Türk Devleti Dünya’dan Uzaklaşırken

230

Necat Demirci

Herşeyden önce kimse yaşananları unutturamayacak! Bu anlamda Avrupa kolektif hafızamızın merkezi olacaktır. Çünkü son dönemde Avrupa’ya göçen Kürdistan’lı sayısı öyle binlerle – onbinlerle ifade edilecek bir kitlenin çok çok ötesinde. Sayısal veriler toz duman dinince açıklanacaktır ve Kürdistan’da nüfus yoğunluğunun (demografinin) sistematik bir şekilde deforme edildiğinin sürdüğü de gösterilecektir.

Ne ana muhalefet partisinin ne de Türk medyasının gündemine almadığı son Birleşmiş Milletler raporu, Türkiye’yi rezolusyona giden kapıları zorlayan bu rapor, en sonunda insanlık suçlarının yargılanacağı mahkemeye de konu olacaktır.

Kürdistan’da plebisit, Türkiye’de referandum süreci işlerken gündemi Avrupa’da demokrasiye indirgeyen ve kitleleri Avrupa’da AKP iktidarına ve bakanlarına karşı sergilenen ”diplomatik” tutum üzerinden AKP’nin kitleleri propaganda ile ”evet” seçeneğine ikna edeceği düşüncesi de faşizmin, soykırımcı devletin yedeğine girmedir, kendini devrimci güç olarak tarifleyen partilerin iktidarın dümen soyuna doğru savrulmasından ibarettir.

Uzun bir süredir Kürdistan’da yaşanan savaş suçları ve soykırımın yürütücüsü devlet – iktidar organlarının ”sivil faşizmi” Avrupa’da rahatça örgütleme ve propaganda yapmalarına alan açan bu tavırlar son tahlilde karşı devrimcidir de. AKP iktidarının – Türk devletinin tüm kurumsallıklarının bir fiskelik canı kalmışken örgütlülükten uzak, hala Kürdistanlılara parmak sallayan ve onlara ne yapması gerektiğini anlatan ”ideolojik ağabeyler”, sivil faşizmin korkunun en örgütlü olduğu şu dönemde, AKP kitlesinin ”milisleştiği” gerçeğini ise önlerine tarihsel bir ödev olarak almayan tüm güçler, en sonunda sokaklarda avlanırken bu gerçekle yüzleşecekler! İçine kapanan Türk devleti, dünyadan uzaklaştıkça, egemenlik alanları içerisinde çok kanlı bir devir teslim yaşayacaktır. Çünkü faşizm iktidar alanlarını asla ”kan dökmeden” terk etmez. Sorulması, kitlelerin çözmesi gereken en temel olgu, sivil faşizmin ”Türklük” olgusu ve ”Türk İslam sentezi” ile bir arada olduğu ve sivil kimliklerinden tamamen soyunmuş olduklarıdır, faşist milisler olduğudur. Darbe sürecinde de kitlelerin sokaklarda ”insan avına” çıkma provası yaptıklarını da bir kenara not edelim. Bundan sonraki süreç çok daha azılı bir hesaplaşmanın hazırlığıdır.

Aylardır plebisit tartışmalarında bu durumun altını çizerken, Türk egemenlik sisteminin Kürdistan’da savaşı ve soykırımı tekrar örgütleyerek kitleleri peşine takacağı konusunda uyarmaya çalıştı bir avuç  Kürdistan’lı ve devrimci Marksistler. Tüm bu uyarılara kimse kulak vermediği gibi, tüm bu tartışma alanları da iktidara ve faşizme terk edildi. Çünkü muhalif kitle de son tahlilde Türklüğün yayılmacı ve yıkıcı politikalarına, soykırıma ve savaş suçlarına teslim olmuş olmalarıdır.

Kısa ve net Avrupa’nın Türk devletine ve bakanlarına kapıları göstermesi çok önemli bir gelişmedir, burada bizlerin kitlelere anlatacağı tek tarihsel gerçek ve haklılık, onların savaş suçlusu, soykırımcı devletin organizatörleri olduğu ve faşizme söz hakkı vermenin bile insanlık suçuna ortak olma gerçeğidir. AKP iktidarı öznesinde Türk devletine Avrupa’da propaganda yapma özgürlüğünü savunmak, savaş suçlarını, soykırımı, Kürdistan’da işgali ve yıkımı savunmaktır. Bunu savunanlar, bizlerin azılı birer düşmanıdırlar da, asla bu tartışmalara taraf olunmamalı ve gerçek tüm çıplaklığı ile, özellikle diasporada kitlelerde ve Avrupa kurumlarında canlı tutulmalı ve kolektif hafızamız Türk devletini sürekli deşifre etmelidir.