ŞENGAL ve ÊZİDÎLERİN BERATI

354

M.MAMAŞ

Şengal ve Êzidî Kürtlerin tarihten bugüne yaşadıkları katliam ve aşağılanmalar, işin gerçeği şimdiye kadar Kürt politik yapılarının çok da ilgilendikleri ve benliklerinde bu dramı hissettikleri bir sorun değildi. Hatta çoğumuzun böyle bir toplumsal trajedi ile yüzleşme kaygısı bile olmamıştır.

Êzidîler, sadece diğer bölge milletleri ve birçok inanç akımları tarafından değil, aynı zamanda ‘Müslüman Kürtler’ tarafından da dışlanmış, horlanmış ve baskılanmıştır…

Êzidîler,  ağır bir karabasan gibi yaşadıkları tüm bu tarihi iliklerine kadar benliklerinde yaşayarak geldiler.

DAİŞ’in Şengal’e saldırarak soykırım yapması ve 5 bin Êzidî kadını kaçırıp ‘Arap Sex Pazarı’nda cinsel bir meta olarak satması, halen de ırzı bu pazarda bulunan Êzidîlerin bu dramı, tüm modern dünya insanının ‘vicdanını’ harekete geçirdi. Bu vahşet, tüm medeni dünyada nefretle karşılandı. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarında ve çeşitli ülke parlamentolarının ‘soykırım’ olarak ele aldığı bu konu artık bizden öte tüm dünyanın sorunu haline gelmiş bulunmaktadır.

Dolayısıyla, şimdi çeşitli Kürt partilerinin Şengal’de ‘parti hegemonyalarını’ inşa etmeye çalışmaları ve bu eksende birbirine saldırıp çatışmaları etik değerler anlamında ve siyaset denklemi bağlamında anlamsız olduğu kadar, Êzidîlerin dramını katmerleştirmekten başka bir şeye de hizmet etmez.

Bu hengâmede ‘doğru olan haklı olmayabilir, haklı olan da doğru olmayabilir.’ Şengal sorunu siyasal partilerin sorunu olmaktan çoktan çıkmış haldedir. Şengal, artık uluslararası bir sorundur. Hatta birçok özelliğiyle genel Kürdistan sorununun bile ilerisinde bir durum teşkil etmektedir.

Şengal, bu nedenle iki partinin egemenlik alanına dönüşmemelidir.

Bu konuyu çözmenin demokratik yolları var ve demokratik ülkelerde buna benzer birçok örnek var…

Eğer demokratik yoldan bir çözüm yolu arayacaksak;

  • Şengal’in statüsünün mutlaka ‘özel ve ayrıcalıklı’ olmasına dikkat edilmelidir. Bu noktada Êzidîlerin iradesine başvurulmalıdır.
  • BM denetiminde bir referandum yapılabilir. Êzidîlere Güney ve Güneybatı Kürdistan’daki idareye tabiî olma seçeneği sunulmalıdır. Hangisini tercih ederlerse etsinler, diğer parçadaki Kürt idaresinin denetlemeci bir kontrol mekanizmasının BM ile eşgüdüm içinde hareket etmesi prosodürü geliştirilmelidir.
  • Êzidî Kürtlerin kendi içinde özerlikten ileri bir statülerinin olması şarttır. Adalet, kültür, asayiş ve beledî alanda kendini yönetebilmesinin olanakları yaratılmalıdır.
  • İktisadi olarak bir çeşit ‘Serbest Ticaret Bölgesi’ statüsü sağlanmalıdır. Hepimizin bildiği gibi Êzidîler Kürtlerin en yoksul kesimleri arasındadır. Bu uygulama ile Güney ve Güneybatı Kürdistan’ın entegrasyonu da bu ‘minyatür uygulama’ ile sınanmış olur ki bu pilot alan üzerinden iki parçanın birleşmesi siyasetine hizmet etmiş olur.

Şengal Kürdistan için neden bir Monaco, Lihtenştayn, Vatikan, Hongkong, Makau olmasın ki (Makau’nun ve Honkong’un kendi para birimleri bile var,Lihteynştayn bir vilayetken ayrı bir devlete dönüştü sonra…).

Sanki Şengal iki yabancı ülke arasında paylaşılıyormuş gibi iki parti arasındaki kavga alanına dönüştürülüyor. Bu noktada halen ülkemizi parçalayan sömürgeci egemenlik sisteminin yarattığı yapay sınırlar ekseninden yola çıkmak doğru değildir. Pekâlâ, iki yaka da Kürdistan’dır. Burada ‘partici’ veya ‘parçacı’ düşünmek yerine, tüm ülkeyi dikkate alan bir tasavvurla hareket edilmelidir.

Ayrıca konu salt Êzidîlerle de sınırlı değildir. Feyli Kürtlerinin de benzer sorunları vardır. Ayrıca yarın Yarsan, Alewî, Zaza, Hevreman vb bir dizi sorunun çözüme kavuşması açısından bugünden demokratik formülasyonlara ihtiyacımız var bizim. Bunlar bizim değerlerimiz, renklerimiz ve zenginliğimizdir.

‘Totalcı’ ve ‘tümdengelimci’  yöntemlerle bu konuları çözemeyiz.

Mutlaka özgürlükçü yöntemlerle yaklaşım geliştirilmelidir.

Şengal üzerinde parti hegemonyaları inşaa etmek yerine, Şengal’in dramına ortak çözümler geliştirmek gerekmektedir.

Mesela, halen ‘Arap Sex Pazarı’nda cariye olarak satılan Êzidî kadınlarımız hakkında ne kimsenin ciddi bir girişimi, araştırması ve bulundukları ülkelerin devletinden akıbetlerini sorma girişimleri yok kimsenin…

Uluslararası platformları bu noktada harekete geçirmek ve ciddi kitlesel kampanyalar geliştirmek için geniş çaplı ve süreklileştirilecek kitle hareketlerine ve diplomatik zorlamalara ihtiyaç var.

 Êzidî kadınlarımızı en çok Suudi sex tüccarlarının aldığı yazılıp çizilmesine rağmen bu hususta tek bir girişim maalesef yoktur. Mesud Barzani birkaç defa Suudi’yi resmi olarak ziyaret ettiği halde bu konuyu gündeme getirdi mi? Getirip getirmediğini henüz bilmiyoruz, bu konuda kamuoyuna yansıyan bir veri elimizde bulunmuyor…

Demem o ki bu dram ağır mı ağır

Şengal eşi benzeri olmayan bir Kürt dramıdır, buna yenileri eklenmemelidir.

Êzdîlerin bu insanlıkdışı travmayı atlatması için son derece hassas politikalar üretilmelidir.

Bu yüzden, Şengal’in kaderine ancak Şengal Êzidî halkı karar vermelidir ve BM güvencesinde özel bir alan olmalıdır. Parti hegemonyasından uzak kalmalıdır…

30.03.2017