RAKKA OPERASYONUNUN ÖNEMİ!

512

H.Hüseyin Yıldırım

Arap ve İslam dünyasında boy veren IŞİD denilen terör örgütü insanlık için günümüzün baş belası olmuştur. Başta Kürdler olmak üzere insanlıktan nasibini almış her çevre ona karşı savaş açmıştır. Fakat destekleyeni de yok değildir. Kim mi bunlar derseniz Kürd millet düşmanları oldukları bilinen bir gerçektir.

Şunu görmek gerekir. Orta Doğu’ya verilmek istenen şekil şimdiye kadar en çok Kürdlere yaradı. Kuşkusuz alınan mevziler küçümsenemez ama Kürd siyasi hareketleri uygulanan plana uygun kendilerini politikleştirip pratikleştirseydi en aşağı Güney’de çoktan bağımsızlık ilan edilirdi. Kürd siyasal hareketinin bu çapsızlığına rağman plan sahibi güçler planlarından en ufak bir sapmaya girmediler. Alıştıra alıştıra, yavaş yavaş mevcut olan aktörleri değiştirmeye ve planlarına uygun olarak şekillendirmeye çalışıyorlar. Bunun en somut örneği ABD, İngiltere ve Almanya Askeri Kurmay Heyetin Güney’e Peşmergeyi milli orduya dönüştürme planını sunmasıdır. Bu şu demektir; Peşmerge üzerinde Irak-KDP ve YNK’nin tekelinin kırılması demektir. Güneyi devletleşmeye taşımanın önemli bir adımıdır bu gelişme. Güneylilere kalsaydı bu yılları alırdı. Yanı sıra PYD/YPG’yi çok önemli bir mevziye taşımalarıdır. İlk söylemleri ile şu an ki söylemleri arasında dağlar kadar farkın olduğunu görmek isteyen herkes görebilir. Pratik olarak tüm dünyaya rüştünü ispatladılar.

Plan sahipleri insanlığın başına bela olmuş Cihatçıların çirkefliğini dünyaya gösterdiler ve bunları Kürdlere dövdürdüler. Yanı sıra Rusya’ya ders verildi. Suriye vuruldu. İran ve yandaşlarının anasını ağlattı. Türkiye resil u rüsva edildi. Kim bundan ne anlıyorsa anlasın, bana göre plan sahiplerinin bundaki çıkarları bir yana tüm bu gelişmeler Kürdleri ileri mevzilere taşımak içindir. Buna bir taşla on beş(15) kuş vurulma denir. Buna üst akıl denir. Üst akıl başka ne yapsın? İşin garibi süreci doğru okumayan Kürd siyasal güçleri oldu.

IŞİD’ın savaş sahasına çıkmasıyla her ne kadar ilk hamlesini Şam ve Bağdat rejimine yaptıysa da esas olarak Kürdlere yöneldi. Şengal’de Ezidilere karşı bir vahşet sergiledi. Soykırım, tarih katliamı dahil namusa el atmaya kadar işi vardırdı.

Sonra Kürdistan’ın Güneybatısı’na yöneldi. Katliamlar yaptı, Kobani gibi bir şehri yakıp yıktı. Kürdler ağır bir bedel ödedi ama bu saldırılarla silkelenen Kürdler şu an elde ettikleri mevzilere kavuştu. Kürdler makus talihini değiştirme olanağını elde etti. Ki dostların burada katkısı taktire şayandır.

IŞİD denilen terör örgütü Kürdlerin destansı direnişi ve dostlarının desteği ile ağır kayıplar vermekle beraber gücünü hala büyük oranda koruyor. Şu an Musul, Başkent ilan ettiği Rakka ve birçok yerleşim biriminde hakimiyetini sürdürüyor. Fakat bir bütün olarak çembere alınmış bulunuyor.

Dünya insanlığının başına bela olmuş IŞİD denilen terör örgütüne en büyük darbe Musul ve özelikle Rakka’da vurulacaktır. Koalisyon güçleri, Rakka Operasyonu görevini YPG’ye vermiştir. Bunun büyük anlamı vardır. Rakka’nın IŞİD terör örgütünden temizlenmesiyle Kürdler, dünya insanlığı nezdinde tarihe kahraman bir millet olarak büyük bir sempati kazanacak ve önleri açılacaktır. Kürdler bunun önemini kavramalı ve tüm gücüyle bu operasyona destek vermelidir.

Bu, işin bir boyutu. İkinci boyutu da daha büyük önem kazanmaktadır. Kimi çevreler, “Rakka Kürdistan toprağı değildir. Niye Kürd gençleri orada öldürülüyor?“ mealinde eleştiriler ve hatta bu büyük operasyonun önemini boşa çıkarıcı bir mantık sergilemektedirler. Bu tutum doğru değildir. Rakka’nın kontrolünü ele geçirecek olan YPG, tartışmasız olarak askeri olduğu kadar herkes tarafından siyasi bir güç olarak da kabul edilecektir. İleriki süreçte Suriye’nin paylaşımı durumunda –Kürd, Sünni Araplar, Nuseyriler ve Dürzi bölgesi olarak- Rakka PYD/YPG elinde güçlü bir koz olarak kullanılacaktır. Sonuç olarak YPG orada çekilse bile ona karşılık bir sürü alan ve avantaj elde edecektir. Rakka Operasyonunun önemi buradan gelmektedir. Rakka Operasyonu’nu Kürdlere veren Koalisyon güçleri bunu ta baştan hesaplamış, operasyonla Kürdlere büyük payeler biçmiş denilebilir. Fakat bu paye Kürdlere bir statü içermelidir. Bunu şimdiden politika edinmek gerekir. Bunu üst akıla onaylatmak gerekir. Bunun garantisini almak gerekir.

