PYD/YPG BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VERİYOR

1973

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Suriye iç savaşından sonra bu iki organizasyon aktif olarak sahneye çıktığında, bazı Kürt çevreleri onunla ilgili şu üç iddiada bulundu: PKK’nin Suriye şubesi; Esad güdümlü; Kürtlerin devlet kurmasına karşı.

Her üç iddia da başlangıçta yerindeydi. Çoğu kişi gibi ben de bu kanaati paylaşıyordum. Ancak dediğim gibi “başlangıçta…”

Zira İslam Devlet’nin (IŞİD) Koban’a saldırısı PYD/YPG için dönüm noktası oldu.

Türk başbakanı Erdoğan’ın tabiriyle “Koban düştü düşecek” bir durumdayken ABD’nin Müdahalede bulunması, hem Koban hem de YPG’nin hem de Batı Kürdistanın kaderini değiştirdi.

Ancak bu Kürt çevreleri bunu göremedi ya da görmek istemedi.

Bu çevrelere göre ABD Koban’da YPG/YPG’yi değil Kürtleri desteklemişti; yardım insaniydi. Onlara göre ABD, PYD/YPG ilişkisine bunun dışında anlam yüklemek doğru değildi.

Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’nin, bir kısım Güney Kürdistan toprakları üzerinde güvenlik şemsiyesi kurduğunda da bazı aklı evvel Türkler bunun siyasi değil, insani amaçlı olduğunu söyleyerek kedisini avuttuğunu hatırlamakta fayda var.

Şimdi de bazı Kürt çevreleri, Koban zaferinden sonra ABD’yle PYD/YPG arasında kurulan ittifakı da taktik bir ilişki gibi göstererek önemsizleştirmeye çalışıyor.

Bu çevrelerin ileri sürdüğü bu üç iddiaya da katılmadım.

Bana göre ABD Koban’da, sadece Kürtleri değil PYD/YPG’yi de desteklemişti; yardımı sadece insani değil, siyasiydi de; ABD’yle YPG arasında ittifak taktik değil, stratejikti.

ABD başlangıçta, BOP’u gerçekleştirmek için partner olarak “rol model” dediği TC’yi seçmişti. TC de ilk sıralar kendisine verilen bu misyondan çok memnun görünüyordu. Dönemin Türk başbakanı Erdoğan meydan meydan dolaşıp, BOP’un eşbaşkanı olduğunu söyleyerek övünüyordu. Ancak balayı uzun sürmedi. Bu sayede ABD’nin gerçek niyetine vakıf olan Erdoğan BOP’un eşbaşkanlığını bırakarak, karşıt YOP’a (Yeni Osmanlı Projesi) başkan oldu.

Erdoğan’ın ortada bıraktığı ABD de onun yerine kendisine yeni bir partner olarak PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG’yi seçti.

Soğuk Savaş sona erer ermez ABD ve müttefikleri Doğu Avrupa ve Orta Doğu’yu yeniden yapılandırmaya kar verdi. Yeniden yapılandırma süreci için Doğu Avrupa’da Berlin Duvarı’nın yıkılması (1989), Orta Doğu’daysa Körfez Savaşı’yla (1991) start verildi. Bu projeye göre Orta Doğu’da anti demokratik rejimler tasfiye edilecek ve millet-devlet prensibine uygun olarak sınırlar yeniden çizilecekti. Körfez Savaşı’ından sonra Kürtler dışında tüm İslam milletleri ABD ve müttefiklerine karşı düşmanca bir politika izlemeye başladı. Bu Batılılarla Kürtleri yaklaştırdı.

ABD’nin günümüzde Güney Kürdistan ve PYD/YPG’yle kurduğu ilişki Kürtlerle Soğuk Savaş döneminde (1960’lı ve 70’li yıllar) kurduğu ilişkiyle aynı değil. Geçmişte kurduğu ilişki taktikti, şimdiki ilişkiyse stratejik… Günümüzde Orta Doğu’da Batılıların gerçek iki müttefiki var: İsrail ve Kürdistan.

