Sosyalist Üretim Modeli ve Toplumsal Yönetim

577

M.Mamaş

Yakın zamanda İsveç’te örnek bir yaşam projesinin hayata geçirildiğini değerli bir arkadaşımızdan merakla dinledim. Proje şu; dışarıdan hiçbir kaynak almadan sadece örnek yerleşkedeki kaynaklar kullanılarak modern yaşam için gerekli enerji üretilebilir mi?

Köy kuruluyor, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisinden yararlanılıyor ama yetersiz kalıyor. Havanın içindeki sıcaklık miktarını alıp kullanan cihazlar yapılıyor ancak yine yetersiz kalıyor. Yakındaki gölün altından sıcak su akıntısından yararlanılıyor, o da yetmiyor. En sonunda kayaları delip oradaki gazı alıyorlar ve tüm bunları bir ünitede birleştirip her evin girişine monte ediyorlar. Böylelikle proje hayata geçiriliyor.

Bu konu bana sosyalist üretim tarzının en temel ilkelerinden biri olan doğanın dönüştürülürken yok edilmemesi ve yeniden üretiminin sürekliliğini sağlama bağlamında ufuk açıcı bir olay olarak göründü. Doğada doğrudan varolan yenilenebilir ve zararsız enerji elde etme-rüzgâr, güneş, hidrojen vs- çalışmalarına ilaveten üretim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, yazılım tabanlı otomasyonun insan kol emeğini giderek azaltması bizim öteden beri savunduğumuz iş örgütlenmesinin, yani insanın daha çok kendini zihinsel faaliyet alanlarına adayabileciği toplum düzeninin olanaklı olduğunu göstermektedir. Quantum fiziği, kimya ve biyoloji alanlarındaki, nano-teknolojiler, süper iletkenler alanındaki ilerlemeler ve evrenin keşfi üzerinden uzay bilimlerindeki gelişmeler teknolojinin başdöndürücü bu çağında bütün insanlığın temel sorunlarını çözmenin sadece bir tercihe bağlı olduğunu, bu tercihin de sosyalizm olduğunu ve insanlığın bunun zorunlamasını giderek daha etkili hissedeceğini belirtebiliriz.

Dünyadaki demirin, bakırın, kromun, petrolün bir sonu var. Ormanın, suyun bir sonu var. Her yıl fenni gübrelerle, tarım ilaçlarıyla zehirlenen toprağın bereketinin bir sonu var. Ve zaten gezegenimizin kaynaklarının üçte ikisini tüketmiş durumdayız. Böyle giderse kapitalizm ve kar hırsı tüm dünyayı tüketerek kurutulmuş bir gezegene dönüştürecek. Sanırım şimdiden birçok sermaye sahibinin uzayda maden arama şirketlerine para yatırmasının sebebi bu olsa gerek.

Kapitalizm durdurulamazsa ya dünyayı çürüttükten sonra terk edecek veya yok edecek. Sermaye düzeni devam etse bile geriye yaşanabilir bir dünya bırakmayacaktır. Kapitalizm tüm dünyanın sömürgecisine dönüşerek kendisiyle beraber tüm insanlığı doğanın işgalcisine ve deyim uygunsa acımasız kemirgenine dönüştürdü. Sanayi devriminden bu yana hızla tüketilen dünyanın artık 1980’lerde başlayan neo-liberalizmle birlikte kendini yenileme yeteneği de yok edildi. Dünya Bankası’nın “Milenyum Ekosistem Değerlendirmesi” ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın “Yaşayan Gezegen 2012” raporlarında bu durum net olarak belirtildiği halde büyük şirketlerin acımasız kar hırsı durdurak bilmeden yerküremizi tüketmeye devam etmektedir. Bu gün harcadığımızı doğanın onarması veya atıklarımızı ayrıştırarak molekül zincirlerine eklemesi süreci artık 40-50 yıl uzayarak tamamlanabilmektedir ve mevcut gidişatla bu açı daha da derinleşecektir. Ekoloji ve biyo-sistem uzmanları dünyanın “kitlesel yokoluşa” doğru sürüklendiğini sıklıkla ifade etmektedirler.

