Musul Savaşı ve Kürtleri Bekleyen Tehlike

1020

Haci Artos

Kürtler için Irak`taki Şii Milisler, IŞİD kadar tehlikelidir. IŞİD`in finansörleri ve rejisörleri olan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar; Şii milislerin finansörleri İran ve Irak’tır. Bunlar kendi aralarındaki çelişkileri Ortadoğu`nun her alanına bulaştırıyorlar. Bu durum mezhep savaşını körüklediği için, Musul`un kurtarılmasından sonra bile sorunlar bitmeyecektir.

Pêşmerge’nin Musul savaşına katılmasının Kürtler açısından yararı ve zararını artık tartışmanın bir yararı yok. IŞİD`in birkaç yıl daha Musul`da kalması Kürtler açısından politik askeri dengelerin kendi lehlerine işlemesine yönünde avantaj sağlayabilirdi. Çünkü Güney ve Rojava Kürtleri IŞİD`e karşı savaşta hem Dünya`nın güvenini ve desteğini aldılar, hem de Kürdistan`ın Arap işgali altındaki topraklarını yeniden ele geçirdiler.

IŞİD yaşadığı sürece bütün Dünya için bir tehlikedir ve bu canavarla savaşta bütün Dünya Kürtlere muhtaçtır. Kürtler bu durumu şimdiye kadar iyi değerlendirdiler. Başkalarının aksine ben IŞİD ve El Kaide veya Şii örgütlerinin kısa sürede kolay kolay biteceklerine inanmıyorum. Bölge devletleri` (Türkiye, İran ve Arap devletleri) nin kendi aralarındaki çelişkileri ve Kürt düşmanlıkları yüzünden bu örgütlere destek vermeye devam edecekler.

Musul sonrası Güney Kürdistan`in bağımsızlığı ve Rojava`nın Federasyon sorunu nasıl bir çözüme kavuşturulacak?

Bu sorunun son derece karmaşık bir yanıtı var aslında.

Kürdistan`ın bağımsızlığını engellemek için İran ve Türkiye bugüne kadar sürdürdükleri düşmanca faaliyetlerini başka kılıflar altında sürdüreceklerdir. İran, Şii milisleri Kürdistan`a saldırtacaktır. Türkiye, Sünni örgütleri (IŞİD, El Nusra v.s) Kürdistan`a saldırttı. IŞİD ve El Nusra bitse bile Kürtlere karşı yeni bir örgütlemeye gireceklerdir. Tayip Erdoğan`ın son olarak „Misak-ı Milli sınırları ve Kerkük-Musul bizimdi“ açıklaması, Başika`da ve Rojava`da niçin askeri güç bulundurduğuna açıklık getirmiş oldu.

1926 Ankara antlaşmasıyla Ninowa (Musul) kentini İngiliz manda devletine bırakan TC, bugün yeniden bu Kürt şehri üzerinde hak iddia etmektedir. O dönem nüfusun % 60`i Kürt iken, bugün 3`e 1`i Kürttür. Musul operasyonundan sonra Pêşmerge’nin Güney Kürdistan`da işgal edilmiş bütün Kürdistan toprakları kurtarması güçlü bir olasılıktır. En kötü ihtimalle Musul şehrinin yönetiminde Kürtlerin söz sahibi olması söz konusudur. Bu, Türkiye`yi korkutan ve uykularını kaçıran bir durumdur.

Bu yüzden her taraftan Kürtlere saldırıyor.

ISID`in Musul`u almasında en büyük desteği Türkiye verdi. IŞİD`in Kobani`ye saldırmasında en büyük desteği yine Türkiye verdi. 21. 10 2016`da yine IŞİD`in Kerkük`e saldırmasında en büyük desteği tekrar Türkiye verdi.

İkinci bir Musul yaratılmak istendi.

Türkiye sarhoş şoför gibi bariyerlere çarparak uçuruma doğru yol alıyor. Bu durum Kürtlere büyük avantajlar sağlayacaktır.

Türkiye`nin Musul operasyonunda yer almak istemesinin altında nedenler;

  1. Peşmerge’nin, işgal altındaki Kürdistan topraklarını kurtarmasını engellemek ve bağımsızlığa giden yolu kapatmak için IŞİD`e destek vermesi.
  2. Musul`u hala kendi şehri olarak görme ve savaştan sonra masada pay almak istemesi.
  3. Güney Kürdistan`da kendi isteği dışında bir devletleşme olursa bile, orayı sürekli gözetim altında tutmak ve öbür halkları Kürtlere karşı kışkırtmak.

Pêşmerge Musul oparasyonu`na girmeden, Irak devleti ve koalisyon güçleri ile nasıl bir antlaşma yaptı ve garantörlük aldı bilemiyoruz. Musul savaşından sonra Pêşmerge’nin kurtardığı Kürdistan topraklarından çekilmemesi, Bağımsız mı ya da Konfederal bir devlet mi olacağı garantisi nedir bilemiyoruz.

Mustafa Barzani`nin 1975`lerde ABD tarafından yüzüstü bırakılması hala belleğimizdeyken, Kürtlerin bu garantörlüğe ne kadar güvenebildiklerini zaman gösterecek.

Operasyon sonrası süreç için tahminde bulunmak, bu yönde kuşkusu olanları yanıltabilir. Bekleyip görmek lazım. Ancak Şii Milisleri ve Irak ordusunu Kürdistan sınırlarından geçmesine izin vermek, savaş sonrası Kürtler için büyük bir tehdit oluşturabilir.

24.10.2016