Trump, “Utanç Duvarları” ve Sosyalizm

941

M.MAMAŞ

D.Trump’ın ABD Devlet Başkanı seçilmesiyle Birleşik Devletler tarihinin en kritik seçim sonuçlarından biri yaşandı. Seçim kampanyasında bariz biçimde ırkçılık eğilimini, kadın hakları aleyhtarlığını, göçmen karşıtlığını öne çıkaran Trump, seçildikten sonra da aynı söylemlerini yinelemekten geri durmadı. “Yeni Muhafazakar”-Neo-Con- çizginin militan savunuculuğunu yapan Tump’ın, ABD’nin gerçek elitini oluşturan BASP (Beyaz-Anglo Sakson-Protestan) kitlesinin politik temsilinde önemli bir kırılma yarattığı ifade edilebilir.

Bu yönüyle düşünüldüğünde, içeriği itibarıyla Amerikan kamuoyunun kendi “Toplumsal Sözleşmesinde” ciddi bir ihtilafı oyladığı veya oylamayla bu ihtilafı netleştirdiği ortaya çıkıyor. ABD kamuoyu birçok eyalette kitlesel gösterilerle sokağa dökülerek protestolara başladı. Trump seçildikten sonra ABD’de 200’den fazla ırkçı saldırının yaşandığı belirtilmektedir.

Bütün gerilim ve protestolara rağmen Trump’ın tutumunda bir değişiklik yaşanmadı. Halen ABD’de bulunan 2-3 milyon göçmenin sınırdışı edileceğini, önce sabıkalı ve suç işleyenlerden başlanacağı, Meksika sınırındaki “Güvenlik Duvarı”nın tamamlanacağını vb söylemlerinde ısrar etmektedir. Toplumda olduğu kadar devlet yapısında da dikkate değer bir şaşkınlık yaşattı, Trump…

“Amerikan Rüyası” Amerikalılarca sorgulanıyor. Hem sokakta, hem zihinlerde.  Amerikan dinamiğinde bir şeyler yolunda gitmiyor.

Trump, Amerikan ruhunu oluşturan dinamiği ters çalıştırmaya azimli. 2-3 milyon göçmeni sınırdışı edeceğini, önce suç işleyenlerden ve sabıkalılardan başlanacağını deklare etmesi, ABD’yi oluşturanların insanların da bir dönem Avrupa’dan oraya aynı reaksiyonla yollanan benzer nitelikteki kitleler olduğunu unutmuş mu dersiniz. Kadere bak! Trump, atalarının yaklaşık 500 yıl önce Amerika’ya “ayyaş, lümpen, suçlu, sabıkalı” denilerek Avrupa’dan gönderildiğini hatırlamıyor. Ve şimdi ırkçı saldırılara uğrayan Afro-Amerikan kitlenin, madenlerde ve plantasyonlarda çalıştırılmak için özyurtlarından ayakları zincirlenerek gemilerle getirilip köleleştirildiğini de hatırlamıyor.

Ya şu duvar, Meksika sınırına örülen duvar neyi anlatıyor? İlkin 130 km olacağı söylenmişti, sonra 400 km oldu ve şimdi tüm sınıra 1120 km’yi bulacak şekilde bitirileceği ifade edilen duvar. Hani şu “sınırlar ortadan kalkıyor” diye başlayan küreselleşme masalı vardı, hani Meksika’nın da içinde olduğu NAFTA vardı, hatırlamamız bile istenmiyor…NAFTA üyesi Meksika,  bugün uyuşturucunun ve toplumsal yozlaşmanın ve ekonomik çöküşün insafına bırakılmakla kalınmadı, aynı zamanda 1120 km’lik duvarla cezalandırılan bir ülkeye dönüştürüldü.

Dünya duvarlarla dolu şimdi.

