PEYGAMBERLER VE BİLGELER, DİN VE BİLİM

2514

Davut KURUN

Araplar Arap olmayan halklara ”Mevali” diyorlardı ve ikinci sınıf insan olarak görürlerdi. Arap İslam orduları Halife Ömer döneminde başlayıp Emeviler döneminde devam eden saldırılarla ”Mevali”lerin ülkelerini işgal ettiler. Araplardan önce bu ülkelerde çağın en modern şehirleri, okulları, zanaatçıları ve bilim adamları vardı. Bu nedenle bu ülkelere daha önce gönderilen misyonerler, İslam’dan uzaklaşmış ve oradaki bilimin görüşlerini benimseyerek geri dönüyorlardı. Bunun üzerine Mevalilere ait olan, İslama ait olmayan bütün yapıları, kültürleri, kitapları, bilim adamlarını yok etme politikası güttüler, bugünkü IŞİD’in yaptığı gibi. İslam dünyasında Ali ve Muaviye savaşları sürerken, Araplar Emevileri destekledi, Mevali halkları, muhalif olan Ali tarafını destekledi. Bu nedenle Ali ve Ehli Beyt daha çok Kürt, Fars, Beluci halklarının desteği ile mücadelesini sürdürebildi. Bu ittifakı perçinlemek amacıyla Sasani kralı kızı Şehrbanu‘yu İmam Hüseyin‘e vermiştir. Yezid’in halifeliğini tanımayan İmam Hüseyin, ‘‘Mevali” halklarının arasına girip halifeliğini ilan etmek amacıyla Medine’den yola çıktı, ancak bu halklara ulaşmadan Kerbela’da şehit edildi. Arap İslam hakimiyetine karşı, Mevali halkları ayaklanarak Deyelemli bir Kürt olan Ebu Müslüm komutasında Emevileri yenerek Abbasi iktidarı kurar. Ebu Müslüm Zerdüştidir ve ”kıblemiz Mekke değil, güneştir” der. Arap İslam güçlerinin muhalefetini denetim altına almak için, Abbasiler 755’de Deylemde bulanan Ebu Müslüm‘ü hile ve yalan ile Bağdat’a çağırarak zehirleyerek öldürürler.

Her şeye rağmen, 750-1000 yılları arasında, Bağdat halifesinin Mevali halkların etkisinde olduğu için liberal İslami yönetim altında Mezopotamya, İran ve Rum diyarlarında yerel halkların kültürü, bilimi, ekonomisi hızla gelişir ve bununla İslam en parlak dönemini yaşar, taaki Türk akıncıların bu ülkeleri işgal ederek, yakıp yıkana kadar. Kendisi Arap hayranı olan tarihçi Cehiz; ”devleti yönetme sanatını Sasanilerden(Kürt, Fars), işçilik ve zanaatçılığı Çinlilerden, bilimi Rumlardan, askerliği ve yıkımı da Türklerden öğrenmelisin” derken bir gerçeğe işaret ediyor o dönem için. Mevlana Celaledini Rumi de benzer sözler söyler.

Şimdi bilim ve sanatın bu dönemde nasıl geliştiğine kısa örnekler verelim. Burada Rum diyarı derken eski Mezopotamya ve Anadolu (eski Yunan, Ermeni, Kürt) olarak anlamamız gerekir.

Bilim ve düşünce sınır tanımaz, mülk edinilemez, bu nedenle evrenseldir. Yine başka bir kural da şudur; din ve bilim ters orantılıdır. Bilim geliştikçe din alanı, din geliştikçe bilim alanı daralır. Bu açıdan 750-1000 yılları arasındaki gelişmelere baktığımız zaman, bu bilimsel düşünce ve fikirler ile Avrupa’da Rönesans, Reform ve Aydınlama Çağı başladığını göreceğiz.

