SAF KÜRD’ÜN DUYGUSUYLA OYNAMAK!

76

H.Hüseyin Yıldırım

Kürdistan’ın Güneyi’ndeki iktidarı hukuksuz olarak işgal eden Irak-KDP ve YNK hata üstüne hata, suç üstüne suç işlemeye devam etmektedirler. İki suç örgütü birlikte bir bildiri ile Bağdat Hükümeti’ne “Irak Kürdistan’ında gerçekleşen Referandum Sonuçlarının Dondurulması“ kararını aldıklarını ilettiler. Bağdat bunu bile kabul etmiyor. “Yok sayın“ diyor.

Kürdistan halkı bağımsızlık beklerken geldiği noktaya bakın. Sonucun buraya varacağı “Bağımsızlık Referandumu“ kararı alınmasıyla ve uygulanmasıyla zaten beliydi. Karar sahibi Türkiye bunu zaten biliyordu. Sorun uygulayanlardaydı. Kendileri, uluslararası sistem tarafından defalarca uyarıldı. Uyarıların gereği yapılmadı. Hatta herkese meydan okundu. Ya Türkiye’ye çok güvendiklerindendi, ya da Türkiye’nin dediklerinin dışına çıkacak mecalleri yoktu.

Mevcut durum üzerine ABD dövmeye bir kez daha bastı. 12 Ağustos 2017 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Mesud Barzani ile bir telefon konuşması yaptı. Referandumun ertelenmesini ve Bağdat ile temaslara geçip sorunlarınızı çözün uyarısı kesin bir dil ile bildirildi. Daha evvel de uyarılmışlardı ama son uyarı ciddiydi ve Mesud Barzani’yi endişelendirmişti. İşin ciddiyetini ancak bu son telefon ile anlamıştı. Anladı anlamasına ama kararı değiştirmeye selahiyeti yoktu. Bunu ancak Türkiye’nın rızası alınmasıyla yapabilirdi.

ABD Dışişleri Bakanı ile arasındaki telefon konuşması bittikten sonra araya zaman koymadan Mesud Barzani, Türkiye ile var olan ilişki kanallarıyla konuştu. “ABD, bize referandumun ertelenmesi için baskı yapıyor. ABD’yi karşımıza almak istemiyoruz. Ne diyorsunuz?“ diye sordu. Kendisine “Anlaşıldı, bekle sana döneriz,“ denmiş. Türkler meseleyi kendi aralarında mütaala ettikten bir saat sonra Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’in danışmalarından biri Mesud Barzani’yi arıyor. Kendisine, “Ne pahasına olursa olsun aramızda yapılan gizli anlaşmalar gereği bu referandum kesinlikle yapılacaktır. Eğer yapmasanız aramızda yapılan kimi anlaşmaları kamuoyuna açıklarız, bunun altında kalısınız“ blöfünde bulunulmuş.

Bunun üzerine Mesud Barzani kamuoyuna, “Referandum ertelenmeyecek, zamanında yapılacak. Biz ABD’yi anlıyoruz. ABD’ninde bizi anlamasını bekliyoruz,“ açıklamasında bulundu.

Bunu demeden önce Mesud Barzani, Barzanilerin Kürd milletinin kendisi değil, bir parçası olduğunu anlayabilseydi o tekerlemeyi yapmazdı.

ABD, Kürd halkını anlıyor. Politikasını şöyle okumak yanlış değildir. “Ayağınıza bir fırsat getirdik. Bunun kıymetini bilin. Milli politikanızı oluşturun. Milli birliğinizi kurun. Sömürgecilerinizden uzak durun. Bağımsızlık ilanı ancak bu koşullar altında olur.“

ABD, Kürd Milleti’nin istemlerini biliyor. Bunun yolunuda açmış bulunuyor. Devletleşme sürecini başlatmıştır. Bir plan programa bağlanmıştır. Bunu herkesten çok Barzaniler biliyor. Fakat Barzaniler ABD’nin plan ve programından çok politikasını Türkiye’ye göre belirlemiştir. Bu da ABD’nin planını bozuyor. ABD bir uyarıyor, iki uyarıyor, bakıyor olmuyor bu kez tehdit ediyor. O da olmadı, yaptırım uyguluyor. Son olup bitenler bunun sonucudur.

