Referandum Tartışmalarında ‘Veba’ mı, ‘Kolera’ mı İkilemi?

262

Mehmet Müfit

Referanduma katılmak isteyen vatansever Kürtlere kısa bir hatırlatma; ezilen ve sömürgeleştirilmiş millet olarak Kürtlerin, en genel manada Türk düşünce ve siyasi sistemi içinde her olup bitene ilgili olması siyaset gereği doğaldır. Düşman cepheye başka türlü yaklaşmak basitlik olur. Anlatmak istediğim şudur:

1- Tartışmanın başına dönersek, Türk devleti, Kürdistan’ı işgal edip ilhak etmiştir ve sömürgecidir. O bakıma Kürtler, Türk siyasetinin bir parçası konumunda değildirler. Bağımsız politikaları olmak zorundadır ve kendi çıkarları esastır. Türklerden gelen her siyaseti buna göre değerlendirir ve çıkarına göre tavır belirler. Onun siyasetinin kuyruğuna takılmaz.

2- Bu referandum, Türk devletinin restorasyonunu ve aldığı iç darbeyi tamir etmeyi amaçlıyor. Her hangi başka bir seçime benzemiyor ve bunda Kürtlerin en ufak bir çıkarı söz konusu değildir. Ne “evet” ne de “hayır” siyasetleri hiç bir demokratik öz taşımıyor. Üstelik zaten sıkıyönetim var ve faşist bir rejim söz konusudur. Yani, referandum için askeri sıkıyönetim koşullarında demokratik bir zemin bile yoktur.

3- Boykot, şimdiye kadar sindirilerek kandırılmış olan Kürdün Türk siyasetinden kopuşu anlamını taşıyacağı için ulusal bilincin gelişmesine hizmet edecektir. Kendisini katliamlardan geçiren bir devletin “tamir” edilip edilmemesine müdahil olunamaz.

Bu bakıma Kürtlerin, Türk siyasetinden kopuşunu engelleyen her tavır yanlıştır ve milli bilinci köreltir. Bu güne kadar yapılan buydu. Bunda, Türk sömürgeci sisteminin, Kürtleri sürekli şiddet uygulayarak baskı altında tutmasından, horlamasından kaynaklanan “kendini küçük görme” duygusu ve “aşağılık kompleksinin” de güçlü bir şekilde rol oynadığını bir önceki yazımda göstermeye çalışmıştım. Bunun “duygusallıkla” alakası yoktur.

“Boykot” kesinlikle ne “evet” ne de “hayır” manasına geliyor. Yazılarımda sıkça belirtmeye çalıştığım gibi, önce Türk düşünce ve siyaset sisteminden bütünüyle kopmak gerekiyor. Tekrar da olsa şunu söylüyorum; Türk devletinin restorasyon icraatlarında -tekrarlıyorum- Kürtler müdahil olamazlar. Boykot Kürtlerin “kopuş” bilincini geliştirecektir. Ayrıca Kürtler, Türklerin sahip oldukları krizin derinleşmesini istemelidirler. Boykot buna hizmet edecektir.

Bazı arkadaşlar, Kürtlerin daha az katledilmelerini, daha az ezilmelerini engellemek için «hayır» oyu kullanılmalı diyorlar, yani daha az zulüm görmek için bu yapılmalı deniliyor! Ne var ki, siyaseti emosiyonel ruh hali ve psikolojisiyle Kürtler asla yapmamalıdırlar. Tarih boyunca hep biraz da bu yüzden kaybettik. Kürdistan işgal ve ilhak altındadır, Kürtler bu yüzden Türklerin siyasetinin bir parçası konumuna düşemezler. Türklerden şimdilik fiziki olarak kopamıyoruz ama düşüncede ve siyasette onlardan bütünüyle kopmadan başarı şansı da yoktur.

«Demokratik Cumhuriyet», «Ortak vatan» için Kürtler referandumda «hayır» oyu kullanılmaya çağrılıyor!!! Şu işe bakın; bu tür diskurlar ve söylevlerde kendini horlama ve aşağılama dışında en ufak onurlu bir tavır yoktur. Kendini inkâr etme, Türk devletine ve Türk milletine tamamen biat etmek, köleliği kabullenme dışında bir anlam ifade etmiyor yukarıdaki çağrının.

«Empati» gösterilmesi gerektiğini savunanlar bile var! Kime ilişkin “empati”? Türk’e mi? Onun siyasi sistemine mi? Yoksa ona kendisini yakınlaştırmış olan, Kürdistan davasına sırtını çevirmiş zavallı konuma kendisini mahkûm etmiş olan Türkiyecilik yapan «Kürde mi»? Sadece son bir-buçuk yıl içinde, Kürdistan’da 13 şehri yerle bir eden, 10 bine yakın Kürdü vahşice katleden, 1 milyon 625 bin insanın evinden yurdundan edilmesini gerçekleştiren Türk devleti nereye oturtuluyor?

Oysaki Kürt halkının, «referandum» için yapılan anketlerde gösterdiği % 20-30 oranındaki «BOKOT» tepkisi oldukça önemlidir ve bunu kimse görmüyor!!! (bakınız Cumhuriyet gazetesi, İdris Baluken ile yapılan mülakat,05.02.2017) Referandum’da «hayır» oyunu kullanmak gerektiğini savunan vatanseverler bu anket sonucuna ne diyorlar?

