NAWŞİRWAN MUSTAFA’NIN ARDINDAN!

372

H.Hüseyin Yıldırım

Bir siyasetçi, bir düşün adamı ve bir Péşmerge komutanı olarak Kürdistan’ın Güneyi mücadelesinde önemli rol oynayan Nawşirwan Mustafa, 1944 yılında Süleymaniye’de doğdu ve orada da yaşama veda etti. İlk ve Orta öğretimini Süleymaniye’de tamamladı. 1967 yılında Bağdat Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. Bağdat’ta öğrenci yıllarında “Kürdistan Öğrenciler Birliği“ üyesi ve yönetim kurulu üyeliğini yaptı. Üniversite eğitiminin ardından Kürdistan’a döndü. Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) üye oldu. 1974 yılında Irak-KDP’nin yenilgiyi kabullenip Mustafa Barzani’nin İran’a yerleşmesi üzerine Nawşirwan Mustafa, İbrahim Ahmet, Celal Talabani ve birçok arkadaşıyla YNK’nin kurucuları arasında yerini aldı. YNK’nin her kademesinde görev yaptı. Ayrılıncaya kadar YNK’nin politbüro üyesiydi. 25 Temmuz 2006 tarihinde GORRAN HAREKETİ’nin kuruluşunu ilan ederek YNK ile yolunu ayırdı.

Nawşirwan Mustafa, tecrübelerine dayanarak Kürdistan’ın Güneyi’nde 1992 yılında çağdaş bir anlayışla toplumu ileri taşıyacak milli, demokratik bir proje sundu. 1991 yılındaki Serhıldan Projesi’nden (Raperîn) –ki bu projenin mimarı da kendisiydi- sonra en önemli gelişme bu oldu. Kardeş kavgalarını önlemenin projesiydi bu. Güney’de kardeş kavgasının Kürd toplumuna verdiği zararlar biliniyor. Sunulan proje buna son vermeye yönelikti. Ayrıca Orta Doğu ve çağın geleceğini görerek buna uygun mücadele yöntemini seçti. Bu projenin Kürdleri birleştirerek devletleştireceğine inanıyordu.

Sunduğu proje Irak-KDP ve YNK tarafından kabul görmedi. Oysa bu proje en aşağı Raperîn kadar önemliydi. Proje kabul görülmeyince Nawşirwan Mustafa geri çekildi. Yurtdışına çıktı. Plan projesini yerli yerine oturttu. Ülkeye döndü. Arkadaşlarıyla tartıştı. Ülkeyi çok kötü bir şekilde yöneten kesimlerden kurtarmak için üç ihtimal tartışıldı. 1- Askeri mücadele. 2- Halk isyanı. 3- Sivil siyasetle halkı bilinçlendirip iktidarı demokratik yollarla almak. Tartışmalar sonucu üçüncü şık kabul gördü ki Nawşirwan Mustafa’nın savunduğu da buydu. Bunu arkadaşlarına kabul ettirdi. Bu projeye uygun olarak örgütlendi ve büyük bir mesafe alındı. Girdikleri her iki seçimde de halkın %30’nun desteğini alarak Parlamento’ya girmeyi başardılar. Fakat bu olumlu gelişmeye iktidarda olanların tahammülü yoktu. Askeri güçleri sokağa çıkarıp militarist güç tehditi yapıldı ve Parlamento’nun kapısına kilit vuruldu. Nawşirwan Mustafa dahil GORRAN HAREKETİ kadrolarının Başkent Hewler’e girişi yasaklandı. Hatta Nawşirwan Mustafa hakkında „vatana ihanetten“ tutuklama kararı çıkartıldı.