Barzaniler, bildiği okudu. Onlara göre nede olsa ABD bölgede gidicidir. Türkler, Farslar kalıcıdır. ABD’yi dinlemektense İran ve Türkiye’yi dinlemek daha avantajlı. Bu mantığa göre politika belirlediler. Bunun bedelinin ağır olacağını defalarca altını çizerek belirttik. Referandum sonrası gelişmeler bunun sonucudur. Sonuç ortada. Türk ipiyle kör kuyuya inmenin bedelidir bu. Şimdi de cıyak cıyak bağırıyorlar. “Referandum yaptık ama amacımız bağımsızlık değildir, sorunlarımızı çözmek için Bağdat ile diyalog yapmak istiyoruz. Fakat Bağdat istemiyor. Uluslararası sitem sahiplerine araya girin, diyalog sürecini başlatalım,“ noktasına geldiler.

ABD bunu referandum yapılmadan evvel zaten kendilerine iletmişti. Uluslararası sistem garantörlüğünde bağımsızlık dahil, en aşağı konfederasyon sözü verilmişti. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’nin mektubu ortadadır. Bu mektup bile hem ortaklarından ve hem halktan gizlendi. Kabadayılık yapıp, “Ne pahasına olursa olsun referandumu yapacağız. Halkımız ne karar verirse onun gereğini yapacağız, başka hiç kimseyi dinlemeyeceğiz,“ dediler. Referandum oldu. Sandık başına giden halkımızın %93’ü bağımsızlık yönünde irade beyanında bulundu. “Referandumda evet çıkarsa bağımsızlık hemen ilan edilecek,“ deniliyordu. Evet! Halkımız bağımsızlık dedi. Buyurun o zaman gereğini yapın. Peki niye edilmedi o zaman?

Diyalog nereden çıktı? Sömürgecilerin bağımsızlığa evet diyeceklerini mi sanıyordunuz? Bunu bilmeyecek kadar politika bilmez misiniz?

Diyalogla kimse size buyurun bağımsızlık ilan edin demez. Hani referandum öncesi halk neye karar verirse onun gereğini yapacağız dediniz. Halk kararını verdi. Bağımsızlık dedi. Maddem halkın kararını yerine getireceksiniz buyurun bağımsızlık ilan edin.

Sizde bu cesaret var mı?

Geldiğiniz yere bakıldığında bu cesareti gösteremediniz. Halkı değil, yine sömürgecileri dinlemeye karar verdiniz. Onların kapısını aşındırıyorsunuz. Kabul da görülmüyorsunuz. Çünkü düşmanda gücünüzü gördü. Hem içte, hem dışta izole olduğunuzu biliyor. Sizin kendilerini zorlayacak bir güç olmadığınızı görüyor artık. Bu nedenle sizi ciddiye almayacaklardır. Bu arada kaybettiklerimizin hesabını kim verecek? Kürdistan’ın Güneyi’nin %51’ni tek bir kurşun patlatmadan düşmana teslim ettiniz. Hatta şu yüzsüzlüğü bile yaptınız.

PDK Politbüro Sekreteri Fazıl Mirani Hedes Tv Kanalına yaptığı açıklamada: “Kürd ya da Arap toprağı diye bir şey yoktur, varolan Irak toprağıdır. Bizim ’Sorunlu Topraklara’ Irak güçlerinin geri dönmesi için bir antlaşmamız var. Peşmerge, Irak Askeri Kurmayları ve Irak savunma Bakanlığı arasında 29 Eylül 2016 tarihinde imzalanan antlaşma ’17. 10. 2016 Temas Hattı Anlaşması’ olarak adlandırılıp bu Antlaşma Musul Operasyonunda önce kontrol edilen alanları kapsıyor. Irak Güçleri de mantıklı bir dialog ve yurtseverlik hasası çerçevesinde bu alana dönmüşlerdir, bu konuda bizim bir sorunumuz yok burası Irak topraklarıdır. Biz şimdi bir ülkedeyiz geçmişte ve bugünde iyi bir ilişkimiz var, Kürdistan Bağımsız oluncaya kadar Iraklılığimla onur duyuyorum.’’

