Musul Yarası

689

Brahim Ziravav

İD’den(İslam Devleti) kurtarma operasyonuyla beraber Musul tartışmaları yeniden gündeme geldi. Savaştan çok savaş sonrası Musul’a kimlerin sahip olacağı tartışılyor.

Bir taraftan Irak resmiyette varolan eski sömürgeciliğini yeniden tesis etme çabasıyla  Musul’u fiili olarak topraklarına katmak isterken, diğer taraftan yeni Osmanlı hayali peşindeki TCsömürgecileri  Musul’u işgal  etmek istiyor. İran ise Şii Irak ve milisler üzerinden bölgede emperyal hegemonya peşinde.

Kürdistan’ın kadim toprakları  yeniden “kurtlar sofrası”nda. Peki henüz bağımsız devleti olmayan Kürdistani güçler ne durumda?

Kürdlerin ise haklı tarihi gerekçelerine rağmen Musul’u bir bütün olarak işgalden arındırma ve topraklarına kavuşma  hedefiyle hareket etmediği  veya güç dengeleri  gözönüne alındığında  edemediği görülüyor.

Tarihi haklı gerekçe ve tezlerden ziyade politika güç dengeleri ve kuvvet  üzerinden kurulmaktadır. Kürdistani partiler, güçler dengesinden faydalanma adına parti çıkarlarını  ulusal çıkarlar önüne geçiriyor. Bölgedeki sömürgeci devletler Kürdistani partiler üzerinde hegemonya kuruyor ve politikaları doğrultusunda kullanmaya-yönlendirmeye çalışıyorlar. Kürdistani güçler ise ortak  bağımsız bir ulusal stratejiden yoksun görünüyor.

Musul Kürdistan şehridir.

Kürdistan’ın tarihine ve coğrafik olarak ülkenin doğal sınırlarına bakıldığında çok sayıda kaynak ve belgelerle bunu ispatlamak mümkün. Musul’da dini ve milli anlamda başka etnisiteler de yaşıyor. Mesela Asuriler ve sonradan yerleştirilen Sünni ve Şii Araplar vs nüfus itibariyle istisnalar hariç genelde şehirler kozmopolittir, yani birden fazla etnisite yaşar.  Hele ki Kürdistan gibi medeniyetin kavşağı bir ülkede azınlıkların olmamasını düşünmek abesle iştigaldir.

Her nedense başka ülkelerin herhangi bir kentinde azınlıklar yaşadıklarında bu şehrin o ülkenin sınırları dışında tartışılması düşünülemez. Ortada uluslararası alanda tanınmış siyasi ve hukuki bir Kürdistan devleti olmadığından Kürdistan’ın her karış toprağı tartışılır konumuna düşürülmüştür.

Kürdistan’ın şu ya da bu şehrinde,  yerleşim yerinde azınlıklar olmayacak mı? Olacak. Başka azınlıklar yaşıyor diye bu şehir ya da yerleşim yeri sömürgeci Araplara ve Türklere mi verilecek(!)  Gözönünde bulundurulması gereken, Türklerle Arapların soykırım suçları dururken bunlar hala nasıl Kürdistan topraklarında hak sahibi olma istemini kendinde buluyorlar!

Kürd halkı tarih boyunca egemen olsun ya da olmasın aynı topraklar üzerinde başka halklarla gerçek anlamda birbirinin hak ve özgürlüklerini tanıyarak, saygı duyarak yaşamasını becermiş ender halklardan biri konumunda iken kendi şehrine sahip olamıyor?

Osmanlılar  döneminde bugünkü Irak toprakları idari olarak başlıca üç vilayete bölünmüştü: Basra, Bağdat ve Musul.  Musul vilayeti dendiğinde bugünkü Güney Kürdistan’ın hepsini kapsar. Birinci dünya savaşı ve sonrasında güçler arasındaki müzakere masasında Güney Kürdistan Musul  Vilayeti olarak geçer. Yapılan tartışmalarda ve nüfus bileşiminde Kürdlerin çoğunlukta olduğu tescil edilir. Buna rağmen antlaşmalara göre Kürdistan bölünür ve Musul Vilayeti (Güney Kürdistan) İngiliz manda yönetimine verilir.  Baas politikasıyla Musul’a Araplar yerleştirilir. Coğrafik olarak haritayı önünüze koyun ve bakın. Musul’un üç tarafı Kürd yerleşim yerleri ve kadim yurdudur. Musul şehrine Araplar Güneyden bir yolla, koridor veya bir geçitle bağlanmıştır.  Kürdler Arapların etnik arındırma yaparak koloni biçiminde yerleştirildiği ülkelerinin her hangi bir parçasından vazgeçebilir mi? Bu adaletli bir karar mıdır? Sorun çözüldü mü?

Hayır! Bir sonraki döneme yani bugüne ertelendi.

Peki, Kürdlerle Araplar arasında sınırlar çizilirken, bu arada TC’ye ne oluyor?

