TARİHİN AYNASINDA GÖRÜNENLER: DERS Mİ CEZA MI!

1408

Davut Kurun

Einstein, ”sürekli aynı seyi deneyip farlı sonuçlar bekleyenler aptaldır, ama deliler aptal değildir” sözü çok yerindedir. Bugünkü TC yöneticileri de yüzyıldır denedikleri imha, inkâr ve katliam politikasında farklı sonuçlar bekliyorlar. Şiddet ve katliamla birliğin olmayacağını kendi tarihlerinden de öğrenemediler. Kısaca deli bile değiller.

Tarihe kısaca bir bakalım.

İttihat Teraki’nin üçlü diktasından bilinen Cemal Paşa Birinci Dünya Savaşında Şam Valisi ve 3. Ordu Komutanı olarak 1914-16 yıllarında Suriye, Lübnan ve Filistin’i yönetmiştir. Daha önce Makedonya’da Bulgar, Sırp, Arnavut ve Yunan ulusal güçlerine karşı savaşıp İslam bayrağını taşımıştır. Bu bölgeler Ulasal kimlikler temelinde ayrıldıktan sonra, ittihatçılar da Anadolu’yu Türklere yurt etmek için imparatorluk içindeki ulusal ve etnik topluluklara sindirme, Türkleştirme politikasını gündemleştirirler. Cemal paşa da bu düşünce doğrultusunda 3.Ordu komutanlığını alır, Türkçü İslam anlayışı ile işe başlar.

İlk icraatı, Filistin, Lübnan ve Suriye’ uyulması gereken kurallar ile ilgili bir genelge yayınlar;

Birincisi, Halkın giyim ve kuşamı konusunda uyulması gereken kuralları sayar. Geleneksel Arap giyim şeklini, kadınların burka ve peçe giyimlerini yasaklar.

İkincisi, temel gıda maddelerinin fiyatını belirler. Yabancı para birimlerinin pazarda kullanılmasını yasaklar, bazı maddelerin kullanılmasını da ruhsata yani tekele bağlar. Yabancı paranın sürekli değer kazandığı bir ortamda, İngiliz sterlini ve Fransız frangının Osmanlı lirasına eşit işlem görmesini emreder. Böylece piyasada mal ve para karaborsasının önü açılır.

Üçüncüsü, Arap ve Türk birbirini sevmelidir, İslam çatısı altında birleşmelidir. Bölücülük yapanlara en ağır cezalar verilecektir.

Dördüncüsü, Avrupa ile alışveriş yapan levantenlerin yerleşim yeri olan otonom Cebel-i Lübnan yönetimi lağvedilerek yerine Şam’a bağlı kaymakamlık kurulmuş ve İslamcı Turancı Ali Münif kaymakam olarak atanmış. 3. ordu komutanlığına bağlı bir techir komisyonu kurulmuştur.

Beşincisi, geleneksel mahkemelerin bağlı olduğu ”Meşihat-ı İslamiye” lağvedilerek yeni adliye idaresi oluşturmuştur.

Cemal Paşa’nın bu uygulamalarına Emir Şekip kitabında genişçe anlatmakta ve ”paşanın takip ettiği siyaset Osmanlı devletinin ve İslam âleminin başına gelmiş en büyük felakettir” demektedir.

Cemal Paşanın ”Tehcir komisyonuna” verdiği direktif şöyledir. “Zararlı külliyelerden zararsız cüziyeler oluşturacaksınız”. Bu minvalde gördüğü 2 bin aydın ve etkili Arap ailesini Anadolu’ya sürgün etmiştir.
”El Lamerkeziye” (ademi merkeziyet) cemiyet üyesi olduğu gerekçesi ile 33 kişi hakkında askeri mahkemenin verdiği idam kararı, 6 Mayıs 1916’da Şam’ın Merce Meydanında ve Beyrut’un Burc Meydanında infaz ediliyor. Bugüne kadar hala Suriye’de 6 Mayıs şehitler günü olarak kutlanagelmektedir. İttihat Teraki’nin bu politikası iflas ettti ve sadece Suriye değil tüm Arap ülkelerini kaybetti. Bugünkü TC sınırları içindeki Rum ve Ermeni Pontus soykırımından sonra Kürtlere yöneldi ve yüzyıldır Kürtlere karşı hala savaşmaktadırlar, ‘deneyimleri tekrar ederek farklı sonuç bekleyen aptallar’ musallat olmuş bu coğrafyaya.

Sadam da aynı yöntemleri kullanarak Kürtleri teslim almaya, Arapları sevmeye zorladı, katliamlar yaptı, gazlarla soykırımlar yaptı. Doğanın kanunudur, Kürdlerin direnişi devam etti, taaki katliamcılar gidene kadar. Ortadoğu’nun en güçlü ordusuna sahip olmakla övünen Saadam, Tayip Erdoğan gibi sağa sola kafa tutuyordu. Kendi yanlışlarını halka ve dünyaya zorla kabul ettirmeye çalıştı. İçeride 1 ırak dinarı 4 dolar iken, dışarıda 1 dolar 4 ırak dinarıydı. 1. ve 2. Irak savaşı arasında dolar hızla yükseldi. Giderek 50-60 dinara çıkarken bile, Saddam 1 Irak dinarını 4 dolar olarak kabul ediyordu. Birleşmiş Milletler’in Irak’ta çalışan yerlilerine 3000 dolar maaşı Bağdat bankaları üzerinden havale ederken bunların eline 400 dinar olarak gelirdi.  Çünkü Dinar değer kaybederken ’emperyalistlerin ekonomik savaşına karşı halkın milli direnişi”ni öngörüyordu.

TC sınırları içindeki gelişmeler de farklı sonuçlar doğurmaz. Katliamlar, yasaklamalar, inkâr zıddını yaratır. Zoraki sevgi zoraki kardeşlik, beraberlik olmaz. NATO’nun en güçlü ordusuna sahip olmakla övünen Türk devleti şiddetle herşeyi halledeceğini zannederek dünyaya kafa tutmaya çalışıyor. Kürdistan’da şehirleri haritadan siliyor, demokrasinin zerresine tahammül etmiyor, fikir özgürlüğü, inanç, ifade, örgütlenme özgürlüğünü siyasi partileri Kürtlere ait herşeye düşman, bölgede devletlere, halklara, inançlara düşman, dünyaya kafa tutan bir devletin fazla yaşama şansı olmaz.

Negatif enerji ile dolu bu devlet ve siyasi yapı, şeytan taşlamakla geleceği inşa edemez. Ordulaşmış bir ulus sadece yıkar, geleceği inşa edecek olan; üreten, yani akıl, kol ve yürek sahibi, bilim sahibi uluslardır…

8.12.2016