Suriye Sarmalında Derin Kürd Düşmanlığı

883

Bawer Zîrek

Birçok kişi, çevre ve TC politikasını dengede tutmaya yarayan sistem içi muhalifler, TC’nin Suriye politikasında çıkmaza girdiğini ve dolayısıyla politika değişikliği yaptığını yazmaktadırlar. Söylenenlerin doğruluğu tartışılır. TC’nin Suriye politikasının değişen ve değişmeyen yanları var olmakla birlikte özü değişmedi. Esas mesele Rojava Kürdistan (Batı Kürdistan) oluşumunu engellemekti. Bugün de yeni müttefiklerle aynı politikasını yürütüyor.

TC’nin iç ve dış politikası tamamen Kürdistan’a endekslidir. İçeride atılacak en ufak bir değişiklik ya da bölge devletleriyle olan herhangi bir ilişkide atılacak adım Kürdistan faktörü üzerinde dönmektedir. Görünürdeki sorunlar yumağının altında yatan Kürdistan sorunudur. Son yıllardaki Suriye ve Irak politikası da böyle. Daha önceleri “örtük ve gizli” olan bu politika şimdiki uygulamalarıyla açıktan oynanmaktadır.

İlk başta dünya güçlerinin Esad’ı devirme planı devreye sokulurken TC, Esad’la birlikteydi. Ancak Güney Kürdistan oluşumunu gözönüne alan TC Batı Kürdistan’da Kürd oluşumunu engellemek için 180 derece dönüş yaparak Esad karşıtı politika izledi. Saddam gibi Esad’ın da devrileceği, kendisi bu oyunun dışında kaldığında söz sahibi olamayacağını, oyunda yer alarak savaş sonrasında en güçlü rolü oynamak ve böylece Kürdlerin olası bir oluşumunu engellemek istedi. Tayyip Erdoğan, Obama ve Biden’e söylediği ve Suriye ile ilgili değişmeyen politikasını şöyle açıklıyordu: “Biz yeni Irak olsun istemiyoruz. Nedir bu? Kuzey Irak… Şimdi de Kuzey Suriye doğsun! Bunu kabullenmemiz mümkün değil. Burada Türkiye olarak üzerimizdeki yükün ağır olduğunun bilincindeyim, biz buradaki duruşumuzu korumak zorundayız. Aksi takdirde Kuzey Irak’tan sonra burada da bir Kuzey Suriye…Bu oluşumlar gelecekte büyük sıkıntılara yol açacaktır.”

Oyundaki bütün manevralarını bunun üzerine kurdu. Her değişen duruma göre manevra yapmaya başladı. Kısa sürede Esad’ın devrileceğini hesapladı ve “Emevi Camisinde namaz kılacakl”rını” hayal etmişlerdi. Esad’ın gücünü küçümsediler, ama günümüzde güç dengelerini hesaplarken, bunun sadece bir devletin değil , dünya ölçeğinde güç dengelerinin hesaba katılması gerektiğini düşünemediler. Çok güvendikleri “stratejik derinlik” teorisyenleri hızla ileri atılarak bir de Rus uçağı düşürüp böbürlendiler. Batı’yı arkasına alarak Rusya’ya geri adım attıracaklarını düşündüler. Başta ABD olmak üzere Batı, bir dünya savaşına yol açacak şekilde TC’nin arkasından girdaba girmeyi reddedince, Rusya elindeki kozları kullanarak TC’ye diz çöktürdü. TC herkese her türlü tavizi verir yeter ki Kürdistan politikasında eli açık kalsın. Erdoğan kendini Sünni İslam’ın lideri görerek Esad’ı devirmenin başrolünde oynarken hem Sünni siyasal İslamcıları iktidar yapacak, hem de Kürdlerin hak sahibi olmasını engelleyecekti. Sünni Arap siyasal İslamcıları (İslamcı faşistler) iktidar yapamadılar, buna dünya güç dengeleri izin vermedi. Üzerine esas politikasını inşa ettiği Kürd oluşumunu başından beri engelleme çabasını ise sürdürüyor. Batı Kürdistan’a bir hançer saplayarak, ortadan ikiye böldü. Onların deyimiyle “birkaç askerin feda edilmesi” buna değer. “Suriye’de ve Irak’ta savaşmazlarsa kendi sınırları içerisinde savaşacaklarını dile getiriyorlar. TC müdahalesi olmasaydı bugün Batı Kürdistan tamamen işgalden arındırılmış ve Akdeniz’e ulaşmıştı. Batı Kürdistan’da kendi denetiminde bir bölge isterken, dünya güçlerini buna ikna edemeyince kendisi işgale girişti. Böylece Batı Kürdistan topraklarının bir bölümünü işgal etti, bunun karşılığında Halep’te desteklediği İslami faşist grupların arkasındaki desteğini keserek Suriye, Rusya ve İran’la gizli anlaşmalar yaptı. Dünya güçlerine PYD’den vazgeçmelerini,“muhalif” dediği İslamcı faşist gruplarla karada kendisinin savaşacağı teminatını verdi. Ancak bu konuda inandırıcı olamadılar, çünkü bunlar aracılığıyla bölgede savaşı bizzat kendisi yürütüyordu. Bunların savaş arenasında yenilmesiyle kendisi şimdi bizzat devreye girerek Kürt güçlere karşı savaşı sürdürüyor.

Süreci başından itibaren ele aldığımızda TC’nin Suriye politikası özünde anti-Kürt politikası üzerine kurulu, Rojava Kürdistan’ında bir Kürd oluşumunu engelleme içeriklidir.. Yürüttüğü savaş Kürdistan toprakları üzerinde Kürdlere karşıdır. Eline fırsat geçerse, güç dengeleri izin verirse Halep’ten Kerkük’e Kürdistan’ı işgal etmek istiyor. Bunu başaramayınca Irak ve Suriye’nin “ toprak bütünlüğü” nün savunucusu kesiliyor. Eski statüde diretiyor. Yani içeride ve dışarıda anti-Kürt politikasını sürdürüyor. Bütün Kürdler şunu anlamalı: TC, anti-Kürt politikasının baş aktörüdür…