Sömürgeci Girdapta Güney Kürdistan, Nereye…

1104

M.MAMAŞ

Yıllardır Türk devleti ile geliştirdiği ilişkilerinin Güney Kürdistan Yönetimini sürüklediği kriz, Musul harekatıyla beraber siyasi ve askeri yeni kritik bir döneme girmek üzeredir.

Esasında salt Güneyli güçlerin değil, Kürdistan’ın herhangi bir parçasında mücadele eden kim olursa olsun, bir sömürgeci devlete karşı diğer sömürgeci devletin desteğini arkalamak isteyen herkes buna tevessül ettiği anda kendisi de çevrelenmiş olur. Bu, dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın ölümcül girdabıdır. Girdiğiniz anda çevrelenmiş olursunuz. Sömürgecilerimiz hangi parçamızda olursa olsun elde edilecek bir başarının nihayetinde kendi egemenlik alanlarında kırılmaya yol açacağını bilirler. Sömürgeci bilinç egemenlerimizde daima zindedir ve gereğine uygun kusursuz olarak işletilir.

Çoğu Kürt hareketi gizli veya açık bu girdaba giriyorlar. Girdikten sonra ise karşılıklı ‘bağımlılıkların’ ve ‘ilişkilenmenin’ prosedürü işletilerek gerekleri yerine getiriliyor. Bize akılsızca gelen çoğu politik-askeri komplikasyonun sebebi budur. Size birşeyler verirler, ama mutlaka karşılığında sizi girdapta tutacak tavizleri de alırlar. Bazen birinden uzaklaşıp diğerine angaje olmanız bile onları çok rahatsız etmez. Çünkü sonuçta girdabın içindesinizdir. Sabırla tekrar gelmenizi beklerler. Geldiğinizde ise kırgınlıklarını sorun yapmazlar.  Soğukkanlı realist bir politikaya sahiptirler. Girdabın içinde kaldığınız sürece böyle ‘gel-git’lerin olacağını tabiî karşılarlar.

Kürtlerin kendi içlerindeki “brakuji”lerinin en önemli sebebi de budur.

Bundan kurtulmanın yegane yolu ise, bu girdabı bozacak küresel bir dış dinamiğin müdahalesidir. Nihayetinde en güçlü haliyle girdabın bozulduğu olay 1991 yılındaki “Körfez Müdahalesidir.” Daha sonra 19 Mart 2003 yılında ABD patronajlı koalisyon kuvvetlerinin Saddam Hüseyin iktidarını devirdiği harekatla da Kürtler bu dış dinamiğin önemli entegre parçalarından biri haline geldi.

1.Körfez Müdahalesinde Kürtlerin ulusal kazanımlarının dikkat çekici sebebi kendi aralarında kurdukları “Bereyî Kurdistan/Kürdistan Cephesi” ittifakıdır, bir partinin başarısı değildir! Bunun altını kalın bir çizgiyle işaretleyelim. Saddam’ın devrilmesinden sonraki başarının anahtarı ise TC Devleti’nin ABD Kuvvetlerinin kuzeyden cephe açmasına izin vermeyen “Tezkere”sidir. TC’nin bu hatası, Kürtlerin güçlü silahına dönüştü! Kürtler, artık ABD ve Batı Koalisyonunun müttefikleri olmaya başladılar.

Bu küresel güçler, uzun vadeli stratejilerini dizayn ederken zaman zaman bizim hiç hoşumuza gitmeyecek ilişkilere de mecbur bırakabilmektedirler. Güney Kürdistan Yönetimi de bunu belirgin biçimde yaşamıştır. Irak Merkezi hükümeti ile pratikte yaşadığı sorunlar, Irak’ın ve Kürtlerin kendi içinde yaşadığı çatallanmalar, sömürgeci devletlerin artı bölge devletlerinin müdahaleleri elbette herşeyin kurgulandığı biçimiyle gidemeyebileceğini kanıtladı.

Sonuçta Güney Kürdistan Yönetimi yüzünü Türkiye’ye döndü. Aslında bu eksende kontrollü bir ilişkilenmeyi ABD de dayattı denebilir. Bu defa ‘kontrollü’ maksatla geliştirilen ilişkiler de kontrolden çıkabilirdi, öyle de oldu…

Kürtler artık Silopi’de askeri üslerde ağırlanan ve lutfederek pasaportları tevdi edilen lider ağırlanmasından, Ankara’da Resmi Protokol’le ağırlanan bir taltif elde etmişlerdi. Durum, ilişkilerde yeni bir tazelenmeye ihtiyaç duymaktaydı. Güney’in tüm ticaretinin TC üzerinden yapılmasına karşılık, Türk sermayesinin Güneyde rahatça değerlenme imkanı bulması sağlandı. OYAK başta olmak üzere devlete endeksli tüm şirketlerin ekonomik arka bahçesi olduk böylece. Bu yolla ithal ikameci bir ekonomik modelimiz olmuş oldu. Güney Kürdistan, TC’nin tüketim marketine döndü. Sonra içeriği herkesten gizlenen, fiyatı bile bilinmeyen, nasıl bir bağlayıcılıkla protokole kavuştuğu meçhul  “50 yıllık gizli petrol antlaşması” yapıldı. Ve dahi 1995’te TSK’ya tahsis edilen Bamerni’deki askeri üslerin sayısı şimdilerde 11 civarındadır. Gözle görülür bir işgal ve üstelik “dostluk ve dayanışma” kisvesiyle bizlere empoze edilmektedir. Siyasi olarak da dilim varmıyor ama tam bir “vassallık” ilişkisi kuruldu. Kısacası Güney Kürdistanımız TC’nin bir acentasına dönüştürüldü. Girdabın dar boğazı genişlemiş olsa da sonuçta halen içindeyiz. “Kontrollü” ilişkimiz kontrolden çıktı. Bu sebeple içerideki yapay dengemiz de bozuldu. Krizin eşiği kırılmak üzere!