Referandum’da «Evet» ya da «hayır» oyunu kullanmaya hazırlanan Kürtler, halkın gösterdiği tepkiyi nasıl oluyor da görmemezlikten gelebiliyorlar? Bu kadar «körlük» bu kadar «ilgisizlik» nerede görülmüştür? Türk devlet sistemi ve siyasetine ilişkin ciddi bir KOPUŞ yaşanıyor Kürdistan’daki kitlelerde. Bence son yılların en önemli gelişmesi budur.

Her şey bu kopuşla mümkün hale gelebilir; gerçek manada doğal bir ulusal kurtuluş hareketinin gelişmesinin ve yeni bir siyasi seçeneğin ortaya çıkışının da bir zemini olabilecek gelişmeye vesile olabilir bu.

O bakıma, Türk siyaset dünyasının kaygılarının geliştiği bir ortamda «itfaiye» rolüne soyunan Kürtlerin bilinç erozyonundan kurtulmaları gerekiyor.

Deniliyor ki; «Boykot evet cephesinden çıkmayacağına göre hayır diyenlerin oranını düşürecek dolaylı olarak evetçilerin işine yarayacak. Ortadaki matematiksel denklem buSistem dışı düşünen muhalif Kürd kitlesi ‘boykot’ derse sonuç evetçilere yarayacaktır». Birçok vatansever de bu yönlü görüş beyan etmektedirler.

«Hayır» oyu kullanılması gerektiğini savunanlar sorunu hala Türk siyaseti içinde tartışıyorlar. Oysaki «Boykot» öneren bizler, Türk devleti ve siyasi sistemi dışına çıkılarak soruna yaklaşım göstermek gerektiğini savunuyoruz. Önce Kürtlerin, bir bütün olarak Türk düşünce ve siyasi sistemi dışında kendisini görmesi ve köklü bir kopuşu gerçekleştirmeleri gerekiyor. Bu, milli bilinç ve belleğin oluşturulması için oldukça önemlidir.

Ayrıca, 1982 askeri faşist anayasasında 18 maddelik bir değişiklik için önerilen referandum’a ilişkin biz Kürtler neden taraf olalım? Kürtlerin önüne «veba» ya da «kolera» hastalıkları konulmuştur ve içinden birisini seçmeleri gerektiği istenilmektedir! Sömürge ülke olarak böyle bir tercihimiz ve zorunluluğumuz olabilir mi? Tekrarlıyorum; Türk devlet sistemine entegrasyonun her türlüsünü Kürtlerin reddetmesi gerekiyor; kendini inkâr etmeksizin Türk siyasetinin bir parçası olamaz Kürtler. O bakıma, hadisenin anlaşılması basittir; ne «veba» ne de «kolera».

Kürt vatanseverlerinin, CHP ve bilcümle faşist-Kemalist’in argumentlerine sarılarak fikir öne sürmeleri doğru değildir ve Kürtlükleriyle bir tezat oluşturmaktadır bu. En çok öne çıkan diskur, T.Erdoğan’ın şahsında «kişi diktatörlüğünün» kurulacağına ilişkindir. İyide, birincisi; Türkiye her şeyden önce demokratik değil, aksine faşist bir dikta rejimine sahiptir. İkincisi; 1982 askeri faşist anayasası hala yürürlüktedir ve ordu generallerinin ipleri çektiği «Milli Güvenlik Kurulu» iktidar erkinin en tepesinde bulunuyor. Bununla şunu anlatmak istiyorum; Türkiye, başkanlık sistemine geçse bile, MGK var olacaktır ve asil iktidar erki yine kendisinde kalacaktır. Demek ki, her şey öyle sanıldığı gibi «Tek Adam»in hâkimiyetine geçmiyor. Türk devlet iktidarını iyi tanımak her zaman Kürtlerin lehine olacaktır.

Ayrıca, son derece önemli bir mevzuata okuyucunun dikkatlerini çekmek istiyorum; yapılan bütün tartışmalarda ve anayasa değişikliği için öne sürülen önerilerde Türk ordusunun Türkiye ekonomisindeki yerine ve muazzam kapsamına ilişkin en ufak bir şey yoktur. O bakıma, Türk iktidar rejiminin, bir restorasyon ve yeniden toparlanma sürecini yaşıyor olması onun bütünüyle değişikliğe doğru evirildiği sonucuna varılamaz. Özellikle Kürdistan bakımından, Türk devletinin işgali ve ilhakında, Kürt halkına karşı yapılan barbarlıkta değişen hiç bir şeyin olmayacağını görmeyecek kadar körleştiğimize inanmak istemiyorum.

O halde neden Türk siyaset ve düşünce atmosferi dışına çıkılarak soruna yaklaşılmıyor? Bu tartışmalar bana Fransız sosyologu Albert Memmi’nin şu sözünü hatırlatıyor: «Zorluk içine düşen sömürge halkları, kendilerini sömürgecilerine yakınlaştırmaya çalışırlar». Başka bir siyasi alternatife sahip olmayan Kuzey Kürtlerinin ne yazık ki durumu budur.

12.02.2017