Musul’u merkez yaparak devletini kuran Buveyhzadeler, sadece Abbasi halifesinin değil, Fatımi halifesinin de koruyuculuğunu yaparlar. Kendileri Zerdüşti olmalarına rağmen, bütün din ve inançlara eşit muamele yaparlar. Musul esnafı ve halkı içinde Müslüman, Zerdüşt, Karmati, Hıristiyan, Yahudi inanışta insanlar vardı. Türk akıncılarına, Sultan Tuğrul ve veziri İlhan Bey’e, haraç ve yağma değil, koruma sağlama şartı ile vergi almanın daha karlı olacağını Büveyhzadeler ögretir. Bu nedenle haraç vermez, yağmaya izin vermezler. Büveyhzadeler, Bağdat, Şiraz ve İsfahan’da hala hayranlıkla uyandıran eserler ve binalar yaptılar. Bugünkü altın kubbeli Hz.Ali türbesini de onlar yaptılar. Tarihçi Cahen, bu Kürt beyliğinin desteği ile kurulan rasathaneler, kütüphaneler, okullar hastaneler ve bilimsel çalışmaların evrensel bir hayranlık uyandırdığını yazar. İbni Sina Büveyhlerin desteği ile bilimsel çalışmalarını yapar. Daha sonra bunların yerini alan Kürt Zengi Beyliği de bu çalışmaları geliştirir.

Claude Cahen‘in ”ilkin İslam kuşaklarının, sonra Batı Hıristiyanlarının düşünce ustası” dediği İbn Sina‘nın fikirleri XII. YY Batı’da tam kabul görür. Oxford Universitesinde Robert Grossettestte‘nin yapıtları İbni Sina‘dan esinlenir. İbn Sina‘nın eserleri hem eski tarihlerde hem de 1508’de latince çevirisi ile Venedik’te yayınlanır.

İbn Rüşd, Aristo’yu batıya tanıtan bilim adamı ve O’nun takipçisi olarak bilinir. İslam ülkeleri Rüşd’ün eserlerini yasaklamalarına rağmen, O’nun eserleri İbranice ve Latince çevirileri batıda yaygınlaştı, ”avveroisme” akımı olarak yüzyıllarca yaşadı, ortaçağ felsefesine karşı akılcılığı getirerek Rönensansın hazırlanmasına hizmet etti. Ernest Renan O’nu ”bağnaz dinsel zihniyete karşı bilim zihniyetini savunan kişi ve Copernic öncüsü” sayar. G.Quadri ”Rönensansın müjdeleyicisi ve Ortaçağın en önemli düşünürü” der. Rüşd‘ün düşünceleri Hegel, Fouerbach ve Marx tarafından eleştiri konusu yapılır, ancak görüşleri diyalektik düşüncenin ilk halkaları olarak ele alınır. 1512’de ”en büyük bilginler Aristo ve ibn Rüşdür” diyen Hollandalı rahip Herman von Riswik ateşte yakılır. Dante, Rüşd‘ü Aristo ve Eflatun’dan daha derin ve üstün görür. Razi, dini dogmalara karşı bilimin sürekli geliştiğini, dinin etki alanının gerilediğini vurgular. Latinceye çevrilen eserleri batıda büyük saygı görür. İbn Sina ve Razi, tıp dalında, çiçek, kızamık, vb eserler verirler ve bunların eserleri 1458 -1866 yılları arasında kitapları 40 kere baskı yapar, üniversitelerin temel el kitapları olur.

Gerolamo Cardono‘nun yeryüzünün 12 büyük bilginleri arasında saydığı El Cebr‘in eserleri “algebr” olarak çevrilir ve bilime büyük hizmetler sunar. ”Algorizm” düşünce akımının yaratıcısıdır. Cebir matematik, sıfır ve bugünkü Latin ve Arap rakamlarını bulan kişidir. Yani ”onar onar sayıp yazmak ve her dokuzdan sonra rakamın sağına bir sıfır koymak ve başka bir onar haneyi meydana getirme” buluşu bu harizmi Kürd’e aittir, batıda algorizm olarak bilinir. Ebul Vefa, İbn Yunus ve Bettani, ortacağ’da, Rönesans fikrinin oluşumunda tiriginometri ve astronomi dalında katıları var. Birunî astronomi dalında, dünyanın güneş etrafında döndüğünü eserlerinde ispatlayarak batı bilimine katkı sunmuştur.

Farabi, Cabir bin Hayyan‘dan dersler almış, Rönesans döneminde eserleri batı dillerine çevrilmiş fizik matematik, metal müzik aletlerinin tellerini icade etti, kanun müzik aletini buldu. Edebiyat ve felsefe dalında birçok eseri var. Bilimin dinden, bilim adamlarının da peygamberlerden daha yararlı olduğunu söylediği için dönemin dini otoriteleri tarafından saldırıya uğramıştır. Düşünceleri batıda Rönesans ve reform hareketleri içinde tartışılan katkısı olan bir düşün adamı olarak tarihte anılır.

