SÜRECİ DOĞRU OKUMAMAK ve HEMİN HAWRAMİ TEKLİFİ!

223

H.Hüseyin Yıldırım

Orta Doğu coğrafyasında yaşanan alt-üst oluşlar kimini korkuya, kimini ise sevince boğuyor son vakitlerde.

Eski statükocu güçler tasfiye edileceklerini görüyorken, doğan boşluğu doldurmaya çalışan güçler de kendini farklı yerlerde ifade etmeye çalışıyorlar.

Sömürgecilerimiz kolektif manada kritik bir çıkmazı yaşıyorlar.

Kendilerine yönelen dünya süper güçler karşısında çaresizleştiler adeta.

Eski kurucu ve kollayıcı güçlerini aktüel olarak kendilerine yönelen blok düşmanlar olarak görüyorlar.

Bunun başat sebebi, dünya hâkim küresel güçlerinin izledikleri Kürd/Kürdistan politikasıdır.

Bariz biçimde görüldüğü kadarıyla küresel hakim güçlerin Kürd milletine bu başkalaşım ve yeniden yapılanma sürecinde bir statüko öngördükleridir.

Bunun federasyondan bağımsızlığa kadar uzanacağı umulmaktadır.

Küresel güçlerin planı böyle seyrederken, duruma adaptasyonda zorlanan bazı Kürd politik yapılarının, bu altın fırsatı adeta boşa çıkarmak için özel bir efor sarf ettiklerini belirtmek mübalağa sayılmaz.

Kimi güçler, Kürdlere bağımsız devlet gereksiz, hedef sömürgeci ülkeleri demokratikleştirmek gibi bir garabeti politika edinirken, kimi güçler de bağımsızlık retoriğiyle bağımsızlığın gereklerini ve zeminini çökertmeye çalışmaktadır.

Neden böyle canım ülkem?

Parti çıkarları ve iktidarı ülke çıkarlarından daha hayati addediliyor, bunu artık görmeliyiz hep birlikte…

Böylece bilerek veya bilmeyerek kolonyalizm meşrulaştırılıyor ve normalize ediliyor, bunu görelim…

Bunun izdüşümü politikalar icra ediliyor. Milleti devlet ve devleti iktidar yapan kurumları değil, parti kurumlarını millete dayatıyorlar, bunu da…

Milli potansiyeli açığa çıkarıp birleşmiş bir bütün yaratmak yerine sömürgecilerin yararlanacağı zafiyeli bir alan oluşturulmaktadır, maalesef ve eza içinde…

Bağımsızlığa en yakın parça olma hasebiyle Kürdistan’ın Güneyi’ni bakalım örneğin; milli bir siyaset, milli birlik, milli ordu, milli istihbarat, ekonomi üzerinde milli kontrol ve şeffaflık var mı?..

Hak, hukuk, adalet var mı?..

Her parti bir alanı işgal etmiş ve kendi nevi şahsına münhasır hak, hukuk ve beylik adaletini uyguluyorlar, inkar etmemiz mümkün mü?..

Merkezi bir yönetim yok. Çokbaşlı partizanlık hâkim. Siyasi anlamda olduğu gibi toprak olarak da bölgelere bölünmüş…

Bağımsızlık milli birlikten doğar. Mevcut partilerin ajandasında olmayan da budur.

Durum böyle olunca bağımsızlık retorikten öte bir anlam içermiyor.

Böyle devam ederse retorik de elbette belagatten düşer birgün…

Bakın KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrami, Kürdistan Bölgesi’nde düzenlenen bir konferansta, “Yeni Ortadoğu şekillenme Süreci ve Kürdistan Bölgesi” başlıklı bir sunumunda neler söylemiş, görün…

Hemin Hawrami, “Fırsatlardan yararlanmak ve tehditlere karşı koymak için ne yapmalıyız?“ dedikten sonra; “belki bütün grupları bir araya getirebilmemizin dönemi artık bitmiştir, ancak bağımsızlığa inanan kişi, grup ve örgütleri bir araya getirebiliriz…“

Demek ki Hemin Hawrami ve temsil ettiği düşünce milli birlikten kaçıyor. Diğer Kürdistani siyasi güçleri kaale almıyor, onlarla birleşmek istemiyor. Ki bu güçler Güney’de toplumun %70’ni teşkil ediyorlar. Bu koşullarda Hemin Hawrami ve temsil ettiği düşüncenin bağımsızlık söylemi retorikten başka anlama gelmiyor.

Peki, bağımsızlığı kiminle birlikte gerçekleştirecekler?

Kendileri dışında kimseyle anlaşamadıkları tüm yumurtaları Türklerin sepetine koyuyorlar. Onlar da “dünyanın neresinde olursa olsun Kürdler lehine gelişen her şey bizi karşısında bulacak“ dedikleri bilindiği halde…

Fakat Hemin Hawrami ve temsil ettiği Irak-KDP bu ve benzeri politikalarla dünden bugüne kendilerini yaşatmışlardır.

Diğer Kürd siyasi güçlere karşı daima sömürgeci güçleri müttefik görmüşlerdir.

Dün İran Şahı ve İran Molları ile İran-KDP, Saddam Hüseyin ile YNK, Türkiye ile TKDP, PKK ve yine bugün de TC devleti ile birlikte tüm Kürdistani güçlere karşı ortak savaştıkları bunun somut delilleridir.

