Ortadoğu Cehennemi ve Kürtler

808

Fırat Behrewan

Ortadoğu, eskiden beri verimli topraklara sahip olduğundan ötürü sayısız uygarlığa, kültüre, inanca beşiklik yapmış bir coğrafyadır. Ve tabiî ki bu özelliği kaçınılmaz olarak akınlara uğramasına ve uzun zaman süren savaşlara da ‘gerekçe’ oluşturmuştur.

Bu topraklarda, nice uygarlıklar istilalar, barbar akınları, savaş, vs. nedenlerden ötürü günümüze ulaşmadan tarihin kuyusunda kaybolup gitmiştir. Ortadoğu’nun ortasında bulunan Kürdistan, beşbin yıldır istilaya uğrayan bir bölgedir. Kürt halkı bu coğrafyada nice uygarlıklar kurmuş, savaşlar vermiş, kıyımlara uğramış, barışlar imzalamış, ama sonuçta bugüne varmıştır.

Bu acılı ve epik tarih serüveninde o denli alt-üst oluşlara rağmen yaşadığı toprakları genel ekseriyeti itibarıyla hiç kaybetmeyen bir halktır, Kürtler. Bütün bu istilalarda kimi zaman kaybetseler bile, dağlara çekilerek bu saldırıları uzun vadede tekrar püskürtmüşlerdir ve beş binyıldır bu yaşam ve varolma mücadelesini günümüze taşımayı başarmış otokton bir halktır. Bir halk olarak yaşama arzusunu tarihin kalbine soğuk bir mühür gibi basmıştır.

Nuri Dersimî;

“Uzun tarihimiz boyunca birçok ırklar, milletler ve devletler Kürdü öldürmeye çalışmışlar, onu hayat hakkından mahrum etmeğe azmetmişler, fakat muvaffak olamamışlardır. Doğudan, batıdan, güneyden ve kuzeyden gelen cihangir akınları, Kürt dağlarının eteklerinde kırılmış, Kürt azmi karşısında parçalanmıştır. Biz, ölmek istemeyen bir milletiz. Kürt, yaşamaya karar vermiştir ve yaşayacaktır” diyor.

Evet, Kürdün toprağı daima istilaya uğramıştır, birileri onu tarihten silmek istemiştir. Bu durum şu an bile devam etmekte, fakat Kürtler bunca zamandır topraklarından ödün vermemişlerdir. Bırakmak zorunda kaldıkları topraklarını bile sonradan toparlanarak Kürtlerin toprakla güçlü bir tarihsel bağı var. Beşbin yıldır Kürdistan sınırları ne ise bugünde aşağı yukarı aynıdır.

Tüm bunların ışığında yine de nice kıyımların, savaşın, istilanın şiddetine rağmen Kürt tarihinde hiçbir halka, dine, mezhebe karşı bir nefret algısı gelişmemiş olması da dikkate değerdir. Aksine bütün azınlıklara tarih boyunca şefkatle bakmışlardır. Şöyle bir dize durumu açıklamaya yeterlidir; “vahşeti en çok biz bildiğimiz için şefkati de en çok biz bileceğiz.”

Selahatin Eyubî; “ey iman edenler, bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin” Halklar cehennemine çevrilen bu bölgede halen bu ahlakı temsil eden de yine biz Kürtleriz. Bu insanlığın bir kazanımıdır da. Günümüz Kürt partileri birbirleriyle sorunlu veya çatışkılıysa bile diğer halklara ve mezheplere karşı şaşılacak derecede bir kabule ve kapsayıcılığa sahiptir.

Bugün Kürdistan’ın tüm parçalarında bunun örneklerini görebiliyoruz.

Kürdistan’daki bu refleks asla tesadüf değildir. Bunlar, Kürdistan’daki hoşgörü kültürün meyveleridir. Ortadoğu yeniden dizayn edilirken Kürtler tarihte oynadıkları rolün benzerini bugün de ircaa ediyorlar. Laik yaşayışları, savaş etiği, azınlıklara yaklaşım konusundaki hassas ilgileri vs ile gözdolduran bir toplumsal duruşumuz var.

Bunca barbarlığın orta yerinde insan kalmanın anıtsal duruşu, bizimkisi…

Beşbin yıldır kaybetmediğimiz bu toprakları bugün de kaybetmeyeceğimiz bellidir.

Kürdistan yine insanlığın önemli değerlerini barındıran bir coğrafya olduğunu kanıtladı. Barbarlığa karşı uygarlığın değerlerini taşıyan bir ülke ve milletiz. Bölgedeki tüm mazlum halkların ve modern dünya insanlığının iftihar kaynaklarından biriyiz. Bu bizim en önemli başarımızdır. Ortadoğu cehenneminde aydınlığa açılan bir kapıdır Kürdistan. Bölge gericiliği bu yüzden kaybediyor. Biz aydınlığı temsil ediyorken, onlar karanlığa mahkûm oluyor.

Bu yüzden kaybetmeyeceğiz… Ne topraklarımızı, ne de insanlığımızı….