PARÇALANMIŞ MİLLET-ÜLKE ve BU DURUMUN İÇSELLEŞTİRİLMESİ (1)

902

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Parçalanmış millet-ülke deyince akla Kürtler ve Kürdistan gelir. Son dört yüzyıl içinde Kürt demografia ve coğrafyası üç defa bölünmeye maruz kaldı: Kasrı Şirin Antlaşması’yla (1639) Osmanlı ve İran İmparatorluğu arasında; Türkmençay Antlaşması’yla (1828) İran Kürdistan’ı bu devletle Rusya arasında; Lozan Antlaşması’yla (1923) Osmanlı Kürdistan’ı, yeni kurulan Türkiye, Irak ve Suriye devleti arasında…

Parçalanmış millet-ülkelerde kolonyalizme karşı mücadele iki boyutludur: milleti ve ülkesi parçalanarak başka milletlerin hegemonyası altında yaşamaya mahkum edilmiş bir millet bir yanda parçalarda mücadele ederken, bir yandan da millet-ülke bütünlüğünü yeniden tesis etmek için diğer parçalarla dayanışma içinde olur. Başka bir deyişle parça-bütün arasında diyalektik ilişkiyi gözeten bir mücadele şekli söz konusudur.

Parçalanmış millet-ülkelerin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlike parçaların ya da bunlardan birinin onları bölen sınırları içselleştirmesi ve parça bütün ilişkisini bir tarafa bırakarak diğer parçalardan bağımsız bir gelecek arayışı içine girmesidir, ki bu o millet-ülkenin kalıcı olarak bölünmesine neden olur.

Bir millet-ülkeyi bölüşen devletlerin en büyük çabası parçaları temsil eden siyasi güçleri ve aydınları, parcacı bir bakış açısına ikna etmektir. Daha doğrusu parçaların, mensubu olduğu millet-ülke yerine, hakimiyeti altında bulunduğu millet-devlet bünyesinde kendisine bir gelecek aramasını sağlamak…

Türk devletinin telkiniyle PKK-HDP’nin Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü “Türkiyelileşme” kampanyası bunun somut bir örneğini oluşturmaktadır. “Türkiyelileşme”nin amacı, TC hakimiyeti altında bulunan Kürtleri, Kürdistan (ve Kürtlük) idealinden vazgeçirmek ve geleceğini Türkiye Devleti ve Türk milli bütünlüğü içinde düşünmeye “ikna” etmekti.

Kürt milliyetçiliğinden bu sapmanın tarihi PKK-HDP’den çok önceye, Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin (PDK) kuruluşuna kadar gider.
1958’de Irak’ta iktidarı ele geçiren askeri cunta, yürürlüğe koyduğu yeni anayasayla Kürtlerin milli varlığını tanır ve Irak Devleti’nin bütünlüğü içinde Kürdistan meselesini çözmek için o sırada Kürt milli hareketinin önde gelen bir şahsiyeti olan ve oniki yıldan beri Rusya’da sürgün hayatı yaşayan Mustafa Barzani’yi geri dönmesi için davet eder. Irak Cumhurbaşkanı Kasım’ın bu davetine icabet eden Barzani, gelip Bağdat’a yerleşir. Askeri darbeden iki yıl sonra (15 Ocak 1960) da Mustafa Barzani ve İbrahim Ahmed, Birleşik Kürdistan Demokratik Partisi adıyla bir parti kurma başvurusunda bulunur. Başvuru dilekçesinde 15 kişinin imzası vardı. Parti tüzüğü ve programı başvuru dilekçesine ekliydi. İbrahim Ahmed, başvurunun sonucunu öğrenmek için ay sonunda bakanlığa gittiğinde yetkili kendisine, tüzük ve programda birtakım değişiklerle talebin kabul edildiği bildirir. Değişiklikleri bizzat Başkan Kasım tarafından yapılmıştı. Kasım parti programını adeta silbaştan yazmıştı. Parti Tüzük ve Programında yapılan değişikliklerin başında, partinin adı yer alıyordu. Birleşik Kürdistan Demokratik Partisi adının yerini Irak Kürdistan Demokrat Partisi almıştı. 

İbrahim Ahmed’in kişisel çabasına rağmen tüzük ve programda yapılan bu değişiklik kurucular tarafından kabul edilir.

Kürt milliyetçiliğinde ilk ideolojik kırılmaydı bu. Bu ideolojik kırılma Mustafa Barzani’nin bir yıl sonra başlattığı silahlı hareketle ete kemiğe bürünecekti.

23 Kasım 2016