Savaş Karşısında Bu Sessizlik ve Bazı Hatırlatmalar

234

 Bahattin Kılıç

El Bab’ta olanlar için ister “kaza”, ister “yanlışlıkla oldu” denilsin. Ortadoğu merkezli bir üçüncü dünya savaşı yaşanıyor, bu kesin.

Bundan da en çok o bölgenin yaşayanları etkileniyor; evleri yakılıp yıkılıyor, coğrafyaları tahrip ediliyor, göçler, dramlar, Bizansiyen oyunlarla ayar çekip izaha getirmeler birbirini izliyor. Kimin eli kimin cebinde, kim kime düşman, kim kime dost bilinmiyor. Bilinen tek şey hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağıdır, Ortadoğu’nun yeniden şekillendiğidir. Ve bu şekillenişte kazananlar gibi kaybedenlerin de olacağıdır. Dolayısıyla sadece oyun kurucular değil, bu coğrafyada yaşayan- yaşamayan, ilgisi olan- olmayan her kesin ilgilendiği, politikalarını ona göre şekillendirdiği gerçeği ile karşı karşıyayız.

Bölge yeniden şekillenirken, sadece sınırlar ve hâkimiyet alanları değişmiyor. Aynı zamanda ilişki ve ittifaklar da değişiyor, gelgitler yaşanıyor. Sadece özgürlüğü karartılmak istenilen birçok halk ve ulusal topluluk değil, aynı zamanda bölgenin egemenleri de kendi çıkarlarına uygun ilişki ve ittifaklar geliştiriyorlar. Durumu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar. Hatta kimileri serseri mayın gibi oradan oraya yuvarlanıyorlar, nerede duracakları, kimin kucağında patlayacakları bilinmiyor.

Türkiye de artık bu savaşa filen taraf olmuş durumda. Her gün onlarca kayıp veriyor, cenazeler geliyor, ekonomisi alarm veriyor, kriz her yönlü gittikçe büyüyor, çıkmaz derinleşiyor, işsizlik ve sefalet hızla dayanılmaz boyutlara doğru ilerliyor. Ama buna rağmen toplum hala sesiz, suskun. Suriye ya da başka yerlerde, “başka ülkelerde ne işimiz var, çocuklarımız ne için ölüyor, bu ağır faturalara neden katlanıyoruz” diye soran, sorgulayan, ses çıkaran yok…

Haydi diyelim ırkçı milliyetçileri, savaşta rant elde eden baronları anladık. Yeter ki Kürtler hak sahibi olmasınlar diye bu politikaların akıttığı zehirle çoktan beri uyuşmuş olanları da geçtik. Ya yurtsever kesimler, devrimci- demokrat çevreler, onlar neden bu kadar sessiz ve suskun. Sanki ne savaş ne barış, ne işgal ne ilhak onları hiç ilgilendirmiyormuş gibi, bunu anlamakta zorlanıyor insan. Oysa ne çok okumuştu bu ülkenin insanları; Tolstoy’lardan, Dimitrov’lardan ve daha nice dehalardan savaş ve barışları, ne çok öğrenmeye çalışmışlardı böyle zamanlarda hayata geçirilmesi gereken doğru devrimci tavrı. Hani nerede kaldı anti –faşist cephelerin örülmesi; savaşlara, işgallere hayır denilmesi. Nerede kaldı her ülke devrimcilerinin kendi burjuvazisine yönelmesi…

Bütün bunlar bugün olmayacaksa daha ne zaman?

10 Şubat 2017