REFERANDUM’A KİM KARŞI?

246

M. MAMAŞ

Daha başından “karşı” diye bir iç siper yaratılması üzerinden tasarlanan referandum kararı, Bağdat’tan kopmaktan ziyade Hewlêr’in kendi arasındaki iktidar kavgasının ve bozulan siyasi entegrasyonun yeniden eskisi gibi işletilmesinin politik taktiği olarak gündeme getirildiği, yaşanmakta olan sürecin bir olgusu olarak her geçen gün biraz daha netlik kazanmaktadır.

PDK ve YNK Merkez Kanadının bir araya gelerek aldığı referandum kararı; parlamentoya ve hatta kendileri dışındaki siyasal partilere dahi sunulma ihtiyacı duyulmaksızın, ‘biz bu kararı aldık, ya uyun ya da karşı çıkın’ işbilirliğiyle kamuoyuna duyurulmuştur. Usulca uysanız, öznel siyasi iradenizin hiçe sayılmasına ve bundan böyle alınacak her benzer karara emsal teşkil edecek bu buyurganlığa cevaz vermiş olacaksınız. Karşı çıksanız, “bağımsızlığa karşı olursunuz”. Bu kumpas ve ikilem bilinçli olarak kuruldu ve amacı tam da buydu! Ya bize biat edersiniz ya da dışlanırsınız, ikilemi!

Hiç kimse referandumun kendisine karşı değildir. Kurulum yöntemi, sunuş biçimi ve organizasyon altyapısı eleştirilmektedir. PDK ve YNK kapalı kapılar arkasında bu kararı aldılar. Doğru yöntem; ya parlamentoyu toplayıp ya da tüm partilerin ve hatta belli başlı sivil kitle örgütlerinin olduğu bir platformda referandumu acil bir önerge olarak gündeme getirmekti. Velev ki birileri karşı çıktı, o vakit önergenin bir ültimatoma dönüşmesine yurtsever hiçbir güç itiraz etmezdi.

Ama ‘biz bu kararı aldık, uymayın da görün’ demek doğru bir amacı yanlış bir yöntemle sakatlamaktır. Referandumu kiminle yapacaksınız? Elbette milletle. Peki, milleti bağımsızlık yolunda birleştirerek siyasal iradesini beyan etmek manasına gelen bu kararla, henüz ilk gününden bu yanlış yöntemle milletin siyasal iradesi parçalanmamış mıdır? Referandum bu iradeyi birleştirme aracı olacağına ve bu maksatla en geniş mutabakat aranacağına, ülkenin neredeyse yarısından fazlasının oyunu almış olan partiler mahsus dışlanmışlardır. Bu yanlış yöntemi eleştirmek referandum karşıtlığı değildir. “Bağımsızlık karşıtlığı” olarak telakki etmek ise tam bir sapkınlık örneğidir. Bağımsızlık, hiçbir Kürt gücünün diğerinden ödünç alacağı veya mahçup edileceği bir alan değildir. Kaldı ki referandumun bağımsızlık ilan edilmesiyle eşdeğer olmadığı da bellidir.

Referandum kararının sunuş biçimi de “çifte dinlidir.” Bağımsızlık referandumu” deyip, hemen akabinde ‘bu bağımsızlığın ilan edileceği manasına gelmez’ demek ve Bağdat’tan daha fazla taviz koparmanın pazarlık aracına dönüştürmek; bir ara bu kararı parlamentonun rızasına bırakacağını söylemek vb tutarsız, çapraşık ve ‘keyfim nasıl isterse öyle yaparımcı’ bir sunuş biçimi gerçekte bağımsızlık için kararlı milli bir stratejinin olmadığını göstermektedir.

Organizasyon altyapısı ise felçli vaziyettedir. Hewlêr Parlamentosu üzerinden referandum kararı alınmadığı için iç hukuk açısından yığınla tartışma ve sorgulamaya yol açtı. Eğer bu referandum Bağdat’tan kopmak için yapılıyorsa milli mutabakatınızın azami ölçüde sağlanması gerektiği bir yana; Irak Anayasası’nın bağlayıcı hükümlerine imza attığınız için negatif sonuçlansa da bu hukuksal kanalı işletmeniz gerektiğini tüm dünya size söylemektedir. Zira Dünya devletler hukuku formel de olsa belli prosedürlere uymanızı gerektirir. Ayrıca, bağımsızlık kararını hangi kurum üzerinden uluslararası arenaya taşıyacaksınız? PDK-YNK kararı olarak mı, yoksa Kürdistan Parlamentosu kararı olarak mı? Dünya; parlamentosu ve modern demokratik işleyişi olmayan hangi gücün bağımsızlığına onay verir? Zaten daha şimdiden yasal süresi dolmuş bir başkanlıkla böyle bir karar alınamayacağını açıkça söylüyorlar. Tabiî ki Dünya’ya kafa tutmak da mümkündür, fakat bu iş dünayı kafanıza çarparak olmuyor.

