SORU İŞARETLERİ İLE DOLU YAKIN TARİHİMİZDEN SADECE BİR SAYFAYI YENİDEN TARTIŞMAK ÜZERE HATIRLAMAYA ÇALIŞALIM

1717

Abdullah Saydın

Bir yanı ile Kürdistan tarihi milli ittifaksızlığın ve ihanetlerin tarihidir tespiti ile başlamak istiyorum.

Şeyh Sait serihıldanından sonra Kürdistan’ın ileri gelen aileleri serhıldana katılsın ya da katılmasın sözü geçer etkili bir aileye mensupsa batıya sürgün olarak gönderilmişlerdir. Trakya-Aydın-Denizli-Bolu vb. akla gelebilecek her ilde bir veya birkaç aileye her hangi bir köyde yer gösterilmiş; dil bilmez yol bilmez bu insanların malları ellerinden alındıkları için yaşamlarını yoksulluk ve sefalet içinde geçirmişlerdir.

Mecburi ”İskân” başlı başına bir trajedinin adıdır.

Bugün tekerrür eden göç 1000 yıldır çeşitli şekillerden devam ediyor.

Örneğin Dedem Şeyh Mıhemed Şerifgiller Bolu’ya, Şeyh Said Efendi ailesi Trakya’ya ‘nefi’ (sürgün) edilmişlerdir. Yıllar sonra nefiden dönerken o yabancı memleketi ve çektiklerini bir sonraki kuşağa sözlü sohbetlerine çocukluk yıllarımda hayal meyal şahit oluyordum.

Kor Hüsen Paşayı da Kayseri’ye sürmüşler. Kayseri’de 2 yıla yakın kaldıktan sonra bir fırsatını bulup Xoytili Heci Musa Beg’le bir araya gelir ve ailelerinden bir kısmını bırakarak Fransızların elinde olan Suriye’ye 1929 yılında kaçarlar.

‘Bıné Xeté’ de ileri gelen siyasi kişilerle buluştuktan sonra XOYBUN hareketine dahil olduklarını çeşitli kaynaklardan öğreniyoruz.

Heci Musa burada hastalanıp vefat ettikten sonra Kor Hüsen Paşa, oğlu Edo (Abdullah) ve bir yeğeni ile (Zero Xatun’un oğlu)ile Musa Beg’ ın kardeşi Nuh Beg, oğlu Medeni ve yine aynı zamanda Hüsen Paşa’nın da damadı olan Musa Beg’ ın oğlu İzzet ile beraber gurup halınde Berzan bölgesine geçerek Şeyh Ehmed Berzani’ye sığınırlar.

Bilindiği üzere Osmanlıdan kalma ilişki ve gelenekle bu tarihlerden itibaren ‘misakı milli’ sınırları dışında kalan aile ve aşiretlerle Türk devletinin resmi ya da gayri resmi ilişkisi hep devam etmiştir.
Sımko’ yu (İsmail Axa yé Şıkaki) İran’a karşı kullanılmak üzere desteklemiş kontrol altında bulundurmuştur, Barzanileri ve Şeyh Mahmut Berzenci aşiretlerinin ileri gelenleri ile ilişkileri Cumhuriyetin kuruluş yıllarına dayanır… Dolaysıyla süreç içerisinde gerek Sımko dan ve gerekse Barzanilerden kuzeyli sığınmacılar bekledikleri ilgiyi de bu sebepten dolayı bulamamışlardır.

Ağrıda serhıldanın yükselmesi ile birlikte gurup Ağrı dağına ulaşmak üzere İran Kürdistan’ı üzerinden geçmeyi yol güzergâhı olarak seçerler. Bu arada Heci Musa’ nın kardeşi Nuh Beg ile İzzet Beg Şeyh Ehmed’ ın kardeşi Şeyh Mıhemed Sıdiq ‘ın yanında Berzan bölgesinde kalmasının kararı çok iyi bilinmiyor.

Gurup İran sınırını arkasına alıp yol aldıktan sonra Türk Devleti sınırına yakın bir yerde, dere kenarında Kor Hüsen Paşa abdest alıp öğle namazına duruyor bu esnada oğlu Edo ile yeğeni yaz sıcağında terden kurtulmak için olsa gerek soyunup derede yıkanıyorlar.

Medeni daha önce silahını hazırlamış vaziyette önce Namaz üzerindeki Hüsen Paşayı tek kurşunla öldürüyor, anında suda yıkanan 2 kişiye yöneliyor onları da öldürdükten sonra Kafalarını kesiyor, bir torbaya yerleştiriyor ve doğruca Vana geliyor.

Van Umum müfettişine teslim edilen kafalara karşı mükâfatlandırılan Medeni Beg memleketi MUŞ ta korunaklı yaşamak koşulu ile serbest bırakılıyor.

Olay duyulduktan sonra Şeyh Ehmet Barzani himayesindeki Musa Beg’ ın kardeşi Nuh Beg’ i sorumlu tutuyor ve idam ediyor.

Şimdi bu katliam ve karşılığında Nuh’un idamı meselesi bana İKİ SAİT’ ler olayını ister istemez hatırlatıyor.
Yine bir Türk devleti klasiği diyebileceğimiz bir olay, muhtemelen Barzanilere verilen rol ve Kuzey Kürdistanlı direniş önderleri ve maiyetlerindeki şahıslar. Özcesi yol arkadaşları ve ihanet…

Senaryosu daha önce yazılmış ve hiç bitmeyecek bu oyunun günümüzde tekrarını yaşıyoruz. Ancak yine de dönelim bu hikâye ye.

Öç alma ve ihanete cevap verme ateşi yanmaya devam ederken, kılamlara konu olan bu hikâyenin son kahramanı Hüsen Paşanın abisi İsmailé Sultan Beg’ ın torunu Mıhemed  Medeni yi Muş’ta caminin içinde namaz esnasında cemaatle beraberken, tabancayla, tek kurşunla 1961’de öldürüyor ve cezaevine giriyor. İhanetin cevapsız kalmaması teselli gibi gelebilir ancak hiç bitmemesi Kürd halkının yarası olarak devam ediyor.

26.12.2015 Abdullah Saydın.