SUSKUYLA Ç E R N O B İ L OLUŞTURMAK

232

H. Hüseyin Yıldırım

Birileri kafayı kullandığım üsluba takmış. “Böyle üslup mu olur?“ deyip başıma siyasi komiser olma rolüne soyunmuşlar.

Sebebi ne?

Hataları eleştirdiğim, suçları deşifre ettiğim için.

Yapmayayım mı?

Yapma diyorlar…

Şimdi bunu ‘alsan alamazsın, satsan satamazsın’. Ama pazarı umutsuzca zorlama çabası mütemadiyen sürüyor, hoş…

Kürd politik dünyasında öyle bir algı oluşturulmuş ki, kişi inandığını açık ve net olarak dile getirmekten korkuyor. En azından ‘imtina’ ve ünlem direğine yaslanmamız tavsiye ediliyor. Resesif siyasi tutum öneriliyor, ilkelerden soyunmuş sığıntılı çekinik haller ve riya tavsiyesi…

Ne almaya geliyor, ne satmaya…

Neylersin ki pazar haylice kalabalık ve curcunasıyla aklımızı kuşatmaya çalışmakta…

Herhangi bir olay özgülünde isim vererek en ufak bir eleştiri yapıldığında birileri hemen şasi yapıp, “ona-buna saldırılıyor“ retoriğiyle alkışçı müfrezesi ve bandajlı amigolar korteji blokaja kalkıyor hemencik.

Yapılan eleştiriyi anlasalar gam yemem, billahi. Bu kapasiteden de uzak olduklarının çarnaçar hali ahvalleri ve sairi…

Peki, ne yapılmalı?

“Gelene ağam gidene paşam“ mı demeli?

Bunu yapan da çok, zahmetsiz ve rahmetsiz bir pazar, anlayacağınız…

Herkese kartvizit mi dağıtmalı…

Bu kadarı da olmaz ki. Bu tutum bizi doğruya götürmez ki…

İnsanların eleştiri yapmasından niye korkulur?

Küfür, hakaret ve tehdit yoksa bırakın insanlar düşüncelerini korkusuz açıklasınlar. Yanlışsa kalkıp “güzel arkadaşım bu dediklerin yanlış, doğrusu ahan da budur“ denilir. Karşı taraf da doğru bulursa o konuda mutabık olunur.

Fakat tutum bu değil maalesef.

Dedikleri şu: “Ben yapar ederim, hata da yaparım, suç da işlerim ama sen susacaksın…“

Dayatılan bu…

Fakat şu da unutulmasın; “Sen ne dersen de, sadece benim dediklerim, yaptıklarım doğru“ demek kimseyi bir yere götürmez.

Davamız ağır mı ağır.

Gorbaçov’un dediği gibi; “Dünyada çözümü zor olan iki sorun var, birincisi Çernobil ve ikincisi Kürd sorunu.“

Kürd/Kürdistan sorunu çözülmesi gereken dünyanın en zor davalarından biridir. Sorunun nasıl çözüleceği meselesi ilgili güçler tarafından tartışıldığı gibi, Kürd aydın ve siyasi çevrelerince de işin ideolojik, siyasal ve pratik vs. boyutu tartışılmaktadır. Bu konuda her Kürdün söz söylemek ve kendi doğrularını savunmak hakkı vardır. Sözünü söylerken de küfür, hakaret ve tehdit içermedikçe her birey ve siyasi kurumu isim vererek eleştirmek hakkı da vardır. Hiç kimse bu konuda ambargo koyamaz.

Fakat Kürd siyasal dünyamızda öyle bir algı oluşmuş ki, “bunu sen mi dersin, vay ki?“ azarıyla adamı dediğine pişman edecek hale sokuyorlar. Bir sözlü linç korosu ve alaylı mektepli kakofonisi çıngarla kopuyor ses tellerinden…

Öyle anlaşılıyor ki söylenenler bu çevrelerin kirli hesabını bozuyor.

Peki, ne yapalım?

Kimsecikler görünen yanlışı dile getirmesin mi?

Suç varsa teşhir edilmesin mi?

Evet istedikleri budur.

Buna uyulmalı mı?

Kuşkusuz hayır!

Birileri kendince kaygılarından dolayı ‘uyumcu’ takılabilir, ama herkesin uyma zorunluluğu yoktur değerli arkadaşlar. Bunca olan bitenden sonra birilerinin zoruna gidecek diye kişi olarak doğrularımı dile getirmekten kendime sansür uygulayamam. Bilincime bend çekemem. Bunu yaparsam millet kaygısı bir yana kendime karşı dürüst olamam.

Benden istenen bu mudur?

Bu talep masum mu sizce, müspet mi?

Kusura bakmayın ve yanlış da anlamayın ancak benden bunu istemeyin.

Bir Kürd devrimcisi, Kürdistan yurtseveri olarak milletim ve ülkeme karşı duyduğum sorumluluk gereği söylemem gerekeni ertelemeyi hiç düşünmüyorum.

Aksini savunan olabilir…

İkide bir dillerinde düşürmedikleri “akıllı davranmak gerekir“ (siz bunu üç maymunu oynamak olarak okuyun) diyenler aklıyla bin yaşasın, ne diyelim …

Fakat bu benim tarzım değildir.

Kendi içimizde susarak Çernobil oluşturmaya gerek yok, Kürdistan sorununun ağırlığı bize fazlasıyla yetiyor. Ve bunu da ‘uyumculukla’, suskuyla ve susturmayla çözemeyiz…

11 Mart 2017