Nawşirwan Mustafa yılmadı. Mücadelesini demokratik kurallar çerçevesinde sürdürdü. 73 yılık ömründe kimseye nasip olmayan bir miras yarattı. Siyasi bir önder olarak tarihe ismini yazdırdı. Siyasi öngörüleriyle topluma yön veren biri oldu. Kürd milletinin yetiştirdiği ender siyasi kişilerden biri olarak kabul gördü. Ömrünü Kürd milletinin kurtuluşuna adayan biri oldu. Askeri bir dehaydı. Aydın bir insandı. Araştırmacıydı. Tarihçi ve edabiyatçıydı. İyi bir kalemdi. Çok yönlü bir kişiydi.

Bu güzel niteliklerinden dolayı yaşamını yittirdiğinde Kürd milletinin ezici çoğunluğu tarafından sahiplendi. Cenazesine katılım, basın ve yayın alanandaki sahipleniş bunu gösterdi.

Yaşam felsefesiyle birçok düşman kazandığı gibi milyonların gönlünde taht kurabilen bir şahsiyetti. Arkasından güçlü bir miras bıraktı. Kürd milleti onun arkasından bıraktığı bu zengin mirası rehber alacaktır. Onun eserini zafere dönüştürecektir.

Nawşirwan Mustafa, Kürdistan’ın tüm temel sorunlarına, siyasi, ekonomik, Pêşmerge, asayış, istihbarat, maliye, parlamento, özgürlükler, üniversiteler, siyasal partiler, anayasa, Kerkük ve diğer işgal altındaki bölgelere ilişkin, diğer Kürdistan siyasi güçler ve komşu devletlerle ilişkiler meselesine kadar tüm sorunlar hakkında fikir üretti. GORRAN HAREKETİ’nin programatik düşüncelerini ortaya koydu.

Kürd milli anayasasının kabulünü istiyordu.

Milli bir siyasetin oluşmasını istiyordu.

Kürd milli birliğini savunuyordu.

Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürd politik güçleri ile milli çıkarlar temelinde bir ilişki istiyordu.

Sömürgeci devletlerle milli çıkarlara dayanmayan ilişkilerin reddedilmesini savnuyordu.

Ülkede herkesin yasalar karşısında eşit olmasını istiyordu.

Hak, hukuk, adalet istiyordu.

Şeffaf bir ekonomik politika istiyordu.

Devleti devlet yapan kurumların oluşmasını istiyordu.

Pêşmerge gücünün birleşik modern bir orduya dönüştürülmesini istiyordu.

Milli istihbaratın tekleştirilmesini istiyordu.

Eski ‚cahşlardan’ hesap sorulmalıdır diyordu.

Toprak devrimi gerçekleştirilmelidir diyordu.

Kısacası milli-demokratik devrimin gereklerini savunuyordu.

Tek cümle ile Kürdlerin devletleşmesini istiyordu.

Bu istemlerini ta 1992 yılında yazılı hale getirdi. Hem Celal Talabani’ye, hem Mesud Barzani’ye verdi. Fakat her ikisi bu istemleri reddetti. İstemleri reddedilince Nawşirwan Mustafa, “Kürdistan’ın bu sorunlu koşullarında size bayrak açamam. Yurtdışına gidiyorum. Ne haliniz varsa görün,“ dedi ve Londra’ya yerleşti. Ta ki 1994 yılında YNK-KDP savaşı başlayana kadar. Celal Talabani gidip alıp getirdi. Savaş bitince YNK ile anlaşamayınca tekrar yutrdışına çıktı. Sonra döndü ve GORRAN HAREKETİ’ni kurdu.

Nawşirwan Mustafa gerek uzun süren silahlı ve siyasi mücadelesiyle ve devrimden sonraki siyasi duruşuyla, ortaya koyduğu projesi ve pratikleştirmesiyle kitleler üzerinde büyük bir etki sahibi oldu. Normal koşullarda bir seçim olsaydı başlattığı hareketi %50-60 oranında halktan oy alırdı. Bugün de hala bu potansiyelini koruyor. Fakat ne yazık ki demokratik koşullarda bir seçimin olmadığı bir süreç yaşanıyor.

