PAYLAŞMAK MI, SAVAŞMAK MI?

750

Bahoz ŞAVATA

Ortadoğu’da 1920′ ler de siyasi haritası zamanın güçlü devletleri tarafından tayin edildi. Bugün ise bu coğrafyada gittikçe yoğunlaşan ve daha geniş alana yayılan bir savaşın içindeyiz. Üstelik ilginç olanı hiçbir güç kendi siyasi otoritesini yerelde kurmada yetkin değil. Yani savaş bölgenin yaşam tarzı olmaya devam ediyor.

Günümüz savaşının hava hakimiyetini ve silah pazarını elinde tutan güçler; USA, RUSYA, İNGİLTERE, FRANSA ve ALMANYA bölge güçlerinin içsel problemlerinden ve süreduran çatışmalarından da faydalanıp savaşı uzatmaya ve bütün siyasal krizi bölgeye hapsetmeye çalışmaktadır.

Bölge güçleri arasında temel çatışma sosyolojik bir sunum olarak “mezhebi” bir konumlanma şeklindedir. Bu zeminde bir yanda Şia-Alevi-Nusayri ve diğer yanda Sünni yönetimli devletler karşı karşıyadır. Başta Sünni devletler; Suudi Arabistan, Türkiye ve Körfez Arap ülkeleri diğer tarafta İran, Irak ve Suriye devletleri karşı karşıyadır.

Türkiye devletinin savaşa katılımında diğer bir meselesi Kürd Sorunu’dur. Her ne kadar Kürd Sorunu, Irak, İran ve Suriye’nin de sorunu olmasına rağmen şimdilik bu devletler Kurd sorununu öncelikli bir mesele olarak kabul etmemektedirler. Konuyu çeşitli nedenler ile ötelemektedirler.

Suriye Esad yanlısı Ceyşel Şabal ve Kürd PYD-YPG güçlerinin eline geçen Azez kasabası olayı sonrası, Türk Devletinin Kürd güçlerine karşı top atışlarına geçmesi bölgesel savaşı yeni tırmanışlara gebe bıraktı diyebiliriz. Zaten bu saldırı ile bölgesel savaşın Türkiye coğrafyasına yayılımını arzulayan devletlere yeni bir koz sunulmuş oldu. Anlaşılan Suudi Arabistan, Türkiye gibi özellikle Suriye’deki muhalif İslamcı terör örgütleri (Deaş, Nusra, Özgür Suriye Güçleri vs.) üzerinden savaşı sürdüren bu devletlerin savaşa Suriye sahasında doğrudan katılımı beklenmektedir. Bu gelişme beraberinde Türkiye’nin de savaş alanına çekileceğine işarettir.

TC’nin Kürd düşmanı siyaseti iflas etmek üzeredir. PKK ile “Hendek Savaşı” ile boy ölçüşmesinin baharda bu güçleri farklı koşullarda karşı karşıya getireceği anlaşılıyor.

Tekrar başa dönersek demokratik paylaşımlara dayanmayan bölge devlet rejimlerinin pek de savaş yöntemleri dışında seçenekleri yok. Hepsi savaş taraftarıdır. Barışçıl seçenekleri bölgede inşa edebilecek hala bir ışık yok.

Kürdler, bölgede laik kimliklerinin yanı sıra barışçı arayışlarını elde tutmalıdır. Milli haklarının amansız savunucusu olmalıdır. Bu konumlanma onların haklı milli demokratik direnişlerini de boşa çıkarmayacaktır.
14.02.2016