Ruhumuz Geride Kaldı

750

 M.MAMAŞ

Beyaz Adam’ın temsilcisi ile görüşmesi için arabaya alınan Kızılderili şefi, hızla giderlerken birden ‘durun!’ demiş. Durmuşlar ve beklemişler. Adamlar ,’ne oldu?’ demiş merakla. Kızılderili, ‘o kadar hızlı gidiyoruz ki ruhumuz geride kaldı, bize yetişmesi için bekleyelim’, demiş.

Beyaz Adamın acelesi varken, Kızılderili bilgenin ise ruhunu kaybetmemesi sorunu var…

Biz Kuzey Kürdistanlıların durumu da bundan farksız. Türk devletinin arabasına bindiğimizden beri ruhumuz bize yetişmiyor. Öyle hızlı gidiyoruz ki ruhumuz geride kaldı. Sorunlarımızın Türk egemenlik sistemi içinde çözüleceğine inanan siyasi akımın büyülenmiş siyasi yolculuğu kendilerini öylesine mest etmiş ki, ne yüzyıllardır yaşadığımız katliamlar ve zamana yayılmış soykırım, ne Kürdistan halkının toprakları üzerinde milli egemenlik hakkı, hatta anadilde eğitim-öğrenim hakkı ve ne de yüzyıllardır Türk Devleti’nin işlediği suçların hesabının sorulmasını talep etmek için sürekli bir kampanyaya temayülü bulunmuyor. Büyü bozulacakmışcasına “huzur ve istikrar için sağduyu” tutumu beyan edilmektedir mütemadiyen.

Elbette, Legal siyaset kurumunun özgünlüğünden kaynaklı sınırlarının olduğunu herkesler bilir ama bu sınırların kurulu düzenin işlerliğinin sağlanması anlamında okunması da doğru değildir. Mesela, devletin gasp ettiği ulusal haklarımızın iadesi ve işlediği kitlesel suçların, hatta savaş suçlarının cezalandırılması için uluslararası zeminlerde hiçbir girişimimiz yoktur. En masum talep olan anadilde eğitim-öğrenim hakkımız için ciddi bir arayışımız da yok.

Bizim de bir bayrağımızın olduğunu, ulusal marşımızın olduğunu, bir vatanımızın olduğunu unutturmalarına izin verdik. Onların bayraklarını taşıyarak, ulusal marşlarına saygı göstererek, üniter yapılarını kabul ederek, “ortak vatan ve bayrak” diyerek, meclislerinde “uyumu” gözeterek Türkiye resminin demokratikmiş gibi görünmesine dikkat edeceğimizi belirtiyoruz.

Hızla giden arabada başımız dönüyor ve üstelik Türk medyasının egomuzu bu aralar okşaması da çok hoşumuza gidiyor. Neredeyse yaşanan katliamları unutmaya hazırız. Hafızamızı resetlemek için gönüllüyüz. Ülkemizin işgal ve sömürge durumunu yoksamaya hazırız.

Türkler için de olsa bir an demokratikleşmeyi düşünmemiş bu devletin Kürdistanlılar için demokratik olma ihtimalini seviyoruz, ne güzel.

Yıllardır bu devlete neleri istemediğimizi bildirmekteyiz, onlar da ısrarla bu listenin kabartılması için kararlılığını sürdürmektedirler. En son kendi kendimize “silahsızlanma çağrısı”nda da bulunduk. Devlet, üzerimizde uyguladığı sadizmini mazoşizmle bize işletmektedir. Bunun etkisiyle olacak ki, “diyalog çabası”  monoluğa dönüştürüldü, sonrası pandomim!…

“Eşraf ve mütegallibe”nin Kürdistan legal siyasetine yönetimci olmasıyla beraber, yüzlerce yıllık kozalaşan acılarımızın ve milli davamızın yasa-tüzük-komisyon ve meclis sıraları arasında mültecileştirilmesine devam edilecek. Bizler de büyük beklentilerin akıntısında sürüklenerek yaşatılacağız. Koçgirî’yi, Şêx Sait, Ağrı Zilan’ı, Dersim’i, Yakılan köylerimizi, katliamları, faili meçhulleri, işkenceleri ve tüm çektiğimiz mezalimi unutmaya hazır olduğumuzu ifade edeceğiz.

“Eşraf ve mütegallibemiz”  vasıtasıyla belleğimiz silinmeye çalışılıyor. Ve sanki zamana yayılmış asimilasyonla bu soykırım devam etmiyormuş gibi bir rahatlık içindeyiz, heyhat!

Bu araba hiç durmuyor ve bizler de geride bıraktığımız ruhumuzdan iyice uzaklaşmaktayız.

Kimse, “demokratik cumhuriyet” için daha ne kadar kupon biriktireceğimizi ya da bunun bir hayal kırıklığı olduğunu söylemiyor. Oysa devlet de Kürdistanlılar da “Türkiyelileşme” politikasının hayal kırıklığı olduğunu itiraf edemiyoruz. O yüzdendir ki, şu günlerde bu kavramı dişe dokunur manada dillendiren de yok.

Devlet de Kürt legal siyaseti de şaşkın…

Siyasetin nabzı kaydı.

Ne Ankara mutlu ne de Kürtler O’ndan umutlu.

Kürt siyasetine entegre edilen “eşraf ve mütegallibe” kesimi de çatlayan bu kaynağı onaramayacaktır. Çünkü nabız kaydı ve Kürdistanlıların nabzı artık Kobani’de atmaktadır, Şengal’de, Musul ve Kerkük’te atmaktadır. Kürdistani yeni bir ruh şekilleniyor buralarda ve savaş siperlerinde silah tarakaları içinde bir hasretlik şarkısı tadında yeni bir umut ve ülke yeşermektedir. Bakmayın Ankara’nın ışıklı saraylarına, toz duman ve kan içindeki siperlerden Kürdistan’ın oğulları ve kızları yeni bir umut doğurmaktadırlar.

Gelin durduralım  bu arabayı,ruhumuz geride kaldı!…

Maişeti, manşeti bırakalım ve bu yeni umudu Amed’te kendi meclisimizi oluşturarak selamlayalım. Böylece bu devleti suçlarına mahkûm edelim. Onlara eşlenerek demokratikleştiremeyiz ama bu şekilde onlarla eşitleniriz belki.

Lenin’in dediği gibi; “dün erkendi, yarın geç, bu gün!..” diyelim.

20.07.2015