Yaptığım bu tespitler zaman içinde doğrulandı. ABD, YPG’yi stratejik müttefik olarak ilan etti. ABD’nin stratejisinde YPG, kara ordusu görevini görüyordu. NATO üyesi TC, “Ya ben ya YPG!” dediğinde ABD, hiç tereddüt etmeden, “YPG!..” dedi. ABD’nin, tereddüt etmeden NATO üyesi ve sözde stratejik ortağı TC’ye bu cevabı vermesi, onun YPG’ye ne kadar yüksek bir değer biçtiğini görmek için yeterliydi.

Bu tarihi gelişmeye bağlı olarak, “Kürdistan’ın kalbi artık Hewlêr’de değil, Koban’da atıyor. Kürdistan Hewlêr değil, Koban merkezli olarak inşa edilecek” diyordum. xc

Koban’ın Hewlêr’e nazaran öncelikli bir konum elde etmesinin başta gelen iki nedeni vardı: Güney Kürdistan yönetiminin çeyrek yüzyıl içinde uyguladığı basiretsiz bir yönetim şekli ve yaptığı yolsuzluklar sonucunda ülkeyi siyasi ve iktisadi bakımdan çöküntüye uğratması; Ankara ve Tahran’ın güdümüne girerek batı dünyasından uzaklaşması.

Güney Kürdistan’da olduğu gibi Batı Kürdistan’da ABD Kürt ilişkisi önemli siyasi sonuçları beraberinde getirdi. Nitekim bundan birkaç yıl öncesine kadar Kürtlerin büyük çoğunluğu, Kafkasya Kürdistan’ı gibi Batı Kürdistan da yitik topraklar olarak görüyordu. Batı Kürdistan kısa bir süre içinde bölgede jeopolitik dengelerin değişmesi sonucunda bölgede önemli bir askeri ve siyasi aktör mevkiine geldi.

Yukarda da belirttiğim gibi ABD ve müttefikleri Irak ve Suriye’ye, sadece baas diktatörlüklerini devirmek için gelmedi. Irak’tan sonra Suriye’de de rejim tasfiye edildikten sonra, Bereketli Hilal üzerinde kurulu bu iki devlet millet-devlet prensibine göre yeniden yapılandırılacak.

PKK’yle PYD/YPG ilişkisine gelince…

Gelinen noktada PYD/YPG’nin Kandil’den yönetildiğini iddia etmek, tarafgir ve asılsız bir propagandan öte bir anlam ifade etmez. ABD’nin desteğiyle Koban direnişi zaferle sonuçlandıktan sonra “PKK, PYD/YPG’leşecek” diye yazdım.

PKK henüz tam olarak YPG’leşmedi, ama ikisinin konumu değişti. İkisi arasında ilişkide artık öncelikli olan PYD/YPG…

PYD/YPG için baas rejiminin uzantısı demek de bir o kadar saçma artık…

PYD/YPG bu ilişkiyi de çoktan aştı.

Günümüzde YPG, baas ordusuna karşı savaşıyor.

PYD/YPG’nin Kürdistan Devleti’ne karşı olduğu iddiasına gelince…

Bu konuda bazı PYD/YPG liderlerinin konjonktürel nedenlerle söylediği bazı sözler yerine, PYD/YPG’nin icraatını esas almanın daha sağlıklı bir yaklaşım olacağı kanaatindeyim.

PYD/YPG, sadece İD’ye değil, yukarda da belirttiğim gibi Suriye Devleti’ne karşı da amansız bir toprak savaşı vermektedir: Batı Kürdistan’ı özgürlüğüne kavuşturma savaşı.

Bu çok önemli…

Bu nedenle PYD/YPG’nin Kürdistan Devleti’ne karşı olduğu tezi, kelimenin tam anlamıyla saçma…

Ağır bedeller ödeyerek Batı Kürdistan toprakları santim santim özgürlüğüne kavuşturan PYD/YPG, siyasi olarak da bu yönde adım adım ilerliyor.

Önce kantonları kurdu… İki kantonu birleşince federasyon ilan etti…
Üç kanton birleştirdiğinde de (muhtemelen bunu batı Kürdistan’ın Akdeniz’e ulaşması hamlesi izleyecek) Bereketli Hilal’in ana karasını oluşturan Irak ve Suriye devletinin hakimiyeti altında bulunan iki Kürdistan parçasının birleştirilmesi ve bağımsızlık ilanı karşısında fiziki engeller ortadan kalkmış olacak…

24 Ağustos 2016