Sömürgeci İttifak ve Heseke Saldırısı

2053

M.MAMAŞ

Suriye Ordusunun, savaş uçaklarıyla Güneybatı Kürdistan’ın Heseke kentine saldırması ve bölgedeki Araplara YPG’ye karşı ayaklanması çağrısı yapması ile kime ne mesaj verilmektedir!

Öncelikle bu olay, TC-Suriye ve İran arasında uzun zamandır yürütülen gizli diplomasinin test aşamalarından biridir. Doğu Perinçek’in Abdullatif Şener refakatinde 28 Şubat 2015 tarihinde Suriye’ye gidip Beşar Esat’la görüşmesi, yola çıkmadan Atatürk Havalimanı VİP salonunda İran Eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat’la görüşmesi ve akabinde Suriye ve İran Devlet Televizyonlarına demeç vermesi başlatılan ‘örtük Diplomasi’nin işaretleriydi.

Bu ‘örtük diplamasi’nin daha sonra doğrudan devlet heyetlerinin Cezayir’de bir araya gelerek devam ettirildiği bizzat Cezayir basını tarafından yazıldı. (Sözkonusu haber alayekiti.com sitemizde çeviri yapılarak yayınlanmıştı).

Bu ‘örtük diplomasinin’ Suriye ve İran’ın hamiliğini yapan Rusya’ya tevdi edilmesi gerekiyordu ve görülüyor ki 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Rusya’ya iyice yakınlaşma eğilimi kamçılanan TC’nin en son Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ziyaretiyle şekillendirildiği ifade edilebilir.

Burada ilginç olan şey taraflardan hiç birinin diğerine güvenmemesi ve hepsinin toptan TC’ye güvenmemesi olayıdır.

Tarihsel güvensizlikler bir tarafa, TC’nin Suriye’deki İslamcı güçleri Suudi Koalisyonuyla desteklemesi ve Rusya uçağını düşürmesinin de ötesinde yüz yıldır Batı ittifakının üssü olmasının yaratacağı sorunsallık konuyu salt bölge denkleminin ilerisinde küresel bir meseleye dönüştürebilir endişesidir. Zira Rusya bölgesel politikalarda çelişse de küresel çapta henüz Batı ile çatallaşacak güncel bir politikaya sahip değil. Sonuçta küresel kapitalist sistemle entegrasyonu henüz devam eden bir güç.

Sanırım Rusya, TC’nin ne kadar ABD ve Batı ekseninden uzaklaşacağını test edecektir.

Suriye, TC’nin ülkesindeki İslamcı Güçlerden desteğini çekeceğini görmek istiyor.

TC, Suriye’nin Kürt Güçlere karşı savaşıp savaşmayacağını görmek istemektedir.

İran ise Suudi’ye karşı TC’nin tarafsızlaşmasını görmek niyetindedir.

Ve bu üç bölge devleti hep beraber Güney Kürdistan Yönetimini nasıl boğacaklarının da hesabındalar.

Sonra ABD ve Batı yokmuşçasına böyle davranmanın konforuna diyecek yok!

Hülasa Suriye Heseke’ye saldırdı. TC’ye “jestini göreyim” beklentisinde.

İran, Yemen’deki Husileri Suudi toprağına ilerletti ve Suudi topraklarındaki ilerleyişi halen devam etmektedir. TC’den resmi tepki yok! Suudi ise ‘bu ayıbımızı kimse görmesin’  sessizliğinde.

Rusya, Büyük olasılıkla ABD’nin TC ile ilgili sinir kat sayısının artmasından memnun…

ABD, Suriye’yi açıkça uyararak sizi vururuz dedi. Kürtlerin kendi müttefikleri olduğunu açıkça ilan etti.

Gelelim Kürtlere…

Kendi sömürgecilerinin bunca “anti-Kürdistan” siyasetine rağmen halen birbirlerini dışlayan, küçümseyen ‘partizan’ siyaseti ile bir türlü milli politika ve cepheleşme yaratamayan o korkunç ezikliğimiz. Ve Batı’nın koruyucu kalkanı olmazsa bizi yutmaya hazır bu bölge gericiliğinin bizi atmaya hazırlandıkları “Gayya Kuyusu”nun farkında bile olmayan ufuksuzluğumuz.

20.Yüzyıl Kürtlerin ve Kürdistan’ın yok sayılmasıydı. 21.Yüzyıl yok edilmemizin yüzyılı olabilir.

Eğer birlik olamazsak, bu hiç de ihtimal dışı sayılmaz…

Elzem olan Güney Kürdistan’ın bağımsızlığıdır. Zira bu “kutsal ittifak”, bu bölge gericiliğinin düğümü buradan çözülecektir. Güneybatı’nın Güney’le birleşmesi ve tüm parçalardaki mücadelenin bununla eşgüdümlenmesi de Kürtlerin merkezi-milli bir siyaset izlemelerinin önünü açacaktır.

Kürtler, ‘partizan siyaseti’ ile ‘Kürdistan siyaseti’ arasındaki çelişkiyi gidermeliyiz.