Sanırım tüm bunlardan dolayı TC ve suç ortaklarının IŞİD’i Güney Kürdistan’a saldırtması karşısında, IŞİD’in Başkent Hewlêr’e 30 km yaklaşmasına dek ABD bu yüzden ilkin müdahale etmedi. Küçük oyuncuların ve piyonların oyununu kendi büyük oyununun aracına dönüştürmek istedi. Başbakan Neçîrvan Barzanî, Amberin Zaman’a verdiği mülakatta; ”IŞİD’in bu saldırısı karşısında defalarca TSK’dan yardım talep ettiklerini ama hiçbir cevap alamadıklarını” net olarak ifade etti. ABD, “ben olmazsam sizi burada yaşatmazlar” mesajını pratik müdahalesiyle verdi denebilir. ABD, uzun zamandır KRG-TC ilişkilerinin derinleşmesinden, bu vasıtayla TC’nin kritik enerji bölgesine müdahil olmasından ve bölgesel denklemde yırtılmalar yaratmasından rahatsızdı. Buna rağmen KRG’nin deyim yerindeyse “tüm yumurtaları TC’nin sepetine koyması” ve hamilik rolü biçmesi bizi krizin eşiğine getirdi. Kendi içinde birliğini sağlayamayan, merkezileşemeyen ve iktisadi-politik açıdan gittikçe yozlaşan bir yapıyı artık pêşmerge ve memur maaşlarını ödeyemez duruma getiren bu kamusal düzenimiz açıkça tıkandı. Halihazırda 60 civarı modern ülkenin doğrudan destek vererek askeri eğitim alanları açmasına rağmen neden illa da TSK’yı orada konumlandırdıkları sorgulanmadan yurtsever siyaset yürütemeyiz. Günün birinde git deriz onlar da gider naifliğiyle hareket edenler, TC’nin devlet karakterini anlamayan konformistlerdir. Bütün dünya, Kıbrıs’ta kendisini işgalci olarak tanımladığı halde oradan çıkarabiliyor mu? Kıbrıs AB toprağı olarak tanımlanmasına rağmen…

Ve şimdi nereye gelindi?

ABD, KRG’nin yönünü yeniden Bağdat’a çevirdi. Hem de “Sünni Blok” “Şii Blok” savaşı olacak denilerek Güney Kürdistan’ı bu gerici kamplaşmanın “Sünni Cephesine” yerleştirmeye çalışan Barzani tezine nispet yaparcasına! ABD, Barzani’yi Bağdat’a yönlendirdi. İbadi ile görüştürülerek ve Musul Harekatını Bağdat Komutasına entegre ederek yeni bir açı yaratıldı. Suudi ve TC eksenli “Sünni Cephe” manipülasyonunu boşa çıkardığı gibi, Barzani Yönetimini de yeni dizayna mecbur bıraktı. 20 milyar dolar borçlanmış, bu yüzden Suudi ve TC kapısını aşındıran pozisyondan kendi yönlendirmesi Irak’a mecbur bıraktı. İbadi yönetimi ABD desteğiyle KRG’yi önemli tavizlere zorladı. Böylece TC denklemin dışına çıkarılmış oldu.  Bu saatten sonra Barzani’nin Ankara ile arasındaki açının derinleşeceğini ve farklı bir krizin oluşabileceğini düşünüyorum.

KRG yönetimi kendi içinde parçalanmış, parlamentosu işlemeyen ve iktisadi krizin cenderesindeyken bu yeni denklemde, yani IŞİD sonrası denklemde kazanımlarını tahkim edebilir mi? İşgalden kurtarılan topraklarımızı muhafaza edip bunu uluslar arası güvenceye kavuşturabilecek midir? En son Fransa’da IŞİD’e karşı mücadele toplantısına çağırılmamış olması, bu toplantıda TC’nin bile olması ve Bağdat idaresinin de bizi temsil konumunda bulunmuş olması düşündürücüdür. ABD ve Batı  KRG’ye uyarı mı verdi. Yahut, kendi içimizdeki bu parçalanmışlık  bizi hak ettiğimiz diplomatik misyona taşımanın engeli mi? IŞİD sonrası Tekrar Bağdat’ı bizimle mi stabilize etmeye çalışıyorlar?

“Bereyî Kurdistan” olmasaydı 1991 Raperin’inde başarılı olabilir miydik?

Şimdi içimizde bu kadar parçalıyken, IŞİD sonrası kurulacak denklemde bizi neler bekliyor? Kürdistanlıların bunu iyi hesaplaması gerekiyor. Nasıl olsa ABD her koşulda bizi sahiplenir diye mi düşüneceğiz? Yoksa illallah edip “huysuz müttefiklerine” bizi armağan mı eder. Onlardan da bu jestin karşılığı olarak yeni tavizler mi alır.

Bu tehlikelerden en az zararla çıkmanın yolu yeni ulusal konsensustur. Yeni bir milletleşme akidi! Bunu başaramazsak, IŞİD sonrası esas tufanı hep beraber yaşayacağız. Sömürgeci girdaba bir de yeni bir “brakuji” eklenmesi tehlikesi kabus senaryosu olarak ihtimallerdeki sırasını bekliyor.

IŞİD’ten sonra Güney Kürdistan’ın mevcut haliyle devam etme şansı var mı?

Bir denklemin sonuna geldik.

Yenisinde bizi ne bekliyor….

27.10.2016