Sorun sadece iktidardaki AKP ile sınırlı değil, bir bütün olarak TC ‘nin dünyanın neresinde olursa olsun Kürdlere yönelik geçmişten günümüze devlet politikası sözkonusudur. TC sömürgecilerinin politikası iyi analiz edilmedikçe buna karşı doğru bir mücadele tarzı da geliştirilemez. Bu konuda Güney’deki Kürdistani siyasi partilerin ve önderlerin bu meseleye tam vakıf oldukları konusunda ciddi endişeler taşıyoruz.

TC’nin Irak ve Suriye politikası özünde Kürd ve Kürdistan politikasına endekslidir. Gerisi teferruattır. İç kargaşalığa sürüklenmiş, devlet otoritesinin veya varlığının ortadan kalktığı bu iki devlette Kürdlerin hak sahibi olmamak, bir Kürd oluşumuna ( özerklik, federasyon, ayrı devlet) izin vermemek ve Kürdleri yoketmektir. “Fırat Kalkanı” askeri harekatıyla Batı Kürdistan’ın bir kısmını işgal ederken, Musul operasyonunda yeralarak Güney Kürdistan işgalini başlatmak istiyor. Bunu Erdoğan, Genelkurmay ve TC medyası defalarca dile getirdi.

Erdoğan, “Biz Kuzey Irak istemiyoruz. Kuzey Suriye de istemiyoruz…” Eski Genel Kurmay Başkanı’nın “esas tehlike Kuzey Iraktır. Kürtler tarihlerinde hiçbir zaman elde edemediği pozisyonu elde ettiler. Türkiye’de terör eylemleri olsa da kontrol altındadır…”

Sürecin başına dönecek olursak TC Sünnni Arap ittifakıyla İD projesini organize etti. Güney ve Batı Kürdistan’daki oluşumları ortadan kaldırmak, Kürd soykırımını İD ve diğer İslami faşist cihatçı gruplar eliyle yapmak istedi. Şengal’de bu soykırım girişimi başladı ve kısmen de başardılar. ABD ve Avrupa desteğinde pêşmerge güçleri Şengal’i geri almakla birlikte burada açılan derin yara kapanmadı ve hala kanıyor… İD aynı zamanda Hewlêr ve peşinden Kobane’ye doğru yayıldı. Güney Kürdistan yönetimi TC’den yardım isterken bunu duymazlıktan geldiler. Çünkü  İD’yi Kürdistan’a ve Kürdlere saldırtan TC’nin kendisidir. Bu olayın arkasındaki esas güç TC’dir. O zaman ID’yi yarım ağızla “mağduriyetin tepkisi” biçiminde savunuyorlardı. Eğer bugün TC ısrarla Musul operasyonunda yer almak istiyorsa bunun  görünen ve örtük başka amaçları var: İD ve diğer İslamcı cihatçılar eliyle yapamadığını bizzat kendi askeriyle bölgeyi işgal ederek yapmak. Batı Kürdistan’daki “Fırat Kalkanı” gibi Güney Kürdistanı işgal etmek. Halep – Musul- Kerkük hattını çizmek Güney ve Batı Kürdistan’ı “misak-ı  milli” sınırları içine katmak. Bölgenin zenginliklerine el koymak. Kürd varlığını tümden ortadan kaldırmaktır. Bu arada İslami faşist  milisleri koruyarak, onlara “vefa borcunu”  ödemektir. TC medyasını dikkatlice izleyenler, TC yetkililerinin söylediklerini analiz edenler bu sonuçları açıkça çıkarırlar.

Sömürgecilerin kıskacındaki Kürdler İran ‘ın ördüğü Irak, Suriye ve Şii milislere karşı başını TC’nin çektiği Sünni Arapları içine alan cephe arasındaki çatışmaya dayanan “ince politika”yla bir sonuç alacaklarını düşünüyorlarsa, Kürdistan ve Kürdler sözkonusu olduğunda bu iki düşman ortak paydada anlaştıklarında ne yapacaklar? TC Osmanlıdan günümüze girdiği her yerden  ancak savaşla çıkarılmıştır. Mevcut durumda dünya güçleri TC ile savaşı göze alır mı? Kürdler ise tek başına bütün sömürgeci güçleri  yenilgiye uğratacak güce sahip değil.

O zaman Türk sömürgeci askerleri Güney Kürdistan’dan nasıl çıkarılacak?

ABD’nin önderliğinde uluslararası koalisyonun Güney Kürdistan yönetimi ile başlattığı Musul harekâtı her halükarda Kürdlere kazandıracaktır. Kürd pêşmerge güçleri  bu insanlık düşmanı İslamcı faşistlere karşı savaşmakla doğru cephedeler.  İslamcı faşistlerin sonu yaklaşıyor. İD işgalinden kurtarılmasıyla Musul yarası kapanmayacak. Yeni bir süreç başlayacak…