TARİHE BAKIŞTA RESMİ İDEOLOJİ ve ÇELİŞİK BEYANLAR…

585

Ahmet ÖNAL

1919’da Atatürk‘e sorarlar;

-“Osmanlı devletinin 1.Dünya Savaşı’na girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Atatürk;

-“Savaşa girilmemesi diye bir ihtimal yoktu” diye cevap verir.

Çünkü Atatürk O tarihte İttihat ve Terakki üyesi idi, onları savunuyor ve onlar gibi düşünüyordu.

Zaman geçiyor, Atatürk Cumhurbaşkanı oluyor. Aynı soru tekrar sorulmuş oluyor. Atatürk’ün bu kez verdiği cevap şöyledir, İttihat ve Terakki kastedilerek;

– “Bunlar cahildir. Birinci Dünya savaşına girip, memleketin altını üstüne getirdiler” diyor.

Şimdiki Türk siyasileri ise savaş, kan, şiddet ile kalkıp, uyuyor. Çanakkale tamtamlarına, solun “anti-emperyalizm” söylemini de katarak popülizm yapılıyor.

Oysa ki Çanakkale’de, İngiliz ve Alman taraftarları bir savaşa tutuşmuştu. Padişah taraftarları İngiliz, İttihat ve Terakkiciler ise Alman tarafı olarak çatışıyorlardı. Bu savaşta Almanya ve taraftarı İttihatçılar yenilmiş, İngiliz ve taraftarları kazanmışlardır.

Bu emperyal egemenlikli güçlerin çatışması, solun ve hatta bazı yalama Kürtlerimiz için de haklı, haksız savaş kavramları kritize edilmeksizin, devletin resmi ideolojisinin paraleline düşerek, “dedelerimiz aynı mevzide can verdi, şehit düştü” hilafında koro tutarken, tarih karşısında haksız bir savaşın yanına düşüyorlar.
Hatırlarsanız, bu koroya HDK, HDP ve bileşenleri de katılmıştı.
Aslında savaşta Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak olanlar İttihat ve Terakkici ve Alman taraftarı olanlar, 1918’den sonra Sovyet, İngiltere, Fransa ittifakına girerek tampon bir devlet olarak oluşturmuş idi. Aslında İttihat ve Terakkici kesim 1.Dünya Savaşı’nda yenilmişti. Ama 1930’dan beri bu yenilgiyi “başarı” diye tanımlayan, esasında alakasız bir şoven gösteriyle yalan üzre inşaa edilmiş tarihi esaslı uyduruyorlar. Bu yalan tarih yazımının önü alınmadığı için, uyduruk tarih yazılmaya devam edilmiştir.

Çelişki, gözlerimize bakılarak aleni olarak ortada duru.yor Ama kem sözle insanda ar, sınır yok olmuştur.

Şimdi merak ediyorum….

Türkiye üç hafta evvel, “Beşer Esad’ı devirmek için ordayız” dedi. Bir hafta sonra, “Biz güvenliğimiz için ordayız!” dedi. Şimdi ise, “İran, Türkiye ve Rusya ile Suriye’deki barışın tesisi için garantör olarak oradayız!” diyorlar…

Tüm sorunlar işgal ile Kürt güçlerine karşı korkuya kapılarak ellerini “sağlam” tutmak içindir. Yani Türkiye’nin gözü ile asıl mesele; “Kürtler, gün yüzü görmesin meselesidir.”

Kürtler ise birleşik bir güç olarak tutum geliştirirlerse gün görebilirler, yoksa hayat karanlık geçecek, ta ki ömür bitene kadar…

Yazık değil mi?

Kaldı ki bu hak sizin, bizim. Çünkü bu topraklarda uygarlığı ve üretimi siz yarattınız, komşularınız ile yarattınız…