hiç gitmemiş“ diyor.

Sözü Şemseddin Sami’ye bırakalım. Ş. Sami 1898 yılında yayınladığı „Kamûs ul-A’lem“ adlı eserinde Kerkük’ten söz ederken “ Kürdistan’ın Musul ilinde ve Musul’un 160 km…….uzaklıkta bulunur“ diye tarif etmektedir. O, sadece Kerkük nüfus yapılanmasının esasının Kürd olduğunu söylemekle yetinmiyor. Kerkük’ün bir Kürdistan şehri olduğunu söylüyor. Var sayalım o Kerkük’e gitmedi. O zaman sözü Kerkük’e giden birine bırakalım.

Evliya Çelebi „Seyahatname„sinde Kürdistan’dan söz ederken, diyor ki: „Kürdistan; Erzurum, Wan, Diyarbekir, Cizire, Ciziri ibn Ömer, İmadiye, Musul, Şarezor (KERKÜK) ve Ardelan adlı 9 vilayetten oluşuyor“. Sadece Evliya Çelebi değil, Katip Çelebi de „Cihanname“ de , Şerefxan Bitlîsi ve yüzlerce Avrupalı, İranlı, hatta Arap araştırmacı Kerkük’ün Kürdistani bir şehir olduğunu kabul ediyorlar.

Türk ırkçılarının „1000 yıllık Türk yurdu“ dedikleri ve Cengiz Çandar’ın „tarihi Türk şehri“ dediği Kerkük ne zamandan beri Türk şehri oldu.

Bu tezi ileri sürenler, Türkmenlerin alanda bulunmasını Harun Reşid’in bir Türkmen kadınla evlenmesi olayına bağlıyorlar…Böyle bir mantık doğru olmuş olsaydı, Selahadin’den dolayı Kahire, Kudüs ve Şam, Canpolatlarının, kızının Korkunç İvan’la evlenmesi olayından Moskova , Babil Kralının Med Kralının kızıyla evlenmesinden dolayı bugünkü Irak’ın tümü üzerine hak iddia ederdik…

Böyle bir mantıksızlık ancak Kürdlere ve Kürdstan’a karşı düşmanlığın kronik bir hastalık haline geldiği Türk çevrelerinde rastlanabilir.

Ak Koyunlular ve özellikle Osmanlılar döneminde işgalci olarak alana gelen, yolların güvenliği için bir hat üzerine yerleştirilen ve işgalcilerin yenilgilerinin ardında alanda kalan Türkmenler üzerine yapılan tüm bu spekülasyonların hiç mantıklı bir tarafı yoktur. Böyle bir mantık yürütüldüğü taktirde, Moğolların, Makedanyalıların da gelip bizim bu topraklarımız üzerine hak talep etmeleri gerekir. Çünkü, o­nların da artıkları alanda kaldı. Kürdlerin tüm Ortadoğu üzerine „tarihsel hakları“ olurdu. Haçlı seferleri ve Eyubu Devleti boyunca 10 binlerce Kürd Mısır vb.. ülkelere yerleşti ve kaldı..
Sormak lazım bu çevrelere, sizin bu topraklara ayak basmanızdan önce bu topraklar kimin vatanı ya da sizin sevdiğiniz kavramla yurduydu?

Tarihi belgeler ne diyor? Sizin elinizdeki ve herkesten gizlediğiniz tarihi belgelere hiç bakıyor musunuz?

Bir kere Kerkük ve dönemin ismiyle ARAPXA, M.Ö 3000’li yıllarda Kürdlerin ataları olan Gutilerin başkenttiydi. Prof. Dr. Kemal Mazhar’ın Kerkük’le ilgili çalışmasından tarihi bilgi açısından geniş bir pasaj aktarmak istiyorum:

„Kürdistan’da Hurilere ait birçok eski yerleşim alanlarının eski isimleri, hala günümüze kadar korunmuş ve kullanılmaktadır. Örnegin; Dukan’a yakın olan Şimşar yerleşim alanı, Hurilerce Şuşra diye adlandırılmaktaydı. Bu yer ve daha başka Hurilerden kalma kalıntılar, bölge baraj suları altında kalmadan bulunmuştu. Hurilerle Arilar arasında, çok sıkı ilişkiler olduğunu burada vurgulamak gerekmektedır. Kuşkusuz Huriler başka halklarla karışmışlardı. Ariler, M.Ö 15. yy’dan 4. yy’a kadar Huriler içinde yönetici bir sınıf olarak vardılar. O dönem Huriler, “ fiilen Kuzey Irak’ın sahipleriydiler“. (14) Huriler ülkesinin bir diğer ismi de, „Mitaniler ülkesi“ydi.