Sovyetler Birliği 1961’de “Berlin Duvarı”nı ördüğünde, yıkıldığı güne kadar ‘Utanç Duvarı’, ‘Demir Perde’ vb diyenler dünyayı duvarlarla tam bir hapishaneye ve koğuş sistemine dönüştürdüler. Berlin Duvarı 155 km idi. ABD’nin Meksika sınırına ördüğü duvar ise 1120 km olacak. 1980’de Batı Sahra’ya karşı 2720 km duvar ören Fas krallığı duvara 180 binden fazla askerini tank ve toplarla buraya dizmiş durumdadır. Bu duvarı ören ise ABD ve İsrail şirketleriydiler. Hindistan Kamboçya sınırına 3 bin 268 km’lik duvar örüyor, aynı zamanda Keşmir’e de 1624 km’lik. Botswana Zimbabwe duvarı 500 km. Brunei Malezya duvarı 20 km. Fas İspanya arası duvar 19 km. Honkong Çin arasında 20 km. Çin Kuzey Kore arasında 1416 km. Malezya Tayland 650 km. İran Pakistan arasına 550 km duvar. İsrail Filistin arasına 703 km duvar. Kuzey ve Güney Kore arasında 248 km. Kazakistan Özbekistan arasına 45 km duvar. Güney Afrika Cumhuriyeti ve Mozambik arasında 120 km. Kuveyt Irak arasında 193 km. Suudi ve Yemen arasında 75 km. Gazze ve Mısır arasında 14 km, Mısır İsrail arasında 20 km. Türkmenistan ve Özbekistan arasında 1700 km. BAE ve Umman arasında 410 km. Kıbrıs’ta 300 km. Özbekistan ve Afganistan arasında 209 km. Özbekistan ve Kırgızistan arasında 870 km. Türkiye ve Bulgaristan arasında 150 km. Türkiye Güneybatı arasındaki duvar vb.…-Veriler Vikipedia.org’dan alınmıştır. “Güvenlik Duvarları” ile ilgili kapsamlı bilgi edinmek isteyenler Dünya Bülteni’nin ilgili makalesinin şu linkini tıklayarak ulaşabilirler: http://www.dunyabulteni.net/haber/334696/sinirlarda-duvarlar-yukseliyor-foto

Bu cansıkıcı tabloya bir de yapımı tartışılan binler kilometrelik duvar projeleri daha var. Bu duvar çekmelerin hepsinin benzer gerekçeleri var: “Göç, terorizm ve çatışma!”

Bir de ülkelerin kendi içinde ördüğü duvarlar var. Bir kentin yoksul bölgeleri ile zenginlerin oturduğu bölgeleri birbirinden ayıran sınıfsal sınır misali. Peru’nun Başkenti Lima’da örülen ve çeşitli hümaniter kuruluşların tepkilerine konu olan duvar gibi. Latin Amerika’nın en zengin şehri olan Sao Paulo kentindeki duvar gibi. (Konu hakkında ayrıntılı bilgi için şu linki tıklayınız: http://www.milliyet.com.tr/fotogaleri/53832–utanc-duvarlari/1)

Cehennemle Cenneti ayıran çizgi gibi, çarpıcı ve bir o kadar da insafsız ve vahşi çizgi misali örülen duvarlar…

Dünya Gerçek bir hapishaneye ve koğuş sistemine dönüştürülüyor. Küreselleşme politikalarıyla beraber ‘sınırlar kalkacak’, ‘ulus devlet sona erdi’ diye empoze edilenlerin aksine her tarafa duvarlar çekilmektedir, yeni sınırlar ve ‘ulus devletin’ içine dahi duvarlar örerek. Bu, dünya küremizin toplumsal kaynaması ve sınıfsal-emperyalist sömürünün vahşi niteliğini gözler önüne sermektedir.

Hal böyleyken, dünya bu denli gerilim toplamışken Trump’ın yükselişi tesadüf olabilir mi? Ve Trump’ın daha çok iç toplumsal yapısı üzerinde yoğunlaşması dünyadaki bu uçurumun ABD’ye yansımasından bağımsız olabilir mi? Tüm Dünya’nın ürettiği mal ve hizmetlerin yüzde 80’nini nüfusun yüzde 20’sinin tükettiği bu dünyada ve bunun yüzde 30 civarını üretip yüzde 60’nı da tüketen ABD’de toplumsal dinamikler sorunsuz işleyebilir mi? ABD’nin kendi içindeki sınıfsal uçurumun derinliği sistemi rahat bırakabilir mi? Ve tüm dünyanın ürettiğini ve zenginliğini transfer eden AB, ABD ve Batı ekseninin dünyanın göç dalgasını duvarlarla engelleme şansı var mı? Bütün savaşların ve nüfus hareketlerinin sebebi tarih boyunca bu nedenle yaşanmadı mı?

