REFERANDUMDA DOĞRU TAVIR NE OLMALIDIR?

250

Davut Kurun

Kürdistan ve Türkiye halklarının taraf olmadığı, çıkarlarına ve değerlerine yer verilmeyen bir anayasa oylamasında bize ”evet” ya da ”hayır” ikileminin dayatılması kabul edilemez, yanlış ikilemlerle doğru sonuçlara varılamaz.

Rejimin egemen iki kanadı arasında çelişki-çatışma keskinleşince, ulusal ve demokrasi güçlerini yedeğine almak için her türlü düzenbazlık yaparlar. Oysa onlar arasındaki çelişki derinleştikçe halk güçlerinin birliği temel alınmalıdır. Aksi halde ‘evet’ de desek ‘hayır’ da desek egemenlerin yedeğine düşmüş oluruz.

Sorunu şöyle koymalıyız. Halk düşmanlarının kendi aralarındaki çelişkisi derinleşince, halk güçleri kendi alternatif programları ile taraf olmalı, iç ve dış ittifaklarını geliştirmeli, onların hata ve zaaflarından yararlanmasını bilmelidir. Ulusal ve demokrasi güçleri kendi aralarındaki çelişkileri doğru ele almalı, etnik, dini, kültürel ve siyasi farklılıkları demokratik zeminde uzlaşma temelinde ele almalı, böylece egemen güçlerin ırkçı dini diktatörlüklerinden farklılığımızı program ve eylemlerimizle pratikte göstermeliyiz. Devletin dayattığı bize yer verilmeyen bir anayasa için parçalanıp kamplaşmayalım.

Büyük pencereden asıl panoramayı görelim ve sonuçlarına hazırlanalım.

Ortadoğu dinci ve ırkçı diktatörlüklerin dönemi bitmiş ve bölgemiz yeniden şekilleniyor. Merkezinde Kürdistan olan devrimci demokrasi güçleri ile bölgenin gerici egemenleri arasındaki savaşa uluslararası güçler de dahil olmuştur. ”Beka”sorunu yaşayan bölgenin egemen güçleri ile ulusal demokratik halk güçleri arasındaki savaşta yerimizi belirleme sorunudur bu referandum. Bizi yok sayan, kimliğimizi, değerlerimizi, haklarımızı inkar eden hem eski hem yeni anayasa tasarısını kabul etmiyoruz, iki seçeneğe karşı geçmişte de bugün de mücadeleyi sürdürdük, sürdüreceğiz. Daha kötü kanlı bir anayasa için geçmiş anayasalara evet diyemeyiz. Daha ”ehven-i şer” diyerek hayır diyen arkadaşları anlıyorum ancak ”ameli ve emeli ile” geçmişi belli olan, güçlere karşı verilen mücadeleyi inkar edemeyiz.

Bırakın, karşı-devrim cephesindeki güçler arası çatışmalar derinleşsin. Ulusal ve demokratik güçlerin kazanmasının birinci koşulu kendi gücümüz ve birliğimiz iken, ikinci koşulu karşı-devrim güçleri arasındaki çatışmaların derinleşmesi ve yapacağı hatalardır. Bırakın çatışsınlar ve hata yapsınlar, dünyadan, uluslararası müttefiklerinden izole olsunlar. Biz kendi demokratik değerlerimize, kendi birliğimize ve uluslararası ittifaklarımıza odaklanalım. Kendi alternatifimizi çıkaralım. Aksi halde karşı-devrim saflarındaki güçlerden birinin yedeğine düşmüş oluruz.

Diğer bir gerçek de şudur; AKP-MHP karşı-devrim cephesi, referandumdan ne çıkarsa çıksın iktidarı demokratik kurallar çerçevesinde terk etmez. ”Kefen giyerek geldik” diyenler çatışmaya hazırlanıyorlar. Bugün Türkiye’de yaşananlar da bunun habercisidir, Türk militarist güçleri resmen ortadoğu savaşına dahil olmuşlardır ve bunu iç çatışmaya dönüştüreceklerdir. Evet ya da hayır ile oyalanmak yerine bu gerçeği görerek tavrımızı belirlemeliyiz. Karşı devrim güçlerinin oluşturduğu gündemin peşinden sürüklenme yerine gerçek gündemi görelim, kendi gündemimizi tartışalım. Türkiye sosyalist ve halk güçlerinin zaafıdır, kendi gündemlerini oluşturamadılar ve karşı-devrimin gündeminin peşinden sürüklendiler, onların tartışmalarına ya ‘evet’ ya ‘hayır’ diyerek yol almaya çalıştılar, kendi doğrularını kendi gündemlerini güncelleştiremediler. Geçmişten ders çıkaralım. Dosta yarar düşmana zarar veren adımları hemen atalım, ama dosta zarar düşmana yarar sağlayan adımlardan kaçınalım, bin defa düşünelim.

10,02.2017