TRUMP-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ

286

H.Hüseyin Yıldırım

Donald Trump’un ABD Başkanlık koltuğuna oturmasıyla Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini ziyaret edeceği aylardı konuşuluyordu. Türk siyaset çevrelerinde son günlerde en çok tartışılan konu gitmeli mi, gitmemeli mi konusu oldu. Konu milli mesele haline getirildi. Nedeni Recep Tayyip Erdoğan’nın ABD’ye gitmesi öncesi danışmanı İbrahim Kalın, MİT Müşteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ABD’de olduğu ve kendisinin de gideceği öngünlerde Trump tarafından YPG’ye ağır silah verilmesi kararını imzalaması ve silahların anında teslim edilmesi sorunu, konusuydu. Bu durum ABD-Türkiye arasında var olan güvensizliğin daha da derinleşmesine neden oldu. Nihayet Recep Tayyip Erdoğan 16 Nisan 2017 tarihinde ABD’ye gitti ve görüşme gerçekleşti.

Merak edilen hem 20 dakikalık sürede iki Başkan’ın ve heyetlerin ne konuştukları oldu. Kamuoyuna açıklanan tarafları oldu. Açıklanmayanlar oldu. Açıklanmayanlar ne olabilir diye bilgi kaynaklarımıza sorduk.

Bilgi kaynağımız; “20 dakkikalık sürede ne konuşulduğunu en aşağı sizin kadar merak ediyorum. O bilgiye ulaşamadım. Ki devlet sırrı özeliği taşıyor. Açığa çıkar ama şimdi değil“ dedi.

Fakat 20 dakkikada ne konuşuldu meselesi üzerinde kafa yorunca ihtimalleri şöyle yorumlamak mümkündür;

“Rusya’nın başını çektiği bloktan uzak durun. Uygulamaya koyduğumuz planı boşa çıkarma sevdasından vazgeçin. Önümüzdeki süreçte İran’a yönelik bir operasyon düşünülüyor. Bu operasyonda Türkiye’nin alması gereken pozisyon belirlenmeye çalışıldı. Dahası Türkiye’nin bu operasyonda ABD’ye destek olması dayatıldı. Ki buna mecbur oldukları kozlar sıralanmış olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne konuldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın “olur“ demekten başka şansı kalmadı ki heyetler arası toplantıda da konu böyle ifade edildi. Çünkü Erdoğan sırat köprüsü üzerinde. Düştü- düşecek bir pozizyonda. ABD’nin sadece köprüyü biraz sallaması yeter ve artıyor.“

O 20 dakkikalık sürede Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne konulan kabarık dosya yabana attılacak kadar önemsiz değildir. BM’nin İran’a karşı aldığı ambargoyu deldikleri, bunun affdilmeyecek suçlar içerdiği, bu nedenle İran asıllı Reza Zarrab ve Halkbank’ın Uluslararası Bankacılıktan Sorumlu Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın tutuklandığı, bunun ucunun kendisine kadar uzandığı ve yanı sıra Kürdlere karşı uyguladığı soykırım ile uluslararası bir mahkemede karşısında kendisini bulması için yeterli ve artar suçlar işlediği kendisine hatırlatıldığı kanısındayım. Bu dosyanın rafa kaldırılabilmesi için önüne iki şık konulmuştur. “Ya İran operasyonunda bize yardım edersiniz, ya da kendini bir uluslararası mahkeme karşısında bulursun,“ denmiştir. Karşılığında da “olur“ cevabının alındığına da kesin gözüyle bakmak gerekir. Fakat “olur“ dense de Türkiye buna ne kadar uyar o konu tartışmaya açıktır. Çünkü bir sonraki operasyonun kendilerine çekileceği bilinmektedir.

Beyaz Saray Oval Ofis’teki 20 dakkikalık sürede başbaşa görüşülmesinin ardından basın karşısına çıkıldı. Hiçbir soruna çare olmayacağı bilinen rutin konuşmalar yapıldı. Rüzgar aldı götürdü. Bunun ardından her iki ülkenin heyetleri bir araya geldi. Burada konuşulanları bilgi kaynağımız öngörülerini de ekleyerek şöyle dile getirdi.

2 saat süren ve her iki Başkan’ın da hazır olduğu heyetler arasındaki görüşmelerde Türk tarafı, Fetullah Gülen’in kendilerine verilmesini istemiş. Bu istek ABD Heyeti tarafından ret edilmiştir.

Rakka Operasyonu sonrası silahların YPG’den geri alınması istenmiştir. Bu istek de ret edilmiştir.

Rakka’nın kurtarılması sonrası YPG kontrolüne bırakılmaması istenmiştir. ABD Heyeti, bu konuda Rakka kurtarıldıktan sonra SDG (Suriye Demokratik Güçleri) içindeki Araplara bırakılacak demiştir.

Türk Heyeti silahların PKK’nin eline geçmemesi için güvence istemiş. ABD Heyeti “olur“ demiş ama bunun bir önemi yoktur. YPG’nin elindeki silahlar zaten PKK’nin elindedir.