Dünya daralmakta ve sıkışmaktadır bütünüyle.

Trump ne yapar ne yapamaz? Cumhuriyetçiler 1928’den bu yana en güçlü iktidar zamanlarını elde ettiler. Yukarıda sözünü ettiğim ‘neo-con’ radikalleşmenin “toplumsal sözleşmeyi” ne ölçüde etkileyeceğini ileride görürüz. Ama açık olan bir şey var ki, dünya tarihinin yeni bir sıkışma dönemine ilerlediğidir. Hiçbir sistem ve “Güvenlik Duvarı” tarihin üretici güçlerine ve akınlarına dayanmış mıdır? Bakın, tarihin en büyük duvarı olan Çin Seddi bile günümüzde yalnızca turistik bir miras olarak duruyor.

Dün Berlin Duvarı için “Utanç Duvarı” diyen, bu duvar için birçok film ve belgesel yapan, kitaplar yazanlar bugün her tarafa duvar örmektedirler. Berlin Duvarı ile günümüz “utanç duvarları” arasındaki belirgin fark ise şudur; Sovyetler Birliği kendi vatandaşları çıkmasın diye o duvarı örmüşken, şimdikiler başkaları gelmesin diye örmektedirler. Dün 155 km duvar için “demir perde” diyenler bugün nerdeyse dünyanın modasına dönüştürülen “utanç duvarlarını” korunak olarak görüyorlar. Kendi şehirlerinin içine bile duvarlar örmek zorunda kaldılar.

Hakikaten bu dünya Rosa Lüxemburg’un “ya sosyalizm ya barbarlık” dediği sınıra geldi, geliyor. Sosyalizm insanlığın gündemine geriye dönüşsüz biçimde yeniden gelecektir, umarım, muhakkak. Elbette bir mukadderat olarak değil, bir seçenek olarak! Hiçbir sistem, hiçbir duvar ve engel tarihin gerçek çözücüsü olan yeni üretici güçlerin karşısında ayakta duramamıştır. Meksika sınırına 1120 km duvarı tamamlayacağını belirten Donald Trump, ABD’nin kendi içinde kaç Meksika olduğunu ve günün birinde bununla yüzleşileceğini bilmiyor olabilir mi? Biz yine de hatırlatalım…

Trump’ın seçilmesinin aynı zamanda ABD’deki sermaye yapısındaki değişim ve dönüşümle ilgisi de yadsınamaz. Yakın dönemde devasa banka gruplarının batması, finans merkezli sermaye çeşidi ile üretim merkezli sermaye çeşidinin ve tabii ki oluşan yeni sektörlerin hegomonyal rekabetinin de önemle not edilmesi gereklidir.

Trump’ın dışpolitika mesajlarına bakıldığında ise iki önemli eğilimin öne çıktığını ifade edebiliriz; birincisi, “ılımlı İslam” projesinin raf ömrünün dolduğu, bunun yerine laik-seküler güçlerin dikkate alınacağı ve ikincisi de Rusya ile kapışma değil işbirliğinin önemseneceği. Trump’ın seçilmesinde dünyayı cehenneme çeviren İslamcı terörün ve bunun AB ülkelerine kadar, hatta ABD’nin kendisine kadar etksini göstermesi ve vahşi katliamlar yapmasıdır da. ABD halkının Trump’a oy verme sebepleri arasında bunun önemli bir payı var. Trump bu endişeleri giderebilecek bir lider olarak görüldü.

“Ilımlı İslam Projesi” raf ömrünü doldurduysa-ki ılımlıların hepsi bağnazlaştılar-, örneğin Suudi’nin veya bu rolün favori modeli olan Türkiye’nin metamorfoza uğramama şansı var mıdır?

1960’lı-70’li yıllarda Ortadoğu’da sola karşı “Yeşil Kuşak” projesiyle İslamcı akımları öne çıkaran ABD ve Batı’nın günümüzde laik-seküler akımları İslamcı akıma karşı güçlendirmek isteyeceği ve laik yapısıyla Kürtlerin en önemli müttefiklerden biri olacağı söylenebilir.

Şair Ahmet Telli’nin dediği gibi, “hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa.”