TC’NİN ANTİ-KÜRT GENOMU

919

M.MAMAŞ

İdam edilmek üzere olan üç kişiye son istekleri sorulmuş, biri Arap, biri Kürt, diğeri Türk olanlardan Arap; “Annemi görmek istiyorum demiş.”Tamam” demişler. Kürt olan da, “annemi görmek istiyorum” demiş. O’na da “tamam” demişler. Türk olana, “peki senin son isteğin nedir” diye sormuşlar. Türk; “Kürt anasını görmesin”, demiş.

TC devletinin temel iç ve dış politikasını teşkil eden Kürt ve Kürdistan’la ilgili tutumu yukarıdaki anekdotta aktarıldığı niteliktedir. “Kürt anasını görmesin” tutumunun TC’deki karşılığı, “Kürt ve Kürdistan statüko sahibi olmasın, hele bağımsız Kürdistan statüsü hiç olmasın” politikasıdır. Özellikle kuruluşundan bu güne dek varlığını Kürtlerin ve diğer halkların yok edilmesi, katliam destekli asimilasyonla Türkleştirilmesi üzerine inşaa etmiş bu devletin başka bir varoluş ve varlığını sürdürme felsefesi geliştirme yeteneği olabilir mi bilinmez ancak sahip olduğu “Anti-Kürt Genom” onu tarihin kritik bir eşiğine getirmiş durumdadır.

20.Yüzyıl dünya denkleminde ve Ortadoğu nizamnamesinde, İsmail Beşikci hocamızın sıklıkla vurguladığı “anti-Kürt dünya nizamı”nın TC’nin “Anti-Kürt Genom”uyla doğrudan ve özel bir ilişkisi var. TC, varlığının garantisi olarak Batı ittifakının konumlandırmasını kabul etti ve bunun ödülü olarak Lozan’da Kürdistan’ın kuzey parçası kendisine verildi. Her tür arındırma yöntemi ve asimilasyon politikasını uygulayarak “endüstriyel yoldan” Türk ulusunu çoğaltma ve dominant hale getirme uygulamalarını bu ana kadar hoyratça kullanmakta hiçbir ölçü tanımadı.

Kürt ve Kürdistan’ı kendi besin zincirinin temel halkası olarak kullanan TC devleti bunun verdiği hazla motive olarak Kürdistan’ın diğer parçalarını da işgal edip yeni bir entegrasyonla kendini 21.Yüzyılda büyüten bir devlet olarak genişletmek niyetindedir. Bunu da “Yeni misak-ı Milli” şeklinde kavramsallaştırmaktadır. Kuzey Kürdistan’daki entegrasyoncu politik akımın yaklaşık 15 yıldır izlediği “Türkiyelileşme” siyaseti de bu “Yeni misak-ı milli” hevesini iyice kamçılamış ve TC’nin iştahını köpürtmüştür.1.Dünya Savaşı sonrası entegrasyoncu Kürtlerin avantajını lehine ustaca kullanan Türk devleti bu deneyimi yeni versiyonuyla vizyona almış bulunuyor.

Ancak Türk devletinin görmek istemediği şey, denklemin 20.Yüzyıl denklemi olmadığı olgusudur.21.Yüzyılın 20.yüzyılla özdeşliğini arayan TC’nin böyle irrasyonel düşünmesinin başat sebebi, yukarıda sözünü ettiğimiz Anti-Kürt Genomudur.20.Yüzyılda onu besleyip yaşatan bu genom, bu gün bünyesinde dolaşan ölümcül bir zehre dönüşmüştür ve muhtemelen “Yeni-Misak-ı millisini” pratik sahada uygulamaya alırsa safra patlayacaktır.Çünkü;

1.Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi;20.Yüzyıl denkleminin en önemli kurulum sebebi olan Sovyetler Birliği kutbu yoktur ve Ortadoğu’daki günümüz başat devletlerinin en önemli işlevi/pozisyonu bu kutbu yani Sovyetler Birliğini barajlamak amacıyla zamanında belirlenmişti. Daha yalın bir tabirle, Sovyetlerin enerji ve petrol yataklarına sarkmasını engellemek için konumlandırılan tampon devletlerdir. Rojavayê Kurdistan’da “Tampon Bölge” talebiyle Kürdistan’ın bu parçasını işgal etmek isteyen tezkereci TC’nin kimin tamponu olduğunu bu vesile ile kendisine ve entegrasyoncu Kürtlerine anımsatmış olayım.

2.21.Yüzyıl’da küresel kapitalist sistemin geleceği ve bu gelecekte Batı ittifakının öncülüğünü sürdürebilmesi için enerji kaynaklarının aktarım yollarının kontrolü öncelikli politikalar haline gelmiştir. Ortaasya ve Hazar havzasının Ortadoğu’daki petrol rezervleri kadar zengin ve bakir bir bölge olduğu anlaşıldıktan sonra Ortadoğu ile Hazar Havzasının birleştirilerek veya yeniden tanzim edilerek yeni bir coğrafik atlas oluşturulma kararı verilmiştir. Büyük Ortadoğu projesi (BOP) yahut Genişletilmiş Ortadoğu kavramsal çerçevesinin özü budur. Kürdistan buranın tam ortasındadır. Dün barajlamak istedikleri, tamponlar yerleştirdikleri yeri günümüzde açmak ve bu yeni atlası küresel kapitalist sistemin devindirici kaynaklarından biri haline getirmek arzusu hayati bir öneme sahiptir. Dolayısıyla tamponlar değişecek. Kürdistan’ın buradaki rolü de kritiktir. Bunu da anımsatmış olayım yeniden.

