ŞARKILARIN DA MİLLETİ VARDIR!

267

Fırat Behrewan

Bildiğiniz üzere, Kürtçe’den çalınan şarkılar son günlerde yine gündemize girdi. En son, işkence aracı haline gelmiş olan “ölürüm Türkiyem” şarkısının Kürt müzik grubu koma qamışlo’dan çalıntı olduğu ifşa edildi. Biz Kürtler bu duruma pek yabancı sayılmayız aslında. Gün geçmiyor ki bir stranımızın daha çalındığını öğrenmeyelim. Türkiye toplumu da buna yabancı değildir aslında. Çünkü böylesi durumlar devşirme toplumlarda oldukça yaygındır. Dediğim gibi bu ifşa ilk değil, son da olmayacaktir.

Hatırlarmısınız geçen aylarda “Gece gölgenin rahatına bak” isimli bir şarkı piyasaya sürülmüştü. Medyada 200 milyon kadar dinlenen şarkı öyle ses getirmişti ki neredeyse bütün gençlerin dilindeydi… Neyseki çok geçmeden onun da çalıntı olduğunu öğrendik. Şaşırdık mı, tabiki de hayır! Şarkı aslında “Anna RF” isimli İsrailli bir müzik grubuna aitti. Müzik grubunun şikayeti üzerine telif hakları gereği klip YouTube’dan kaldırıldı. Bu defa bu iş, devletsiz Kürdün müziğini çalmak kadar kolay olmamıştı.
Bu örnekler ilgi çekiyor, sıklıkla medyada yer buluyor, halk çok şaşırıyor hayret ediyor adeta, fakat olayın sosyolojik boyutunu bilen, tarihi, politik bilinci olan bireyler bu duruma pek şaşırmıyorlar. Çünkü onlar bunun sosyolojik, tarihi sebeplerini bilirler.

Nedir bunun tarihi, sosyolojik sebepleri…

Toprak uyuşmazlığı… Öncelikle şunun bilinmesi gerekiyor, milliyetçilik ve milli kültür, coğrafya ile çok yakın ilişkilidir. Her gül bahçesinde güzeldir derler bilirsiniz. Yani sözkonusu coğrafyada, otokton olmayan, işlgalci bir kültür o toprakta birşey üretemez. Çünkü o cografya ile bi.imlenmiş kültürel literatürden yoksundur. En fazla homojen bir sentez oluşturup bölge otokton kültürleri ona devşirme gayrtine girebilirler.

Nitekim Anatolia gibi halklar mezarlığına dönüşmüş bir coğrafyada bunun örnekleri çoktur. İskender bu coğrafyada tutunmak için Helenizm diye bir sentez denedi onunla da bir süreliğine tutunabildi, şuan bunun kalıtsal devamı Rumlar bu coğrafyada ulus özelliklerini kaybettiler. İşgalciliğin benimsediği yol tam da budur. Bu açıdan belli bir başarı katettikleri de yadsınamaz bir gerçektir.

Ne yapıyorlar mesela…

“Türk ulusu” dedikleri, homojen bir sentez oluşturup, bölgedeki bütün halkları dev bir kazanın içine atıp karıştırıp-buruşturup devşirme bir ulus oluşturdular. Şüphesiz bu deneyim kanlı olmustur. İlk kurbanı Ermeniler idi… Öncelikle 20. Yuzyılın ilk soykırımı ile Ermenileri yuttular. Sonra Pontus soykırımı ile Rumları, sonrasında Ege Rumlarını… Sıra Kürde gelmişti ama Kürtleriaynı akıbete uğratamadılar. Kadim, otokton ve geniş bir coğrafyada binlerce yıl kök salmış bu millete aynı yazgıyı giydiremediler. Şeyh Said, Zilan, Dersim başta olmak üzere Kürt halkına geniş çaplı bir jenosid planı uygulandı ama tarihi, uzun ve sürekli savaşlarla geçmiş ve bugünlere kanını akıtarak ulaşmış olan Kürdler, “ben ölmeyeceğim, ben millet olarak yaşayacağım” demiştir. Kürdü elimine etme çabaları hala devam etmektedir.

Gündeme gelen müzik hırsızlığı, özelde basit bir ayrıntı gibi görünse de genel çerçevede, Kürdü tarihsizleştirme, sindirme, toprak ile bağını koparmak gibi uzun ölçekli bir imha girişimidir. Kültürel imhanın geri dönüşümü yoktur, onlar bunu biliyor ve gereğini yerine getiriyorlar. Unutulmamalıdır ki Kürdler yüzyıllardır nasıl uzun sürekli mücadele verdi ise bugün de aynı tarihi kodlarla varoluş mücadelesini sürdürmektedir. Em her Kurd bun û dê her kurd hebin! Biz hep Kürt’tük hep kürt kalacağız…

Şarkılar sahipsiz değildir. Onların da bir milleti vardır…