Kürdistan’da sorunlarının çözülmesi Irak-KDP-YNK arasında bir anlaşmaya bağlıydı ama bir şartla. Bu da, Nawşirwan Mustafa’nın ortaya koyduğu milli-demokratik devrim programının yerine getirilmesiydi. Bu da, hem Irak-KDP ve hem de YNK’yi ele geçirenlerin işine gelmiyordu. Onlar halkı ve milletin çıkarları yerine kişisel, ailesel, aşiretsel, partisel, bölgesel çıkarlarını esas aldılar ve Kürdistan’ı bugün içinde çıkılamayacak sorunlar yığınının yaratılmasının yolunu açtılar.

Nawşirwan ve arkadaşları bunu engellemek için çok çaba sarf ettiler. “İnsanları uyandırmak için benim üzerime ahlaki, vicdani, dini, vatani ve ulusal olarak farz olanı arkadaşlarımla birlikte elimizden geldiği kadar yapmaya çalıştık,” demekteydi Nawşirwan Mustafa!

Nawşirwan Mustafa halk gibi yaşadı. Para, mal ve mülkte gözü olmadı. Yaşamında hırsızlığa, yolsuzluğa adı karışmayan ender insanlardan biri olduğu herkes tarafından kabul görüyor. Daima hak, hukuk ve adaleti savundu.

Temel prensibi şuydu: “Eğer halkımın ve ülkemin yaşamını iyileştirmeyi başaramasam, o zaman onlar gibi yaşarım.“ Bunun gereği gibi de yaşadı. “Fakirin babası“ olarak halk nezdinde kabul gördü. Kürd halkı onu unutmayacaktır.

Tüm çabalarına rağmen her iki parti yönetimini ele geçiren elit tabakanın Kürdistan’ı kötü yönetmelerini engelleyemedi. Fakat halkta büyük bir sempati kazandı.

Her iki partiyi ele geçirenler milyon dolarların sahibi olurken, halk açlığa mahkum edildi. Devrimde her şeyini verenler unutuldu ama sömürgecilerle işbirliği yapanlara rağbet edildi. Ekonomi bunlara teslim edildi ve devlet kademeleri bunlarla dolduruldu.

Halk kutuplaştırıldı. Bu yetmedi ülke Dergele sınır kapısı (KDP-YNK arasındaki sınır kapısıdır) ile ikiye bölündü. Bu koşullarda nasıl devletleşeceğimiz sorunu güncelliğini koruyor. Nawşirwan Mustafa ve partisinin dikkat çektiği bu sorunlardı. Bunu Parlamento’ya taşıdılar. Hesap sorulmaya çalışıldı. Irak-KDP’nin işine gelmeyince “Gücümüz Parlamento ile sınırlı değil,“ deyip militarizmi sokağa taşıdı. Barzani ailesinin bölgedeki hakimiyetinin tek bir sırrı vardır, o da tüm kurumları yasadışı işgal etmek ve herkesin buna mutlak bir şekilde itaat etmesini sağlamaktır. Bunu da daima sırtını dayadığı sömürgeci güçlerle yapmaktadır. 1967’den 1979’a kadar İran Şahı, 1980 tarihinden 1996 yılına kadar İran Molla Rejimi, 1996 yılından Saddam Hüseyin iktidarı ve şimdi de Türkiye ile bunu yapmaktadır. Yapmadığı birşey varsa o da diğer Kürd siyasal güçleriyle milli siyaset temelinde milli birlik kurmaktır.

Bu koşullarda nasıl milli birlik oluşacak, devletleşilecek? Ki Irak-KDP’nin ne milli birlik kurma, ne de devletleşme diye bir hesap kitabı da yoktur. Devletleşmek isteyen milli bir siyaset kurar. Milli birlik kurar. Irak-KDP’nin kaçtığı da budur. Onlar tüm yumurtalarını başta Türkler olmak üzere sömürgecilerin sepetine koymuşlar. Geleceklerini sömürgecilere bağlamışlar. Özelikle de Türklere. Çünkü onlara göre; “Türkler kardeş, dost, stratejik müttefiktirler.“ Kime karşı? Kuşkusuz Kürd milletine karşı.