İzlenen bu politikadan bağımsızlık çıkmaz. Zaten böyle bir programları da yoktur. İsteyen parti programına bakabilir. Şu veya bu yöneticinin bağımsızlık retoriği bu gerçeği değiştirmeye yetmez. Hatta bunun ötesinde kendi dışında, Kürd milleti lehinde gelişen her olumlu gelişmeyi kendi yok oluşları olarak görüyorlar. Bunun en son somut örneği Kürdistan’ın Güney Batısı’nda YPG önderliğinde olumlu gelişmelere karşı takındıkları tutumdur.

Bu tutum onları TC devleti ile aynı saflarda ve safhada buluşturmuştur.

“Fırat Kalkanı Operasyonu“na katılmaları, Şengal provakasyonu, hâkim oldukları alanda TC devletinin rutin olarak PKK hedeflerini bombalamaları karşısındaki takındıkları ölüm sessizliği bunun somut örnekleridir.

Bağımsızlıkçı bir gücün izlemesi gereken politika bu olamaz.

Burada şunu net olarak söylemek mümkün; Irak-KDP bugün Kürd bağımsızlığı önünde engel teşkil eden en büyük güç olarak karşımıza çıkmaktadır.

PKK daha az mı engel?

Elbette değil. Önderleri çoktan “bağımsızlığı altın tepside verseler elimin tersiyle red ederim,“ yekdiğerinin “bağımsızlık fikrini tarihin çöp sepetine attık“ ifadeleri halen yerli yerindedir.

Kürdlerin bir millet olmasından kaynaklı doğal haklarını programlayıp dayatması gerekirken Türkiye’nin demokratikleşmesini programlayıp politik sahaya sürdüler. Böylelikle kendini Türk sayan kesimlerin görevini Kürdlerin sırtına yüklediler. Bu uğurda Kürd milli davasını tasfiyeye tabii kılmışlardır.

Fakat son dönemlerde bu politikadan bir kırılma olduğu gözlemlenmektedir. Bu çizginin aşılmaya başlandığının emareleri görülmektedir. Abdullah Öcalan’ı fiiliyata önderleri kabul etseler de, posterleri taşınsa da O’nun projelerinin tersi bir pratik sergilenmektedir.

Olması gereken de budur.

Kürdistan için bir statüko sağlanmadan TC ile barışmanın mümkün olmayacağının seslendirilmeye başlandığı bilinmektedir.

Bu önemli bir gelişmedir, bunu not edin ve izleyin…

Buradan tekrar Hemin Hawrami’nin sunumuna dönersek; “Eski Ortadoğu’daki sorunlarda, büyük devletler son söz sahibi idiler, ama şimdi bu durum böyle kalmamıştır. Ortadoğu’daki liderlik ve uluslararası güçlerin etkinliği azalacaktır… Türkiye bölgede etkin olma hesapları için NATO gücünü kullanmak istiyor. Sünnilerin liderliğine soyunuyor ve bölgede Müslüman kardeşleri hâkim kılmak istiyor. Ayrıca bölgedeki enerji kaynaklarına ulaşmanın yollarını aramakta ve enerji pazarına hâkim olmak istiyor,“ tespiti ve mantığı ile tüm politikalarını buna göre inşa ediyorlar.

Stratejilerini buradan geliştirmektedirler, işte…

Hemin Hawrami, öyle görünüyor ki Kürdistan’ın Güneyinin kazanımlarının kimin eseri olduğunu da hatırlamak istemiyor, hoş, hele devam etsin biraz böyle…

Orta Doğu haritalarını yeniden düzenlemek üzerine süren savaşın mimarları olan dünya küresel güçlerini hiçe sayıp ve adeta Türklerin dediği gibi ‘onlar gidici biz bakiyiz bu topraklarda’ algısına istinaden, dünyadan izole olmuş, NATO içinde sözü beş para etmeyen ve hatta erişim kodları bloke edilmiş bir Türkiye’yi yükselen güç olarak Kürdlere dayatmak, Sünni Blok lideri addetmek, Musul Kerkük’e sarkma eğilimini huşuyla anlatmak ve bu minvalde siyaset gütmek çılgınlık değilse bile, Kürd milli çıkarlarını TC devletinin vagonuna eklemeyi en azından teklife açmaktır.

Bu teorinin vardığı pratik sonuç budur…

Irak-KDP bu politika ile belki diğer Kürd siyasal güçlerine karşı konumunu koruyabilir ama bu politikada Kürd birliği dumura uğrayacağı gibi, bağımsızlık da infaz edilir.

Küresel hakim güçler tarafından karantinaya alınmış ve neredeyse Irak-KDP ve Barzaniler dışında tek bir ‘dostu’ kalmamış Türk Devleti’nin himayesini telkin etmek için Hemin Hawrami olmak lazımmış…

Anlayacağınız birinin diğerinin şahidi olamayacağı bir durum, bozacının şahidi şıracı misali…

Bu programı tayın eden güç TC ve diğer sömürgeci güçlerdir.

Bu ilişki ve düzenek sürdüğü müddetçe Kürdler sömürgecilerin “alt kimliği“ olmaya mahkûmdur.

Olan, karşılıklı tırmandırılan savaşlarda can veren Kürd yiğitlerine olmaktadır.

Yazık bu millete!

Ama umut; Kürdistan’ın Güney Batısı’ndaki olumlu gelişmelerdedir.

Umalım ki her yurtsever Kürd’ün gönlünden geçen o muhteşem duyguların gerçekleşeceği o enfes netice yaşansın…

İşte o zaman belki diğer güçleri de onarır ve doğru istikamete yönlendirir.

Umudumuz, temennimiz bu olsun.

22 Mart 2016