REFERANDUM KARARININ YANSIMALARI

389

Fırat BEHREWAN

Kürdistan Bağımsızlık referandumuna yönelik Güney Kürdistan’da Eylülde yapılacak olan bağımsızlık referandumu kararı, parçalanmış ülkemizin her parçasında coşkulu ve meraklı bir bekleyişe sebep oldu.

Bazı tartışmaları da beraberinde doğurdu…

Yapılacak olan referandum, yüzyıllardır sömürge olan bir ulus için şüphesiz çok değerli ve tarihidir. Bir parçanın özgürleşmesi, halihazırda parçalanmış yurdumuzun diğer parçalarında özgürlük mücadelesi veren diğer güçlere de çok ciddi moral ve motivasyon kaynağı olacaktır.

Referandumun tarihi önemi hakkında çok daha fazla şey söylenebilir fakat bizim asıl üzerinde durmamız gereken hususlar, referandumun karar mercileri, biçim, gelişim aşamaları ve yöntemi olmalıdır. Nitekim bu konular üzerinde halihazırda epeyce tartışma yürütüldü…

Bildiğimiz üzere Güney Kürdistan’da PDK-YNK’nin aristokratik hegemonyası mevcut olduğundan PDK ve YNK partisel-ailesel çıkarlarını ülke çıkarlarının üzerinde veya eşdeğerinde tutmaktadır. Zaten sömürgeciler tarafından parça parça edilmiş ülkeyi aile çıkarları doğrultusunda iki parçaya bölmüşler güneyde, araya da “Dergele sınır kapısı” diye bir kapı dikmişler.

Bu iki gücün Kürdistan’ın doğal kaynaklarını peşkeş çekerek kendi aralarında fifty-fifty bölüşmek dışında anlaşabildiği hiçbir konu yoktur. Nitekim askeri güçleri, istihbaratları maliyeleri ayrıdır, partiseldir. Ekonomik olarak, Katar-Suudi tarzı sadece petrole dayalı bir ekonomik model mevcuttur. Tek gelir olan yeraltı kaynaklarını satıp onunla memur maaşlarını öderler. Yolsuzluk zaten normalleştirilmiştir. Ulusal mali denetim yoktur. Çünkü Parlamento fesh edilmiş durumda. Hoş, Parlamento açıkken bile denetlenemiyordu ya, neyse…

Halkın iradesi olan parlamentoyu fesh etmek kimin çıkarınadır?

Parlamento başkanını başkente sokmamak peki?

Hali hazırda Kürdistan’ın büyük bedeller ödeyerek kısmen özgüleştirildiği güney parçasını bile yönetemeyen ve bunu da kendi arasında bölen PDK-YNK aristokrasisi, bağımsızlık referandumu üzerinden kendilerine biat etmeyen muhalefete buradan üstenci bir yaklaşım göstermektedir. Adeta tüm herşeyi kendilerinden ibaret gören buyurganlık havası etik teamüller ve demokratik işleyiş kriterleri anlamınsa oldukça sorunludur.

Bağımsızlık referandumu umarım ki sağlıklı bir şekilde sonuç alır ve Kürdistan’ın tarih sahnesine çıkış kanalından birisi olur. Ama halihazırda bağımsızlığa giden bir yönetimin, ekonomik birliği, toprak birliği, ordu birliği, istihbarat birliği, halkı kapsayan parlamento onayı ve meşruiyeti olmalıdır.

Bu saydığım şeyler kısmen bile yoktur ya da özel çıkarlar gereği özellikle yoksanmaktadır. Dolayısıyla bunlar olmadan alınacak olan kararlar tek merkezli olacaktır ve sadece alanları ilgilendirecektir. Halk nazarında ve uluslararası hukuk çerçevesinde meşruluğu zafiyeli kalmak riskiyle karşı karşıyadır. Bu manada milli birlik, aktüel olarak güney Kürdistan’ın acill ve ertelenemeyecek, ihmal edilemeyecek kadar nazik durumdadır. Genelde ise tüm kürdistan için zaten gereklidir.

Bu birlik için de gerçekten ülke çıkarlarını gözeten, halk merkezli bir idare şekli hem zaruri ve hem de idealdir. Bu işin başka türlüsü artık yürümeyecektir.

Özetle; Bu referandumun Kürt halkı açısından anlamı şudur: “Referandum, ezilen ulus olarak Kürt halkının, egemenlerinin ayrıcalıklarına ve zorbalıklarına karşı açtığı bir savaştır.” Ama PDK-YNK aristokrasisi Parlamentoyu lağvedip, Başkanlık koltuğunu yasalara aykırı bir şekilde işgal ederek benzer bir zorbalığı sürdürme hakkına sahip değillerdir. Bu antidemokratik tutumlarını referandumla meşrulaştırmaya ve sürdürülebilir çıkar birliği organize etmelerine de mutlaka karşı çıkılmalıdır.

Meşru ve demokratik bir hak, anti-demokratik bir yöntemle dayatılarak meşruiyeti zedelenmemelidir. Ve bunun üzerinden 20 yılı aşkındır kurulan ikili işbirliğinin başarısız ve kötü sonucu devam ettirilmeye çalışılmamalıdır.