Türk Heyeti tarafından ABD Heyetine gelecekte YPG kontrolünde Suriye’de bir statünün oluşumuna müsaade edilmemeli demiş. ABD Heyeti bu Suriye’deki gelişmeye bağlı bir sorun demiş. Diplomatik dilde nazikçe bu isteğiniz de kabul görülmedi demektir.

ABD Heyeti Türkiye’ye YPG ve Kürdler arasındaki sorunları çözmesi tavsiyesinde bulunmuş. İstenilirse bu konuda kendilerine yardımcı olunabileceği bildirilmiş.

Türk heyeti ABD’den İHA’lar (Silahlı İnsansız Hava Araçları) ve Akıllı Mühimmat ile PKK’ye karşı uydu dahil her türlü istihbarat istemiştir. ABD Heyeti, bu istemleri görüşecekleri, bunların bazıları için Senato’nun kararının gerekli olduğunu belirtmiştir. Bu “duruma bakacağız,“ demektir. ABD’nin bu konuda Türkiye’yi oyalayacağı açıktır.

ABD TC Ordusu’nun çözüldüğünü, ciddi bir varlığının kalmadığının farkındadır. Fakat İran ve Suriye sorunlarında izlediği planına karşı TC’yi etkisiz bırakmak ve en aşağı kontrol altında tutmak, kendisinden üs olarak alandan yararlanmak istemektedir. Bu nedenle TC’yi oyalayacak bazı adımlar atabilir. Ki sonuç olarak ABD’nin Rusya ile anlaşması veya anlaşmaması halinde ve olasılı İran Operasyonu koşullarında Türkiye ile ilişki seyri de daha net açığa çıkacaktır.

ABD güçten düşmüş Türk Ordusu’nun “sınır ötesi“ bir operasyonda başarılı olamayacağının farkındadır. Türkiye bu sıkıntısını gidermek için Akılı Mühimat ve İHA’larla Qandil üzerinde baskı kurmak ve Gerillanın hareket alanını daraltmak istemektedir. Ne ilginçtir dünyaya “meydan okuyan“ TC ABD’nin vereceği bu silahlar olmasa kendisini PKK’ye karşı savunamayacak durumdadır. Bunu bilen ABD bu olanağı TC’ye sunmayacaktır. oyalama politikasına gidecektir. Ki PKK ile ilişkileri epey ilerlemiş olan ABD olasılı bir İran operasyonunda birlikte çalışma düşüncesinde olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ABD, Türklerin PKK’ye karşı kısmi bir operasyonuna karşı çıkmayacak ama ona PKK’yi zayıflatma şansını sunmayacaktır. ABD’nin rutin, “PKK terör örgütüne karşı mücadelenizi destekliyoruz,“ sözü burada önemini yitirmektedir.

ABD Heyeti Türklerden İran dahil teröre karşı operasyonlarına destek ve katkılarını istemiştir. Türk Heyeti bu konularda işbirliği yapacaklarını ve sürekli diyalog içinde olacaklarını belirtmiştir.

Bu konuların dışında ticari ve ekonomik konular konuşulmuştur.

Sonuç olarak; Türkler bu görüşmede eli boş döndü. Fakat yapabilecekleri bir şeyde yok. Bu arada Trump ile görüşmesini şişirip “zaferle çıktık,“ deyip çıkacaklardır. Şimdiye kadar kamuoyu karşısında ABD’ye yönelik dozajı giderek artan kara propaganda biraz aşağıya çekilecektir. Fakat alttan ABD’nin bölgede uygulamaya koyacağı planın başarızlığa uğraması için her yola baş vuracaklardır. Çünkü planın başarıya ulaşması demek Türkiye için yolun sonu demektir. Yugoslavyalaşacağı, Iraklaşacağı, Suriyeleşeceğini bilmektedir. Karşısına oturan ABD ekibinin bu konudaki ciddiyetinin farkındadırlar.

Türk heyetinin karşısına oturan ABD Heyeti Savunma Bakanı James Mattis, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Joseph Votel ve Trump’ın Yahudi eniştesi Jared Kushner yer almıştı. Bu ekip ABD politikasında bugün etkili kişilerdir. Ki her iki General Irak ve birçok savaşın içinde yer alan Neo-Con’cu şahinlerdir. Orta Doğu’yu çok iyi bilen bu ekibin karar mekanizmasında olması bize ABD’nin bölgede ne yapacağının ipuçlarını vermektedir.

ABD’in Orta Doğu’ya ilişkin planı kaba hatları ile biliniyor. Sonuca varmak için çok yönlü bir ittifaka gerek duyuluyor. Bu ittifakların bir kısmı bize uygun düşmese de planın hedefine halel getirmeyeceğini bilmek gerekiyor. Günlük bir işbirliğine bakarak ABD’nin genel planını değerlendirmeye almak doğru değildir. Çünkü bir gün sonra farklı bir ittifak ortaya çıkıyor.

Hedef açık ve nettir. Orta Doğu’ya 20. Yüzyılda giydirilen düzen yıkılıyor. Yerine yeni bir düzen kuruluyor. Hedef sömürgecilerimiz olurken, yükselen güç Kürdler oluyor. Sömürgecilerimizin yaşadığı panik bunu göstermiyor mu? Bu görülmüyorsa kimsenin kimseye anlatacağı başka bir kanıt yoktur.

18 Mayıs 2017