PARÇALANMIŞ MİLLET-ÜLKE ve PARÇALANMIŞLIĞIN İÇSELLEŞTİRİLMESİ (2)

1382

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Mustafa Barzani 1960’ta kurulan Irak Kürdistan Partisi’nin başkanıydı ama O’nun siyaset tarzında aydınlara ve siyasi partiye yer yoktu. Barzani 1961’de Güney Kürdistan’da yeniden silahlı ayaklanma başlattığında I-PDK’yi tamamen devre dışı bıraktı ve yaklaşık onbeş yıl süren bu dönem içinde yönetim mekanizmasında Mustafa Barzani dışında ne bir milli kurum ne de şahsın adı yer almadı. Ne zaman aydınlardan söz edilse Barzani, “aydınlar benim köpeğimdir!” diyordu.
Kürdistan konusunda kitaplar yazan Fransız gazeteci Chris Kutschera, Sovyetler Birliği’nden dönmüş olan Mustafa Barzani’nin kişiliğini şöyle tanımlıyor:

“Irak’taki Kürt halkının kaderine hükmetti; iktidarını Parti’ye dayattı ve ‘Kurucu Başkan’ken, muhaliflerini kovdu. Böylece herkese kendisini kabul ettirdi: Kürt kitleleri, Abdülkerim Kasım ve Sovyetler Birliği, artık O’nun Irak Kürtlerinin tümünün milli başkanı ve temsilcisi olduğunu kabullenmişti. 

Keşke bütün Kürtlerin başkanı olabilseydi; tersine, başarısızdı. Bu başarısızlığı yapısal bir şeydi. Tek bu noktada değildir başarısızlığı; General Barzani’nin temel eksikliği şuydu: “Parti denen şeyin ne olduğunu bilmiyor!.. O’nu ‘araç’ olarak görüyor. Fikri tahakkümcüdür; ‘tartışma’ ve katılımcılık’ kavramını göz ardı ediyor. Açıktır ki, ‘demokrasiyi de görmezlikten geliyor. 

Devrimin serpilme döneminde, KDP’yle görüş birliği yoktu… Parti’nin izlediği siyasetten hoşnut kalmadığında, Genel Sekreteri bir kenara itip başka bir şahsı onun yerine atıyordu. Bu minval üzere işler devam edip gidiyordu. Tüm bunlara rağmen veya bundan ötürü, Parti ile başkanı arasında açık bir örtüşmeme durumu vardı. 

Tam da bu noktada 1964’teki kriz patlak verdi; bu krizi, 1975’teki Barzani’nin çöküşü izledi.” (Chris Kutschera, Le Mouvement National Kurde, s. 212-213, Flammarion, 1979)

Mustafa Barzani şüphesiz yakın Kürt tarihinin en popüler şahsiyetidir. Barzani Kürtler arasında şöhretini siyasi ve askeri başarılarına değil, tarz ve görüntüsüyle Kürt tarihinde başarılarıyla nam salan büyük Kürt şahsiyetlerini çağrıştırmasına borçludur. Barzani’nin geleneksel giysiler içindeki görüntüsü O’nunla ilgili bu imajın oluşmasında büyük bir yere sahiptir. Yokolma tehdidiyle karşı karşıya bulunan Kürtler, geçmişin muhteşem günlerini çağrıştıran Barzani’nin şahsında Rustemê Zal’i, Selahaddin ê Eyûbî’yî görüyordu. O ve ailesinin ondan sonra gelen mensupları Kürtlerin bu gelenekselliğe olan zaafını ustaca kullandı.

Barzani’nin kafasında klasik devlet modeli vardı. Tıpkı Medya İmparatorluğu’nun kurucusu l. Deiokes (Daiukku) gibi, bir aşiret federasyonundan (Barzani tarikatına mensup beş aşiret) yola çıkarak diğer Kürt aşiretlerini hakimiyet altına almak ve kendi imparatorluğunu kurmak istiyordu.

Barzani anakronik bir vakıaydı. Dünya geleneksel Kürt kahramanlarının yaşadığı dünya değildi. İnsanlık tarihini kalın bir çizgiyle ikiye ayıran ve geleneksel olanı tümüyle geride bırakan modernizmin hakim olduğu bir dünyada Barzani, bin yıl öncesinin bakış açısı ve yöntemleriyle Kürdistan Devleti’ni kurmak istiyordu, ki bu imkansızdı. Bu yüzden Mustafa Barzani’nin hayatı askeri yenilgilerle doludur.

Sovyetler Birliği gizli servisinde önemli bir yere sahip olan Pavel Sudoplatov, Özel Görevler – Sovyet İstihbarat şefinin Anıları adlı kitabında bu ülkede sürgünde bulunduğu dönemde Mustafa Barzani’yle yaptığı görüşmelere, Kürdistan konusunda kişisel görüşlerine ve yine bu konuda devletin üst düzeyinde alınan kararlarla ilgili önemli bilgilere yer vermektedir. Pavel Sudoplatov’un verdiği bilgiler arasında Mustafa Barzani’nin dünya görüşü ve siyaset tarzı hakkında bize fikir verecek oldukça çarpıcı şu anekdot da yer almaktadır:

“Barzani beni kurmaylarıyla tanışmam için davet etmişti. Otuz kişinin esas duruşta beklediği bir odaya girdim. Bizi görür görmez hep birlikte dizlerinin üzerine çökerek Barzani’ye doğru emeklemeye ve elbiselerinin eteğine ve çizmelerine dokunup öpmek için müsaade istemeye başladılar. Demokratik Kürdistan’a ilişkin tüm hayallerim o anda yok olup gidecekti. (Pavel Sudoplatov; Özel Görevler, İstenmedik Bir Tanığın, Bir Sovyet İstihbarat Şefinin Anıları; Ayrıntı Yayınları; sh. 290)

24 Kasım 2016