Burada Cabir bin Hayyan‘ın (722-815) etki ve katkılarını özel olarak incelemek gerekir.

Cabir‘in babası bir bilim adamı ve Arap hâkimiyetine karşı Horasan ve Deylem’de propaganda ve örgütlenme çabalarına girdiği için Emeviler tarafından yakalanarak yargılanır ve düşüncelerinden taviz vermediği için idam edilir. Oğlu Cebir onun çalışmalarını sürdürür. Cebir bin Hayyan, Gaber Kürt aşiretine bağlı olduğu için batıda ”Geber” olarak bilinir. Cebir, ”Kitab Fi Hayat El Alam” adlı eseri, güneş ve dünyanın hareketi ile ilgili fikirleri bütün Ortaçağ boyunca temel kaynak ve kuram olarak kabul edilmiştir. Başka bir eserinde ışık boylarının ölçümü ve ses bilimi konusunda önemli fikirleri batıda büyük yankı yaratır. Başka bir eserinde kimya bilimini inceler ve kimyanın kurucusu olarak batıda hala kabul edilir. Bugün batıdaki bütün kimyacılar ”Geber”in öğrencisi olduklarını söylerler.

1000 eser verdiği söylenen Cebir‘in sadece 27 eseri önce Latince sonra Almanca olarak 1473- 1710 yılları arasında defalarca Almanca olarak Nürnberg‘de basılmıştır. Yine Cebir’in o dönemlerde dünyanın en büyük laboratuarını kurduğu söylenir. TIP, cam, gözlük, fizik, matematik cebir, geometri, yanmayan kâğıt dallarında birçok eser vermiş, icadlar yapmıştır. Kendisi Caferi Sadık‘tan dersler almış, Büveyhzadelerin desteğini almış, İbn Sina ve Farabi gibi büyük bilim adamları yetiştirmiştir.

Asıl beni hayrete düşüren Cabir’in ”izafiyet teorisi” ve ‘atom kuramı” hakkındaki teoriler ve buluşlarıdır. Bu Teoriler Einstein’e ait değil, Cabir’e aittir.

Cabir‘e göre ”hiç bir şey vardan yok, yoktan var olamaz. Her şey toprak, ateş, su ve havadan oluşur. Dünyada ve uzayda var olan bütün elementler, tabiatta olan cıva ve kükürtün değişik şartlar altında ve değişik oranda bileşiminden meydana gelir.” Böyle der ve bunu Bağdat yakınlarındaki laboratuarında deneylerle ispatlarlar. Maddenin en küçük parçasının atom olduğunu, bunu parçalayacak bir tekniğin bulunması halinde, bir tek atom parçasının Bağdat’ı yerle bir edebilecek kadar bir enerji yaratacağını ”El Cuzü La Yetecezza” adlı eserinde geniş formüllerle izah eder. Bu eser İngiliz J.Dalton, Alman Otto Hahn tarafından batı dillerine çevrilir, buna dayanarak atom ve madde teorisini geliştirirler(kopya ederler). Einstein bunu günün teknolojisi ile pratiğe geçirerek atom bombasını yapar ve izafiyet teorisini de kopya eder. Biz bunu bilmediğimiz için onlara mal ediyoruz.

İnsanlığa hizmetleri olan bu bilim adamlarının burada hepsini saymak mümkün değil. Tarihimizden çok şey öğrenebiliriz. Batı Avrupa bizi taklit ederek gelişti, TC de bizi yok ederken, batıyı taklit ediyor. Batı uygarlığı Kürdistan’da baslar. “AB yolu Diyarbakır’dan geçer” . Türk devleti ne zaman ki Kürt ve yerli halklara düşmanlıktan, inkar ve imha politikasından vazgeçer, onlarla barışık yaşamayı kabul eder, silah yerine kalem tutar, din yerine bilime ve bilgelere değer verir, fikirlere, dinlere dillere, kültürlere tahammül etmesini öğrenir, işte o zaman demokratikleşir ve birlikte yaşamak olanaklı olur.
07.01.2017