SİYASET VE AHLAK SORUNU!

264

Mehmet Müfit

Fransiz «Le Monde» gazetesi Mart ayı başında, 20. yüz yılın başlarında Avrupa düşünce ve siyaset dünyasına damgasını vuran şahsiyetlerden biri olan Jean Jaurès’e ilişkin bir dizi yazı yayınlayarak, «Hors-Série Le Monde»un Mart sayısını «Jean Jaurès, un prophète sosyaliste» (sosyalist bir peygamber) başlığıyla ona adadı.

Onun, düşünce ve siyasi yaşamını konu alan söz konusu yazılarda dikkatimi çeken en önemli mevzuat, Jean Jaurès’in siyasi icraatı hiçbir zaman intellektüel ve ahlaki boyuttan ayırmamasıdır. Bu konuda oldukça zengin düşünceler ortaya koyan ve savunan Jean Jaurès, siyasetle intellektül faaliyet ve ahlak arasında diyalektik bir bağ kurarak sol düşüncelerin zenginleşmesine büyük hizmetler sunmuştur.

«İdeal» ve «reel» arasında sürekli var olan diyalektik bağı düşünen Jean Jaurès, siyaset ve ahlak arasında da diyalektik bağı düşünerek bir sentez ortaya ortaya koyar. Bu oldukça öğretici olan yaklaşımdan hareketle Kürdistan’daki genel siyasi durum göz önüne alındığında ne kadar ciddi kopuklukların olduğu rahatlıkla görülebilir. Bütün mesele, sadece siyasetimiz ile intellektüel faaliyet ve ahlak arasındaki diyalektik bağın yokluğunu ve yoksulluğunu tespit etmek değildir, aynı zamanda bu yönlü yeni bir takım pratik çalışmalar ortaya koyarak son derece elzem olan «kollektif» çıkışı ortaya çıkarmak gerekiyor.

Yeniden siyasi tartışmaların her gün boyutlandığı bu günlerde, intellektüel faaliyet ve ahlak üzerinde durmanın önemi kendisini dayatmaktadır. Jean Jaurès okunduğunda Kürdistan’da aydın faaliyetinin bir yoksulluk içinde olduğunu daha çarpıcı bir şekilde görebiliriz. Yeniden toparlanmak maksadıyla ortaya çıkan girişimler, intellektüel ve ahlaki boyutundan soyutlanmış bir siyasi faaliyet olarak düşünülemez. Fikir olmadan siyaset olmayacağına göre, siyasette «ahlak» yani moral değerler olmadan düşünülemez.

Tekrar başa dönersek; intellektüel faaliyet olmaksızın, siyaset ve ahlak arasında var olan diyalektik bağı kurma yeteneğini göstermeksizin, ortaya çıkacak her girişim, «ruhsuz» olacağından kısa dönemde tıpkı bakımsız kalan ve sürekli sulanmayan bir ağaç fidanının kurumasına benzeyecektir. O bakıma, sorunu temellerinden itibaren düşünmek zorunluluğu vardır. Bu metodu takip etmeyen girişimler, iç dinamiği ve devinimiyle kendisini var edecek ve büyütecek temellere kavuşmadan boşa zaman harcama ve emek sarfiyatına neden olacaktır.

Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin handikaplarina parmak basmak, yeni bir aşamaya ulaşabilmeye yol açmayan eleştiriler ve «tespitler» yapmak yeni dinamikleri «yaratmaya» ve organize etmeye maalesef yetmemektedir. «Yürümeyenin» ne olduğunun formüle edilmesi gerekiyor. Akabinden pratik müdahaleyle çözümlerin ortaya konması gerekiyor. Değişim isteyen devrimci aydınlar için yeni bir «siyasi proje» anlamına gelecektir bu. Bu, «postulat» olarak kabul edildiği taktirde, güvenilir ortamlarda amaca uygun imkanların tartışılmasına ihtiyaç vardır. Ne var ki, öncelikle, Noam Chomsky’nin dediği gibi «herkesin bildiği ve bıkmadan sürekli tekrarladığı gerçekleri tekrarlamadan», «birinden diğerine geçişi olanaklı kılan basit bilinçlenmeyle aktif militantizm arasındaki fark sorgulanmalıdır»(Responsabilités des intellectuels). Çünkü görülebileceği gibi, ulusal kurtuluş hareketinin bir çıkmaz içinde olduğuna ilişkin belli düzeylerde bir bilinçlenme oluşmuştur fakat alternatif siyasi bir proje etrafında bir araya gelmeye ilişkin aktif militan bir düzey hala yakalanamamıştır. Asıl hadise de burada yatmaktadır.

Bu bakıma, sorunun başına dönerek bir daha tekrarlarsak, Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin ahlaki ve siyasi bunalımını aşabilmek pekala mümkündür; ama bunun için, kollektif aydın faaliyetiyle etik değerlere dayanan yeni siyasi projeler ortaya konulmalıdır. İlk adımın kalıcı olabilmesi için, iki önemli boyutta fikirsel temelde mücadele yürütmek zorunlu olmaktadır; birincisi, düşmana karşı yürütülen mücadelede hedef şaşırmaksızın, Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi içindeki «Truva Atlarına» karşı millet ve ülke olma esasları temelinde mücadele yürütmek -ki bu aynı zamanda «Türkiyecilik yapanlar» diye tabir ettiğimiz kesimlere karşı bir mücadeleyi ifade eder-, ikincisi, düşmanın amaçlarına hizmet eden saflardaki «apolitik» bilinçsiz, ayak bağı olan “görüşlerden” kurtulmayı amaçlar.

30.3.2014