Şimdiye kadar 56 Batı ülkesi bağımsızlığı tanıyacağına dair doğrudan ve dolaylı olarak tutumlarını açıklamışlardı. Nedense bu devletlerden hiçbiri referandumu desteklemiş değil. Sebebi açık. Kendi parlamentosunu dağıtmış, kendi yasalarına uymayan, iki ordusu, iki istihbaratı olan ve bunları birleştirmek için 24 yıldır kaydadeğer bir çaba göstermeyen, iktisadi politikası şeffaf olmayan, yolsuzluk, rüşvet ve kayırmacılığın kol gezdiği yozlaşmış parti iktidarlarının yarattığı oligarşi bunaltıcı bir hava yarattı. Oysa IŞİD savaşıyla beraber tüm dünya kamuoyu Kürtlere muazzam bir sempatiyle bakmaktaydı. Bizzat kendi yarattığımız bu tabloyla, Orta Doğu’da “herkes gibi olduğumuzu” anlattık adeta.

Sadece bu da değil. ABD ve Batı Koalisyonunun bölge planlamasına bile dikkat etmeden, sanki kendi başımıza herşeyi yapmaya gücümüz varmış gibi vitesi atmış gidiyoruz. Bu mesele bu kadar duygusallığı kaldırır mı? IŞİD barbarları Hewlêr’ın 30 km yakınına kadar geldiğinde ABD ve Batı Koalisyonunun müdahalesiyle durdurulduğunu ne çabuk unuttuk. Şimdi ABD ve Batı’yı karşımıza alarak onlara rağmen bağımsızlık ilan edebileceğimizi mi söylüyoruz. Eğer buna gücümüz var diyorsanız, engel olan yok.

ABD bağımsızlığımıza karşı değildir. 1991’den beri bizi orada iktidarlaştıran bizzat kendisidir. Sorun ABD’nin dinamik bölge politikasını okuyamamaktan kaynaklanıyor. Trump’ın gelişiyle İran’ı Lübnan, Suriye ve Irak’tan çıkarmaya karar veren ABD, aynı zamanda Kürdistan politikasını akamete uğratmak için her yolu deneyen Türkiye’yle de uğraşmaktadır. Irak’ta İran etkisini yoketmek için güncel aanlamda Abadi’nin zayıf düşmesini istemiyor. Referandum kararının Abadi’yi zor durumda bırakmasından endişe ediyor. Böyle olması durumunda Suriye’de de güç kazanacağını düşünmektedir. Bu denge kendi lehine işleyene kadar Kürtlere ittifaklarını kuvvetlendirmelerini, ordu ve istihbaratlarını birleştirmelerini ve dünya kamuoyunun gönlünü kazanacak sivil bir hükumet kurarak parlamenter rejimlerini güçlendirmelerini tavsiye ediyor. Bunlar yoksa bağımsızlığın şartlarının olgunlaşamayacağını anlatıyor ve dikte ediyor. Fakat bizler, bu gereklerin hiçbirini yerine getirmeden ve bölge tablosuna dikkat etmeden kendi başımıza hareket edebileceğimizi sanıyoruz.

Kürtlere alenen sahip çıkan ABD ve Batı ile problemli olmak bize kendimizi tasfiye ettirmekten başka bir şey getirmez. ABD’nin planlamasına dikkat etmemek, tüm uyarılara rağmen iç parçalanmayı sürdürmek ve ABD’yi zora sokacak hamlelere devam etmek sadece kaybettirir.

Akla şu sorular gelmiyor değil; Kürtler henüz yukarıda vurgulanan iç mutabakat ve işleyişlerini tamamlamadan bir ‘erken doğum’a mı zorlanıyor? Bu yolla Kürtlerin ABD ile bozuşması mı isteniyor? Bu kimlere yarar? Bu pencereden konuya yaklaşmak yerine, sloganik bilince (bilinç değeri varsa !?) hitap eden ajitprop söylemlerle analiz ve eleştirilerin önünü kesmek ve gerçeği bununla ihrama büründürmek kimseyi ileriye taşımaz.

Vatansever güçleri ve insanları ayrıştırarak, dışlayarak ve parti oligarşisine biata zorlayarak bağımsızlığa hizmet edilmeyeceği ortadayken, bu mukaddes söylemin ardında her tür oligarşik yozlaşmayı ve adaletsizliği gizlemenin de manası yok. Bunların olduğu yerde bağımsızlık ancak zedelenir. Bağımsızlığı kayıtsız koşulsuz desteklemek bizim asli görevimizdir. Dün de böyleydi, yarın da böyledir. Ama şimdi bizi ‘bağımsızlık istemiyorsunuz’ gibi marazi ve sapkın bir söylemle itham edenler, bir kere olsun bu kirliliği eleştirmiş değiller. Aksine, “içinde altın akan kirli akıntıdan” beslendikleri için işlenen her hata ve suçu maharetle rasyonalize etmeye kalkıyorlar. İç siperleri arttıran, parçalanmayı meşrulaştıran ve kendi yasalarını tasfiye edenlerin başkalrını referandum ve bağımsızlık karşıtlığıyla suçlaması maskaralıktır.

Boşuna herkesi suçlamaya kalkmayın. Bizim dediğimiz nettir: Milli mutabakat ve parlamentonun meşru iradesine dayanan bağımsızlık referandumu! ‘Biz bunlarsız da bağımsızlık ilan edebiliriz’ diyorsanız (ki salt bunlar da yetmeyebilir, uluslararası ittifakların da bununla uyumlu kılınması gerekir) buyurun, engel olan kimse yok. Ama bu söylemlerle bugüne dek sürdürdüğünüz kirli oligarşiyi sürdürebileceğinize inanıyorsanız orada durun derim, zira artık bunun sonu yakındır….

18. 08. 2017