REFERANDUM SÜRECİ VE KDP’NİN HESABI

359

H.Hüseyin Yıldırım

Kürd millet çıkarını bir yana itip birey, aile, aşiret, parti ve hakim olduğu bölge çıkarını her şeyin önüne koyan siyaset Kürd millet siyaseti olamaz. Dönemsel başarı elde etseler de kaybetmeleri kaçınılmazdır. Şu an Kürdistan’ın Güneyi’nde olan biten budur.

Yıllara sarkan bu politikalar gelinen aşamada tıkanmıştır. Bu politika hem iç kamuoyunda hem de uluslararası arenada ciddi şekilde eleştiri alıyor. Bu nedenle bir sıkışıklık yaşanıyor. Bunu aşmanın yolu sömürgecilerimize sarılmakta aranılıyor. Bu tutum da hem iç kamuoyu ve hem de uluslararası arenada tepkiyle karşılanıyor. Irak-KDP ve YNK’nin bugün karşı karşıya olduğu açmaz budur. Bu açmazı aşmak için YEKGURTU’yu da yanlarına alarak aralarında görüşmeler sürüyor. İki plan üzerinde politika oluşturmaya çalıştılar.

Birincisi, GORRAN HAREKETİ ve KOMALA İSLAMİ PARTİSİ’ni ikna ederek parlamento’nun açılması ve referandum kararını parlamentodan geçirilmesiydi. Bu plan olmasa bu kez ikinci plan devreye koymaya çalışılacaktı. Bu da GORRAN HAREKETİ ve KOMALA İSLAMİ PARTİSİ’ni dışlayarak parlamento’nun açılması ve referandum kararının çıkarılmasıydı. Bu arada seçim sonrası birlikte ortak hükümet kurma anlaşmasına kadar işi vardırdılar.

Bu iki olasalık üzerinde çalışılırken devreye ABD’nin referandumu erteleyin dayatması gündeme oturdu. Buna uyulması halinde diğer iki olasalık hükmünü yittirecektir.

Fakat buna rağmen partiler arası diyalog kesilmiş değildir. Tüm partiler görüşüyor. Var olan krizin aşılmasına çalışılıyor ama görünen o ki bir mutabakatın sağlanması zor görülüyor. Çünkü GORRAN HAREKETİ ve KOMALA İSLAM PARTİSİ bugüne kadar izledikleri politika ile Irak-KDP ve YNK’nin “Bağımsızlık Referandumu“ ile Kürdistan’da var olan ekonomik ve demokratik problemleri perdelemesi oyununa gelmeyeceklerine işaret etmektedir.

Irak-KDP, parlamento’nun açılmasını ve Yusuf Muhammed Sadık’ın Başkanlığını kabul etti ama buna karşılık Mesud Barzani’nin Başkanlığı’nın tartışılmaması şartını dayattı. GORRAN HAREKETİ, bu şartı kabul etmiyor. Parlamentonun sadece referandum gündemi ile açılmasını yeterli ve doğru bulmuyor. “Parlamento yaz-boz tahtası değildir, istediğin zaman kapatıp, istediğin zaman açacağın bakal dükanı değildir,“ diyor. Parlamento’nun açılmasıyla kapatıldığı günün gündemi ile devamını istiyor. Bu da Başkanlık sistemi, hak, hukuk, adalet, ekonominin şefaflaştırılması, parti güdümündeki kurumların millileştirilmesi, ortak milli bir politikanın oluşturulmasını vs. içeriyor. Bu da ne Irak-KDP, ne de YNK’nin işine geliyor.

GORRAN HAREKETİ’nin ileri sürdüğü istemleri ABD ve koalisyon güçleri de Irak-KDP ve YNK’ye dayatıyor. ABD, Almanya ve İngiltere Genelkurmay heyetinin Hewler’e gidip milli mutabakat ve milli birlik sağlayın, peşmergeyi milli orduya dünüştürün önerisi bugüne kadar savsaklandı. Bu sağlanmayınca tek taraflı alınan “Bağımsızlık referandumu“na ABD ve AB sıcak bakmadı. Ertelenmesini dayatıyor.

