ÖRGÜT VE TOPLUM-1

834

Abdullah Saydın

Kürdistan’da 1938 DERSİM serihıldanından sonra ”ölü toprağı serildi 1970’ li yıllara kadar hiçbir siyasi faaliyet ve karşı duruş gerçekleşmedi” tespiti kasıtlı ve son derece kötü bir çarpıtmadır.Bu tespit doğru ise halen canlı tanığı ve sanığı olan Sivas kampı-49 ‘lar davasını nasıl değerlendirecekler merak ediyorum. Halbuki esas olarak ‘FİRARE SEYİD AN U BERAZA’ ların 1940 ‘lı yıllara kadar devam eden serhıldanı henüz yeterince irdelenmemiş ve tarihimizde olması gereken saygın bir yere yerleştirilmemiştir.

Kürdistan’da en belirgin sosyolojik değişimler 1968 toplumsal dalgalanmaların Kürdistan’daki etkileri ile birlikte ortaya çıkar dolayısıyla konuyu bu yönü ile irdelemekte yarar var.
Üniversite gençliğinin Türk Devleti metropollerinde başlattıkları eylemlere karşı arka arkaya devreye girecek planlar çerçevesinde ABD’ nin plan ve istihbari desteği ile tedbirler Sovyet bloğuna yönelik içerden ve dışarıdan koordineli alınıyordu.

Dönemin unutmadığımız olayları Coplu Furukoların kampüslerde boy göstermesi ile kahvehane sohbetlerine mal olan ”Sallandıracaksın birkaç kişiyi bak bakalım bir daha sesleri çıkar mı” yaygın sözleridir.

KDP’nin sınır bölgelerindeki ‘kaçakçılık” faaliyetlerini meslek edinmiş Kürd halkına aşiretsel anlamda sirayet eden milli şuur giderek medreselerde ve aydınlar arasında yaygınlaşıyordu. Bunun metropollerdeki dönemin Kürd öğrenci gençlikle buluşmasının en belirgin örneği Dr. Şıvan (Sait Kırmızıtoprak) hareketidir.

Türk Devleti MİT faaliyetleri çerçevesinde T-KDP ‘nin Genel Sekreteri Faik Bucak’ ı bir suikastla öldürdükten sonra yerine geçen Sait Elçiyi himaye ilişkisi içinde temasta olduğu Irak KDP sı ve Barzanilerin nezdindeki ilişkileri ile de Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşlarını birlikte Zaxo’ daki kamplarında öldürülmeleri yükselmekte olan KUKM ‘ni önlemeye yetmedi. Genel anlamda siyasi faaliyetler Daha da genişlemiş ancak asıl önemli şahsiyetlerini kaybetmişti.

Türk Metropollerinde silahsız-külahsız gençleri karşılarında bulan Türk Devleti söylendiği gibi birkaçını sallandırdı, öldürdü ya da 12 Mart zindanlarında hapsetti.

Kürdistan’da Milli Kurtuluş mücadelesi asıl sol ve sosyalist söylemi ile bir kaç parça halinde Diyarbakır Zindanından sonra bu gençlik tarafından ilk örgütlülüğünü DDKO olarak başlayan DDKD-Rızgari-Kawa-PSK-Kuk- ve PKK olarak 1970’ li yıllara damgasını vuracaktı.

Silahlı mücadeleye inanılıyordu, savunuluyordu ancak ortada silah yoktu. Barışçıl yollarla ‘Kürdlere azadi’ savunuluyordu kimden nasıl istenileceği bilinmiyor ve örgütlenemiyordu. Olsaydı ne yazardı? Diyecekseniz bence ondan önce tarihi süreci güzden geçirmekte yarar var. Bu arada Palazlanan ve alan hâkimiyeti mücadelesini sürdüren Parçalı Türk Solu tabanına ve Türk halkına Kürdlerin inkârının teorik tezleri ile meşguldü. Kampüslerde alanlarda Kürdler diye bir millet var mıdır yok mudur tezlerini tartışıyorduk.

Yıllar sonra Kürdistan var mıdır yok mudura başladık. Geçen zaman bizi Kürdistan halkı Kurtuluşu için Ayrı örgütlenme gerekli mi değil mi aşamasına getirmişti ki 12 Eylül Darbesini karşımızda bulmuştuk.
Nokta konmuştu icazetli solu da icazetli sağı da bizlerle birlikte zindanlara tıkmış tartışmalarımıza son vermişlerdi.

Türk Solu sosyalizm ve Sovyet sistemi ile birlikte çökerken geriye Ergenekon’un Akademisyen nezdinde görevli önder ve parti başkanları D. Perinçek – Y. Küçük ve Mihri Belli gibi tiplemeler PKK ile 198o’ li yılların ortalarından itibaren yaklaşmaya başlıyordu. Bunlarla birlikte,  yükselmekte olan PKK konusuna girmeden önce 1970’li yılları ele alacağız.

Devam edecek…

04.02.2016