Şii-Sünni Savaşı Neyin Acelesi?

1274

M.MAMAŞ

Suudi Arabistan’ın başını çektiği ve bütün Sünni Arap devletlerinin katıldığı ‘Sünni Cephe’,İran’ın önderlik ettiği ‘Şii Cephe’ye karşı hızla geliştirilen bir savaş dalgası yükseltme eğilimine girmiş durumda. Türk Devleti’nin de katıldığı bu cephenin bütün Ortadoğu’yu belki de yıllar yılı sürecek bir savaşın burgacına sürüklediğini görmek mümkün.

Ortadoğu, Avrupa’nın geçmişte yaşadığı ’30 Yıl Savaşları’na benzeyen bir mezhep savaşları silsilesine  bir ‘Amok Koşucusu’ gibi hırsla ilerlemektedir. Kutsal Roma German İmparatorluğu (Suudi) Protestan (Şii) hücumuna mı hazırlanıyor?

Barzani’nin de büyük teveccühle Suudi ve Sünniland’ına TC’nin yanaşık ortağı olarak bu cepheye katılmış olması, Kürdistan’ı yeni ve bize ait olmayan bu savaşa açık duruma getirmesi belki de kariyerinin en büyük bahsidir. Kürdistan açık cephe konumuna getirildi ki bu, ülkemizi tahmin edemeyeceğimiz yeni felaketlere sürüklemeye adaydır.

Gerçekte olan biten nedir?

Mezhep savaşı olarak bize yansıtılan bu kıyamet hakikaten böyle midir, yoksa konu servetin ve petrolün yeniden paylaşımı üzeriden dünya egemenleri arasında küresel çapta devam eden enerji kaynaklarının denetim altına alınması mücadelesi midir?

Birçok yazımda ifade ettiğim şeyi burada da tekrar etmekte imtina etmeyeceğim; bu savaş, Hazar Bölgesi ile Ortadoğu enerji bölgelerini birleştirerek yeni bölge, yeni bir siyasi ve fiziki atlas oluşturma mücadelesidir. Projenin adı, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi veya Büyük Ortadoğu Projesidir. Bu bapta başını ABD’nin çektiği Batı ve Rusya’nın başını çektiği Asya hattı çeper savaşlarını 1990’lardan beri yürütmektedir. Henüz kesin bir sert kutuplaşma yaşanmasa da yer yer uzlaşmalar ve kopuşlarla uzay zamanda ilerleyen bir yeniden bozunum ve yapılaşma süreci yaşanmaktadır.

Küresel eksen kendi mihverini henüz belirgin biçimde kuramamışken, bölgesel alt-eksenlerin mihverini kırarak savaşa soyunması neyin telaşıdır?

Sakın, kendilerini bekleyen düzenleme ve tasfiyenin önünü kesmek maksadı olmasın bu acele savaşçılık!

Bütün bu ara rejimler ve liderlik tarzları 20.Yüzyıla aittir. 21.Yüzyılda tarihsel anlamda infaz edilecektir ve 20.Yüzyıla değil,17.Yüzyıla gömüleceklerdir. Şimdi “Amok Koşucusu” gibi Şii-Sünni savaşına yürümelerinin sebebi, bu infazı erteletmektir. Uzak olmayan gelecekte, Ortadoğu bu ara rejimlerin ve liderlik modellerinin moloz alanına dönecektir. Özgün duruşlarını, modern değerlerini ve iç birliklerini koruyamayan Kürdistan da bundan nasibini alacaktır.

Bu savaş, Sünni –Şii savaşı bizim savaşımız değildir. Bu, gerici diktatörlüklerin, tiranların, ruhbanların ve petrol oligarşilerinin savaşıdır. Kürdistan, dünyanın erdemi ve aydınlık yüzü olmayı başarmışken, onu bu savaşın Sünni tarafına  veya Şii tarafına oturtmak ülkemizi bu vıcıklı cehenneme mahkum edecektir. TC ordusunu Musul’a çeken Barzani, Riyad ve Sünniland’ına iştahla belbağlamasının bedelini hangi Enfal ve Halepçe ile ödeyeceğini düşünmektedir?

Şii-Sünni çatışması bizim dahil olmamamız gereken bir savaştır. Bu çatışma TC ile İran’ın Suudi ve Körfez petrol oligarşisinin savaştırılması üzerinden kurgulanıyor. Buna,sanki başka bir seçenek yokmuşcasına taraf olmak zorundaymışız gibi bir algı oluşturulması doğru değildir.Burada tarafsız olmalıyız ama Kürdistan’ın bağımsızlığı ve milli çıkarlarımız temelinde tarafız.Eninde sonunda Suudi de, TC de bir biçimde bu hengameden payını alacaktır.Köhnemiş rejimlerin enstrümanına dönmemeliyiz. Diğer bir şey, kendi sömürgecilerimizi sanki herhangi bir devletmiş gibi ele almamalıyız. TC Kürdistan’ın yarısını ilhak etmiş bir devlettir. Bunun vagonuna eklenmek millilikle izah edilemez. Bugün Ortadoğu’da Küresel iki eksenin mücadelesi var, bunların alt-eksenleri de oluşuyor. TC-Suudi ve Körfez oligarşisi bir alt eksendir. İran ve Şii yapılar diğer alt-eksendir. Başımıza Işid’i sardıran bu alt eksen değil miydi, başını Suudi ve TC’nin çektiği. Bunları unuttuk hemen de! Bunu reddetmek gerektiğini söylemek Şia hattını savunmak manasına gelmez. Neden illa da kendimizi birine ekleme zorunda hissediyoruz. Özgün, modern değerleri koruyan ve iç birliğine yoğunlaşan bir siyaset geliştirilemez mi? Neden biz, biz olamıyoruz da hep eklemlenme yoluna gidiyoruz. Kürtler, Batı eksenine değer vermeli ama diğer eksene de düşman olmamalı, reel politiker tutum geliştirmeli. Alt-eksenlerin hesaplarında taraf olmayalım. Bunlar bizi kendi bataklığına sürüklüyor.

Tarihte, Kürtler hiçbir bölge gücüne dayanmadan her zaman topraklarını korumuşlardır. 5 bin yıllık tarihte bunu tek bir defa ihlal ettiler. Bundan bin yıl önce Türklerle bugün Barzani’nin kurduğu tarzda ilişkilendiler ve geleceklerini kaybettiler. Şimdi o kaybettiğimiz geleceğimizi geri almanın şafağındayken kendi ellerimizle karanlığı üzerimize çekmenin anlamı var mı? Bağımsız Kürdistan istiyorsak öncelikle bağımsız duruşumuzun olması gerekmez mi? İrademizi küflenmiş Suudi rejimine ve ülkemizin yarısını ilhak etmiş TC devletinin savaş iradesine emanet etmenin izahı var mı? Sonuçta böyle bir savaşta Sünni Cephe galip çıksa da viraneye dönmüş bir Kürdistan bırakacaktır. Bu güçler o zaman recm kararınızı da alacaktır. İlk taşı, hatta tüm taşları TC’nin size fırlattığını kanırtarak yaşayacaksınız.

Bu ilişikli savaş sizi de bitirecektir, bize ait olmayan bu savaştan uzak durmazsanız, sizler de bu ara rejimlerin ve 20.Yüzyıl lider profilinin tarumar edilmesinin akıbetini yaşarsınız. Titanların huzurunda Tiranlar savaşacaksa bu savaş arabasına binmeyin.

Reddedin! Hayır! deyin…

Yoksa felaketin önünü alamazsınız…

15.12.2015