Mitaniler de Ariler için kullanılan bir ismi seçmişlerdi. Kerkük ile ismi bütünleşen ve çivi yazıtlarında da ıspatlanan Zagros halklarından bir diğeri olan ve M.Ö 3000 yılarında „Şarezor ovasının güney bölgesine yerleşen“(15) Gutiler, Lulular, Huriler, Subartular gibi Kürd halkının oluşumunda önemli bir rol oynamıştır. Sonradan Gutiler, “Arapxa“ (16) diye yeni bir isimle anılan Kerkük ve çevresini de kontrol altına aldılar. Önce Sümerler ve daha sonrada Akadlar küçük Zap, Dicle Nehri, Suleymaniye dağları ve Diyale nehri arasına yerleşen, „Arapxa“yi kendilerine başkent olarak seçen Gutileri resmen tanıdılar.(17) Sir Cidny Smith „M.Ö 1000 yıllına kadar Asur Tarihi“ adlı kitabında bu gerçekliği teyit ediyor ve diyor ki: „ Gutilerin vatanı Küçük Zap , Dicle adlı iki su, Suleymaniye dağları ve Diyale nehri arasındaki karesel alan olup, başkenti Arapxa, bugünkü Kerkük’ün bulunduğu alandır“. Gutiler ülkesinde, asayiş ve güvenlik vardı, vatandaşları birlik ve bir kral tarafından M.Ö 3000 yılların ortalarında yönetiliyorlardı. Görülen odur ki Sümerler, Akadlar ve Asuriler, Gutilerle sürekli bir savaş içindeydiler. Bundan dolayı Gutiler „saldırıdan ziyade hep savunma„daydılar. Tarihi belgelerle de ispatlanmıştır ki Gutiler, büyük bir güç olan Akad İmparantorluğuna yönelik saldırılarda bulunmuşlar. Gutiler bir asır(M.Ö 3000 yılların sonuna doğru) boyunca „Babil’i“ idare etmişler ve değerli olan birçok şeyi Başkentleri olan Arapxa’ya taşımışlardı. Arapxa’nın ismi olduğu gibi kalıyor. En son olarak „Erefa“ ya da „E’rfe“ olarak değiştirilmiş. Kerkük petrol kumpanyalarına bağlı işçilerin ikamet ettikleri mahal de de „E’rfe“ olarak tanınmaktadır“. Daha sonra bu topraklar Medlerce yönetildi ve Kürdler her zaman alanda oldular. Elde bulunan tarihi verilere göre, Kürdler 5000 yıldan beri Kerkük ve çevresi olan bölgelerde yaşıyorlar…

Yani kısacası Kerkük 5000 yıldan beri Kürdün vatanıdır…. Bunlar belgeli ve sadece Kürdler söylemiyor…

Türklerin eski tarihle ilişkileri yok. o­nlar Kerkük’ü „bin yıllık Türk Yurdu“ olarak lanse ediyorlar…

Bunun için bir kaç Arap ve Avrupalı tarihçiye başvurmak yararlı olur.
Coğrafyacı Qelqeşendî 1418’de yazdığına göre:“ Iran ve Arap memleketi arasında Hemazan ve Şarezor dağlarında başlayarak Tekqura kadar olan bölge de Kürdler yaşamaktadır. Kerxine (Kerkük), Duqak’da Mirleri tarafından yönetilen Kürdler yaşamaktadır. „..(Akt.. Dr. K.M. Ahmed)

Daha fazla alıntıya bu yazıyı boğmamak için;

İbni Haldun, Yaqut, M. Streck, Guy Le Stange daha bir çok tarihçi Kerkük’ün bir Kürd şehri olduğunu, Şarezor’un bir Kürdistan bölgesi olduğunu yazıyor.

Çaldıran savaşından sonra, Kerkük, Musul ve Hewlêr Soran Beyliği’nin Miri olan Sinali’nin oğlu Seyid ‚in denetimine giriyor.(bunun için Şerefname ve M. E. Zeki’nin Kürdistan Tarihi’ne bakmak yeterli olacak) Yine 1514 yıllında Sultan Selim’in İdrisi Bidlisi aracılığıyla Kürd Mirleriyle ilişkiye geçerken, „Akrad Hükümetleri“nin kurulmasını kabul ediyor. Ayrıca Osmanlı Sultanı „kimsenin Kürd beylerinin kalelerine, arazilerine dokunma hakkı olmadığını, beyliklerini kendi oğullarına ve torunlarına bırakabilecekleri vs….“(Kürd ve Kürdistan- Safrasian) garanti veriyor. Kerkük’te Kürd beylerinin denetimindeydi…

Bu konuda o kadar belge ve dokuman var ki, tek bir tanesi ne Cengiz Çandar’ın „Tarihi Türk Şehri“ tezini ve ne de “ Türk yurdu Kerkük“ tezini doğruluyor…

2005/ Newroz Com