Burada bir parantez açamak istiyorum. Suriye ve Kürdistan’ın Güneybatısı’nda gelecek nasıl örgütlenecek meselesi sadece şu anki gelişmelere bakılarak değerlendirmekle sınırlı kalınmamalı. Ortada var olan güçler var ve hazırlanmakta olan güçler var. Ki Ürdün ve Suriye sınırındaki hareketlilik dikkat çekicidir. Koalisyon güçleri tarafından Suriye’de uygulanılan planın bir parçası olsa gerek. Mısır, Arap Birleşik Emirlikleri ve Ürdün tarafından desteklenen ve ABD tarafından onaylayıp sahaya sürüleceği Sünni güçten bahsediyorum.

Yarın Suriye’ye çeki düzen verilirken sahada kalan güçlerin askeri ve siyasi gücüne göre bir paylaşım olacağı unutulmamalıdır. Bu gözden kaçırılırsa gelecekte olabilecekler doğru kavranılamaz. Buna uygun olarak plan yapılamaz. Şu an görünen şu ki IŞİD, Nusra ve benzeri Cihatçı güçler tasfiye edilecek. Geriye şu güçler kalacak: PYD/YPG, Sünni ve Nuseyrilerden oluşacak güçler olacak. Bu güçler arasında şu an askeri ve siyasi olarak öne çıkan PYD/YPG’dir. İşte Suriye bu güçler arasında paylaşılacak.

İşte burada Rakka Operasyonunun önemi ortaya çıkmaktadır. Kürdler bu operasyonun önemini ne kadar kavramış bilemem ama Türkler bunu çok iyi kavramışlardır. Bilgi kaynaklarımızdan öğrendiğimize göre ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Danışmanı İbrahim Kalın, MİT Müşteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar’dan oluşan Türk Heyeti, bu nedenlerden dolayı Raka Operasyonu’nun YPG’ye değil kendilerine verilmesini istemiştir. Fakat bu istek ABD tarafından reddedilmiştir. Şu an Türklerin en büyük umudu Rakka Operasyonunun YPG’nin yenilgisiyle sonuçlanması ve operasyonun kendilerine verilmesidir. Yarın ABD yolcusu olacak Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da anlatacağı bu hikaye olacaktır. Ama ciddiye alınmayacaktır.

Koalisyon Güçleri’nin, YPG’nin bu operasyonu başaracağına olan inancı tamdır. Zaten diğer operasyonlarda gösterdiği başarılar bunun göstergesidir.

Türkler 6(altı) ay zor bela El Bab’ı IŞİD’an alabildiler. Hem de onlarca ve belki yüzlerce askerini kayıp verdi. YPG, El Bab’tan beş misli büyük olan Menbiç’i 2 ayda aldı ve az bir kayıpla. Hakeza İŞID’ın büyük bir güç bulundurduğu Rakka’yı ve özelikle büyük tehlikelere sebeb olacak Tebka Barajı’nı kısa bir sürede rizikosuz aldı. Hem de büyük bir zaiyat vermeden. Ama uzun bir süreden beri devam eden ancak yarısı IŞİD’tan temizlenen Musul’da Irak büyük kayıplar verdi. Resmi ve milis güçlerinin kayıp sayısının 20-25 bin olduğu söyleniliyor.

Burada YPG’nin savaş gücü ortaya çıkıyor. Bu işin bir yanı ama şu an birçok detayı yazmanın zamanı olmadığından dolayı ileriki aşamada zaten gündeme gelecektir diye geçiyorum. Nedir diye merak edenler olabilir. IŞİD, YPG’nin girdiği operasyonlarda eskisi gibi direnmiyor. Gündeme “anlaşarak geri çekiliyor,“ diye düşse de aslında işin bir başka boyutu vardır. İşin içinde bir başka parmak vardır. Onu da ileride yazarım.

Buraya kadar Kürdlerın çıkarına uygun avantaj boyutuna dikkat çekmeye çalıştım. Fakat bir de dezavantaj boyutu var.

Nedir bu?

Hepimiz şunu çok iyi biliyoruz. İster Sünni, ister Şii, ister sağ, ister sol olsun bir bütün olarak Arap alemi Kürd düşmanıdır. IŞİD, Nusra gibi Cihatçı terör örgütlerinin tasfiye edilmesi ile Kürdler aydınlığa kavuşmayacaktır. Nihayet eskiden ne IŞID, ne Nusra vardı. El Kaide ve Baasçılar vardı. Bunlar sonradan karşımıza IŞİD, Nusra vs. kılıflar altında çıktılar. Yarın bunlar tasfiye edilse bile olacak olan şu olur. Kuşkusuz öne çıkan kişiler yeniden sahne almayabilir ama ezici çoğunluk sakal keser, uzun entariler fure edilir, takım elbise ve kravatla sahne alırlar. Fakat Kürd düşmanlığı terkedilmez. İşte mesele bunu kavramak ve buna uygun politik bir hat oluşturmak gerekiyor. Bunu da şimdi yapmak gerekiyor. Bu politik hat “halkların kardeşliği,“ “demokratik Suriye,“ “Suriye’nin siyasi ve toprak birliğini korumak“ gibi Kürdleri yeniden Baasçı, Cihatçı, İhvani Müslümcü Arapların köleliğine mahkum etmekle olmaz. Bu ancak en aşağı federasyonun garantisi olmak üzere aslında bağımsızlık hedefi gütmekle olur. Bunu da şu an müttefik güç olan Koalisyon güçleriyle oturup ciddi ciddi konuşmak ve garantisini almakla olur. Temennimiz sahadaki Kürd güçlerinin bunu ıskalamamasıdır.

15 Mayıs 2017