Sürekli tüketerek kar esaslı kapitalist düzeni kendi yasaları içinde bile sürdürmek olanaklı olmaktan çıkacaktır. Bu sadece doğal kaynakları harcamak anlamında değil, aynı zamanda sürekli ihtiyaçları yenilemek bağlamında arz-talep ilişkisini ayakta tutmak yönünden de sıkıntılıdır. Artık kapitalist düzeni yalnızca üretim sürekliliğiyle değil, aynı zamanda tüketimi artırmak kaydıyla krizi erteleme yollarına başvuruluyor. Tüketimi arttırabilen toplumlar ise ABD gibi gelişmiş ülkelerdir. Bunlar da nereye kadar tüketebilirler? Bu gün tüm dünyanın ürettiği mal ve hizmetlerin yüzde 30’unu, tüketimin de yüzde 60’nı ABD yapmaktadır. Bundan ötesi ne olabilir? Yani insanın da bir tüketim haddi var. Örneğin ABD’nin en çok tüketen nüfusunun önemli bir oranda kazançlarının çoğunu bu defa zayıflamaya harcadığı biliniyor.

Kapitalizm doğayla beraber onun temel öznesi durumundaki insan hayatını da yarattığı çelişkilerin sonuna getirdi. Bundan ötesi yok. Doğa doğa olmaktan, insan insan olmaktan çıkıyor. Bu düşüncesiz vahşi düzen değiştirilmek zorundadır. Aksi taktirde insan ve tüm canlı türlerinin yaşamı büyük tehdit altındadır. Kapitalizm, dünyayı hızla “kitlesel yokoluşa” götürmektedir.

Kızılderili bilgenin söylediği gibi; “Son Irmak Kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son Balık öldüğünde, Beyaz Adam paranın yenmeyen birşey olduğunu anlayacak…”

Bunu durdurmak mümkün!

Doğal dengenin korunması, doğayı yeniden ikame eden, onu tahrip etmeyen bir modern toplum inşasına gereksinimimiz var. Ancak kar güdüsüyle işleyen kapitalist düzende bunu sağlayabilir misiniz?

Yazımın başında bahsettiğim İsveç’teki yaşam projesine benzer birçok doğacı yaşam örneği kurabiliriz. Bunu üretimin tüm sahalarında uygulayabiliriz. Sanayi toplumunun dünyanın kemirgenine dönüştürdüğü insan toplumu olmaktan çıkmalıyız. Bu da ancak doğacı-toplumcu bir felsefeyle hayatı örgütlemekten geçiyor. Siz bakmayın yazımın başlığındaki “toplumsal yönetim” ifadesine. Biz sosyalistler dahil herkesler, bunu ‘toplumun idare’ edilmesi olarak okuyup anladık ve böyle uyguladık yazık ki. Oysa doğru olan ‘idarenin toplumsallaştırılmasıdır’…Sosyalizmde devlet aygıtının giderek ‘sönümlenmesi’ önermesi de böylelikle realize olacaktı. Fakat deneyimsizliğimiz ve yaşam şartlarımız bizi ‘toplumun idaresine’ itti ve buradan güçlü toplum yerine ‘kudretli’ devlet aygıtları ürettik yeniden. Artık biliyoruz ki, katılımcılığın olmadığı bütün sistemler en nihayetinde birilerinin elinde zorba bir diktatörlüğe dönüşmektedir. Merkezi yerele paylaştırmayan, yereli de insana eklemeyen bir sistem en nihayetinde hiyerarşi yoluyla da olsa ‘farklı’ olanı,’ayrıcalıklı’ olanı yaratacaktır.

Yeni toplumsal düzen sadece doğanın insan ihtiyaçlarıyla uyumunu kurmalıdır. Ve elbette yeni toplumsallık geniş anlamıyla ahlaki ölçülerde bir toplumdur. Bencilliği değil paylaşımı, doğa ve insan yaşamını harcamayı değil geliştirmeyi, yok etmeyi değil, dönüştürürken varetmeyi, insan insana ilişkilerinde sevgiyi esas alan ahlaksallığa sahip bir yapıda olacaktır.

20.06.2015