Tabii, Kürdistan’ın örfi yaşayış şeklinin laikliği, TC gibi ısmarlama laikliğe sahip bir devletten daha fazla dikkat çekici bir özelliktir. Batı ittifakı için önemli bir ölçüt de budur.

Kürdistan politik yapılanmalarının 21.Yüzyıldaki bu tanzimi görerek konumlanmasını, çağın yeni gereklerine ve ruhuna kendilerini uyarlaması veya buna göre değiştirmesi şarttır.Hala 1970’li yılların anlayışıyla “örgütleşmesini” ideolojik tapınaklar oluşturmak üzerinden, bu yolla da partizanlık/particilik/lidercilik geliştirerek en ilerisi parçacılığa denk düşecek yapılanmaları zorlayıp ısıtarak kendimize Zigguratlar yaratabiliriz belki ama bağımsız birleşik bir ülkeyi asla!Hala mahut iki kutuplu dünyanın ürünü olan Kemalizm-Baasçılık gibi ara rejim örneklerine benzer yapılanmalarımızı koruyarak “zamanın ruhunu” yakalayabilir miyiz!

Bu gün Kürdistan’ın en büyük sorunu dün olduğu gibi sömürgecilik tasallutundan kurtulmaktıdır. Şu güncellikte,tarihi fırsatların eşiğinde olduğumuz şu kızılca kıyamette “örgütleşme” mantığımızı “devletleşme” mantığıyla yenilemenin vakti geçiyor.

15 yıldır yürütülen “Türkiyelileşme” politik kırım ve operasyonlarına rağmen, IŞİD’in  Başur ve Rojava Kürdistanı’na saldırması ve vahşi katliamlar yapmasıyla, bu yeniden işgal harekatına karşı Kürdistan halkı lozan’da rızaları hilafına çizilen sınırları yıkıp kardeşleri ile buluşarak ve aynı cephelerde savaşarak  bu kırıma karşı “Kürdistanlılaşma” ile yanıt vermiştir. Bu, halkın irade beyanıdır. Kürdistan nesnelliği öznelliği bükmüştür. Bunun ciddi sonuçları olacağı kanaatindeyim.(Bu arada “biz bağımsız Kürdistan fikrini çoktan çöp sepetine attık” diyen Hatip Dicle ve diğer benzer dublörlerin çöpü kafalarını böylelikle boca edildi)

IŞİD’in Rojavayê Kurdistan’a TC vekaletiyle saldırması ve doğrudan işgal etme girişimlerini bu öznelliği büken nesnellikle ve “Kürdistanlılaşma” beyanıyla birlikte okumak lazım…TC’nin Müdahale için parlamentodan tezkere çıkartma süreci ile ABD’nin Güney Kürdistan Hükümetiyle Hewler’de “Kriz Masası” kurmaları bir tür anti-tez duruşu olarak değerlendirilebilir mi? ABD’nin Rojavayê Kurdistan’da da IŞİD’i bombalaması hem Kürtlerin kendi güvencesinde olduğu ve hem de TC’ye “ben varken müdahale sana düşmez” yaklaşımı mıdır?

Küreselleşme çağımızda, iç dinamiklerle dış dinamiklerin iç içe girdiği ve dış dinamiklerin iç dinamiklere baskın geldiği bu Ortadoğu’da kendi Zigguratlarımızdan çıkarak Birleşik Kürdistan ideali için maalesef olancasıyla reddettiğimiz, sadece lafzi olarak savunduğumuz ve onu da kendi partimize, parçamıza veya liderimize ram ettiğimiz “birlik” sevdasını vuslata erdirmek için daha hangi tarihi fırsatı bekleyeceğiz! Birleşik Kürdistan devletimiz olmazsa bu vahşi coğrafyada her gün birileri tarafından örseleneceğimizi kim inkar edebilir! Dün Koçgirî, Şêx Seit, Agirî ve Dersim’de yaşadığımız katliam ve mezalim; Enfal ve Halepçe’de yaşadıklarımız bu gün Şengal,Kobani ve Kürdistan’ın diğer bölgelerinde yaşanıyor!

Artık partidaşlığımızı vatandaşlıkla, parçacılığımızı milli vatanla değiştirmenin vakti değil midir?

Kürdistan bizim evimizdir. Her parti ve kuruluş bunun direğidir. Her Kürt bunun taşı veya tuğlasıdır. Birlik, çimentosudur. Bağımsızlık ise bu evin temelidir.Bu temeli yıkmayalım!

03/10/2014