ABD’nin “Bağımsızlık Referandumu“nu erteleyin dayatması sadece bu koşuldan ibaret değildir. Bu planın kendi planlarını boşa çıkardığı konusu da söz konusu. Birincisi, Kürdistan’ın Güneybatısı’ndaki gelişmelerin sonucunun beklenilmesi; ikincisi, Irak’ta gelecek yıl merkezi seçim olacak. Bu süreci beklemesini istiyor. Bağımsızlık Referandumu olursa Haydar el-Abadi zor duruma düşer, diyor. İran yanlısı Nuri el-Maliki’nin işini kolaylaştıracağını ve seçimde kazanacağı endişesi var. Nuri el-Maliki’nin kazanması demek İran’ın Irak üzerinde tam hakimiyeti demektir. ABD, refrandum buna hizmet eder endişesiyle ertelenmesini istiyor.

Türkiye’ye gelince Kürdistan’ın bağımsızlığının kaçınılmaz olduğunu görmektedir. Hatta Kürdistan’nın Güneyi ve Güneybatısı’nın birliğinin kaçınılmazlığını görüyor. Bunun ABD eliyle eninde sonunda gerçekleşeceğine inanıyor. Bunun gerçekleşmesi ile Barzani ailesi oligarşisinin yok olacağı gibi, Kürdistan’ın Güneyi’nin Türkiye’ye bağımlılığı da ortadan kalkacaktır. Türkiye, bunu engellemek, uluslararası planı boşa çıkarmak, en azından sakatlamak için “Bağımsızlık Referandumunu“ ve sonuçta kendisine bağlı Irak-KDP eliyle Güney’de bağımsızlık ilan etme algısıyla gündeme soktuğuna inanıyorum. Referanduma kuşku ile bakan Güneyli siyasal çevreler, İran ve Irak’ın iddiası ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmalarından Yiğit Bulut bunu zaten açıkladı. Türkiye her ne kadar söylemde referanduma karşıyız deseler de el altından Irak-KDP’nin referandum hamlesini destekliyor. Bunu görmemek siyasi körlüktür.

Irak-KDP’nin hesabı da başka. İçte ve dışta dışlanmışlığını aşmak için referanduma sarılmış bulunuyor. Bununla hukuksuzluğunu, soygunculuğunu örtbas etmeye çalışıyor. Bağımsızlık söylemi ise sadece iç kamuoyunu kazanmaya yöneliktir. İkinci neden Kürdistan’ın Güneybatısı’nın adım adım bir statü sahibi olmaya gitmesinden duyduğu korkudur. Bu korku aynı zamanda Türkiye’nin de korkusudur. Bunu boşa çıkarmak için “Bağımsızlık Referandumu“ gündeme sokuldu. İçte hiçbir hazırlık yapılmadan. Devleti devlet yapan hiçbir kurum oluşmadan.

Evet iddia ediyorum. “Bağımsızlık Referandum“ kararı Türkiye patentlidir. Uygulayıcısı da Irak-KDP’dir. KDP’nin yozlaşmış ve çözülen iktidarını uzatmanın ve tahkim etmenin daha başka argümanı kalmadığından referandumu oligarşik tahakkümünü sürdürmenin bir aracı olarak değerlendiriyor. Yönteminde, sunuş biçiminde ve organize tarzından bunu okumak zor değildir. Fakat bu danışıklı plan Irak-KDP’ye pahalıya mal olur. Türk ipiyle kör kuyuya inmenin bedelini ağır öder. Hem iç kamuoyu, hem de ABD tarafından kendisine ağır ödetilir. Bağımsızlık ve referandum diyerek herkesi hegemonyasına boyun eğdirmeye çalışmakla bu noktada samimi ve bütünleyici olmadığı ortadadır. Türk devleti de bu danışıklı role fazlaca itiraz etmiyor. Zira kendi müttefikinin iktidarını uzatmanın bir yolu olarak konuya yaklaşmaktadır.

8 Ağustos 2017