Nawşirwan Mustafa, Kürdistan’da gelişen olumsuzluğun kaynağını görüyor ve karşı çıkıyordu. Karşı çıkarken popülizmden uzak makul olarak sorunları dile getiriyordu. Demokratik kurallar içinde halkı bilinçlendirip iktidarı almayı politika edinmşti. Birçok çevrenin niye silahlanmıyorsunuz sorusuna, bunun Kürdler arası iç savaşa yol açacağını savunuyordu. Bu işin halk ile demokratik kurallar içinde olmasını yöntem olarak benimsemişti. Bu tutumuyla Nawşirwan Mustafa hukuk çerçevesinde demokratik barışcıl sivil siyasetin mimarı oldu.

Diğer yandan bağımsızlığa giden yolu net olarak çizdi. Irak’ın bir parçasıyız. Çıkarımız Irak ile anlaşıp hakkımızı almaktır ki çoğunu almışız. Bundan sonra bunu korumak ve milli kurumlarımızı oluşturmaktır. Devleti devlet yapan kurumları oluşturup bağımsızlığa gitmektir. Irak yerine Türkiye tercih edilirse bağımsızlığa gidilemez diyordu. Bu konuda Irak ile anlaşabiliriz ama Türkiye ile anlaşamayız diyordu.

Nawşirwan Mustafa’nın bu realist yaklaşımı “Irakçı“ olarak lanse edildi. Oysa Bağdat’ta Kürd milli çıkarlarının en katıksız savunucuları GORRAN HAREKETİ parlamenterleriydi. Bunun en somut örneği Kerkük’te Kürdistan bağrağının göndere çekilmesi ile Irak Parlamentosu’nun “Kürd bayrağı derhal indirilmelidir“ kararına karşın GORRAN HAREKETİ parlamenterleri “Kerkük’te Kürdistan bayrağı değil, Irak bayrağı indirilmelidir,“ diye karşılık vermesidir.

Bunun ötesi herkesin “Irak’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi,“ dediği bir süreçte “Newşirwan Mustafa 1980’lerin başında Fransız Le Monde gazetesine verdiği bir söyleşide Irak’ın Sünni Arap, Şii Arap ve Kürdler arasında bölünmesi gerektiğini gündeme getirdi. O dönem Newşirwan Mustafa Irak, Suriye ve İran devletleri ve muhalifleri olan güçleri dahil bir dizi çevrenin saldırısına uğradı. Hatta İran devleti YNK delegasyonuyla yaptığı görüşmede Newşirwan’ın açıklamasını gündeme getirdi. Mam Celal Newşirwan’a karşı yapılan saldırılara cevaben bir kitap yazdı. “Bağımsız Kürdistan her Kürdün rüyasıdır” söylemlerinin gündemde olduğu dönemlerde Newşirwan yaptığı bir açıklamada “Bağımsız Kürdistan benim için rüya değil, amaçtır. Rüyalar gerçekleşmez, amaç ise uğruna mücadele edilerek gerçekleşir” diyordu.“ (Aso Zagrosi)

Irak-KDP ne yaptı? Bunun tam tersini yaptı. Önceleri ilegal olarak petrolü Türkiye’ye taşıdı. Sonra bunu resmileştirdi. Bunun üzerine Irak hükümeti Kürdistan’a ayrılan %17’lık payı kıstı. Bu Irak-KDP’nin umurunda değildi. Nihayet Türkiye ile yaptığı ticaret onlar için daha karlıydı. Kimse kontrol edemezdi. Ama Irak’tan gelen %17’lik pay belliydi. Kontrol edilebiliyordu. Irak-KDP her ne kadar kurduğu ara istasyonlarla bu paydan kırpsa da nihayet gelen para belliydi ve yasal takibi mümkündü. Fakat Türkiye ile yapılan ticaret kontrol dışıydı. Sadece Barzani ailesi biliyordu. Onlar da çalıp çırpıyordu.