Adamların sekreterinin açıklamaları tercümeye yer bırakmayacak kadar açıkken birde başkalarını “ihanet,“ “satmışlık“la suçlamazlar mı? Hele şu Kuzeyli amigolara ne demek lazım? Bu duruma düşmeye gerek var mıydı? Peki bunca olan bitenden sonra Barzaniler ıslah olur mu? Milli politika oluşturur mu? Kürd milli birliğine gelir mi? Sömürgeciler ile girdiği kirli ilişkilerden vazgeçer mi? Şu an ele geçirdikleri mevzilerin kendilerine ABD tarafından sunulduğunun kıymetini anlayacak mı?

Sanmıyorum!

Niye?

Çünkü Güneyde Gorran Hareketi ve Komale İslami Parti ve ABD’nin desteğiyle güç haline gelen PYD/YPG’yi Barzani aile saltanatı için tehlike olarak görülüyor. Başka bir Kürd hareketini hazmedemiyorlar. Güç olmasını istemiyorlar. Bunu gördüğü andan itibaren sömürgeci güçlerle birlikte onu yok etmek, bunu başarmayınca da en aşağı önünü kesmek için her çirkefliğe baş vurdular ve anlaşılan vurmaya devam edeceklerdir. Referandum girişimi bu mantık sonucu gündeme sokuldu. Hem Güney’de gelişen Gorran Hareketi ve hem de Güneybatı’da gelişen PYD/YPG’nin önünü kesme girişimiydi. Fakat bunu da yüzüne, gözüne bulaştırdılar. Çirkin bir girişimdi ve maskeleri bir kez daha düşmüş oldu.

Kimi Kürdistani güçler ciddi ciddi referandum sonrası bağımsızlık ilan edileceğine kendini inandırmışlardı. Kimi inanmasa da referandum kararı alanlardan fazla bu işin propagandasını rant için yaptılar. Kimi samimi yurtsever ise dönen dolabı anlamadan desteklediler. Şimdi ise derin bir bunalım yaşıyorlar. Bunlar bir yana. Kaybedilen ülke toprağı, verilen şehit, yaralanma ve kayıp Peşmergelerin ve evini barkını bırakıp kaçan halkın içine düştüğü korku, panik, moral çöküntüsünün hesabını kim verecek? Yazık değil mi bu insanlara? İnsanların saflığıyla oynamak ne kadar etik bunu düşünen var mı? Ne gezer!

Barzanilerin düşündüğü tek bir şey var. Aile oligarşisini nasıl sürdürebiliriz. Dünde bunu yaptılar, bugünde bunu yapıyorlar. Her dönemde sırtını dayanabileceği bir sömürgeci güçte buluyorlar. Bugüne kadar Kürd halkı bunlara inandı, güvendi. Son olup bitenden sonra Irak-KDP ve YNK başındaki ekibin dertlerinin bağımsızlık olmadığını halkımız bir kez daha anladı. Referandumun Kürdler de yarattığı en olumlu sonuç bu oldu.

Bundan sonra yapılması gereken bu trajedinin sorumlusu başta Mesud Barzani olmak üzere Hewler iktidarını hukuksuz olarak gasp edenlerin derhal istifa etmeleridir. Halkımızdan özür dileyip onun yargılayan vicdanına teslim olmalarıdır. Hemen geçici bir hükümet kurulmalıdır. Bir an önce seçime gidilmelidir. Halkımız, yaralarını saracak, zafere taşıyacak iradesini yaratacağından kimsenin şüphe olmasın. Bu değil de Irak-KDP ve YNK yeniden anlaşıp seçimleri on ay ertelemekle soygun sistemlerini sürdürmeye kalkarlarsa bu halka yeni trajediler yaşatmaya devam edecekler demektir. Bunun vebali büyüktür.

26 Ekim 2017