Nawşirwan Mustafa ve Partisi buna karşı çıkıyordu. Bunun soruşturulması için Parlamento bünyesinde komisyon kuruldu. Neçirvan Barzani, Qubat Talabani ve ekonomiden sorumlu kişiler komisyon karşısına çağrıldı. Kimse gitmedi. İş sertleşince Mesud Barzani’nin emriyle Parlamento kapısına kilit vuruldu. Parlamento başkanı başta olmak üzere GORRAN HAREKETİ milletvekilleri Hewler’e sokulmadı. Bunlar yetmiyorçasına Nawşirwan Mustafa hakkında „vatana ihanetten“ tutuklama kararı çıkarıldı.

Bu koşullarda milli birlik nasıl oluşacak? Nasıl bağımsızlık ilan edilecek? Kiminle bağımsızlık ilan edilecek? Seçimde toplumun %30 oyunu alan bir parti dışlanarak mı bağımsızlık ilan edilecek? Ki GORRAN HAREKETİ ile islami partiler ve YNK’nin önemli bir kesimi dışlanarak bağımsızlık ilan edilebilinir mi? Edemezler. Irak-KDP’nin türibinlere oynamasına bakmayın.

Sonuç olarak Nawşirwan Mustafa Kürdistan kazanımlarının mimarlarından biridir. Vefatı vesilesiyle Süleymaniye Eyalet Meslisi 3 Gün Yas İlan etti. Bu, bir vefa borcudur. Büyük milli kahramanımıza saygının gereğidir. Irak-KDP’nin Merkez Komite düzeyinde cenaze törenine katılması ve sonra Neçirvan Barzani ve Fadıl Miran’nın içinde olduğu bir Irak-KDP heyetinin baş sağlığı için Süleymaniye’ye gitmesi, Nawşirwan Mustafa’nın mezarına çiçek bırakmaları ve olumlu mesajlar vermeleri önemlidir. Keşke Mesud Barzani Ürdün seyahatini erteleseydi, cenaze merasimine katılsaydı. Hewler Hükümeti bir günlük de olsa ulusal yas ilan edip bayrakları yarıya indirseydi. Bu tür günler milli birliğin pekiştirilmesinin ve milleti inşa etmenin, devletleşmeye gitmenin vesileleridir.

Bu fırsat henüz kaçırılmış değildir. Mevcut siyasal güçler Kürd milletinin içinden geçtiği ve sonsuz fırsatlar sunduğu bu tarihsel koşulların kendilerine yüklediği tarihsel sorumluluklarının gereğini yerine getirmeyi politika edinip, buna uygun davranırlarsa Kürd milletini bağımsızlığa taşıyabilirler. Kürd milleti ve dostlarının istemi budur. Umalım ve temeni edelim siyasi yapılarımız bunun gereğini yapsınlar.

Nawşirwan Mustafa’nın istemi de buydu. Umarım Kürd siyasal güçleri sorumluluklarının bilincinde olur ve Kürd milletini bağımsızlığa ulaştırır ve Nawşirwan Mustafa’nın ruhunu şad ederler.

Birçok çevrenin kıymet biçtiği Nawşirwan Mustafa’ın değerini sağken Kürdler ne kadar kavradı bir tarafa, bırakalım ve umalım bundan sonra Onun yarattığı engin miras devralınır, gereği yapılır ve ruhu şad edilir.

Bu vesileyle yeniden Nawşirwan Mustafa’nın hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Kürd milletinin Onun bıraktığı mirası daha ileriye götürmesi ve Onu mücadelerinde yaşatmasını diliyorum.

Güle güle güzel insan Nawşirwan Mustafa!

Ruhun şad ve toprağın bol olsun!

22 Mayıs 2017