Musul Ey Musul!

1923

M.MAMAŞ

Tıpkı İsrail halkının ikibin yıllık yurtlanma ve devletleşme sancısıyla ‘Kudüs ey Kudüs’ diye haykırdığı gibi, tıpkı bu dinmeyen özlemlerinin vuslata ereceği o kuruluş arifesindeki savaşları misali yaşadıkları o derin belirsizleri ve heyecanları gibi, biz Kürtler de, ‘Musul ey Musul’ çığlığımızla yazgımızın değişeceği o tarihsel sınırımıza akınla akmaktayız.

Ve yine İsrail’in kuruluş oylamasının yapılacağı BM kurulundaki o mutlak sessizlik anında, o kadının İbranice çığlık atarak; “Tanrım kurtar bizi” diye sesinden koptuğu an gibi, birgün, Êzdî bir kadının da BM salonunda böyle Kürtçe haykırışını duyacağımız Kürdistan devletinin ilan edildiği günü beklemenin umudu ve lirik sızısı bizdeki, şimdi, hem de Musul kapılarında…

‘Musul ey Musul’ dediysek boşuna değil bu. ‘Kudüs ey Kudüs’ün boşuna olmadığı gibi. Kudüs, tarih boyunca İsraililerin trajik kaderinin sebebi ve sonucuydu. Bugün dahi Telaviv’den ziyade İsrail devleti aslında Kudüs demektir. Musul da Kürtler için böyledir, tarihte ve şimdi!

Kürdistan Musul’dur…

Sümerlerden, Akadlardan, Asurdan, Babil’den beri Kürdistan Musul’dur. Osmanlı döneminde de Musul’dur. Kürtler ve ataları Musul’a sahip olmadan toprakları üzerinde tam iktidar sağlayamamışlardır. Musul, bizi güney kavimleri ve devletlerinden ayıran nirengi noktasıdır.

Bilincinde olalım ya da olmayalım, halkların tarihsel bazı içgüdüleri vardır ki bugün Kürdistan kuvvetlerinin Musul’a dayanmasında bunu hissetmek mümkün. IŞİD barbarlığından çıktıktan sonra Kürdistan milli kurtuluşçularının Musul olmadan Kürdistan devletleşmesinin akim kalacağını anlayacaklarına inanıyorum. Hem tarihsel içgüdü hem de siyasi realite bizi bu noktaya ikna edecektir.

Kürtler, IŞİD’ten sonra Musul’un Hewlêr’den daha “önemli” olduğunu yaşayarak öğreneceklerdir.

Dolayısıyla buradan baktığımız zaman bazı iptal olmuş Kürt aydın ve siyasetçilerinin ve beslendikleri egemen Türk ulusçu püskürtmeli aklın ‘Musul’un Kürt şehri olmadığı, demografyasının değiştiği, alsak başımıza bela olur’ tarzı yaklaşımlarının kıymeti harbiyesi yoktur.

Bu statükocu kesim işgalcinin aklıyla düşünmektedir.

Bir defa ülkeler ve uluslar nüfusu değil, tarihsel topraklarını esas alırlar. Velev ki oradaki demografik yapıyla oynanmışsa bile bunu suç addederler. Topraklarını alırlar ama orda yaşayan ve yaşamak isteyen her halkın ve aidiyetin tüm uygar haklarını kullanmalarına da izin verirler.

ABD ilk kurulduğunda Anayasasında sınırları belirtilmemiştir. Ne zaman ki bazı güney eyaletlerini de aldı, işte o zaman bugünkü sınırlarını ilan etti. Daha şimdiden Musul’un Kürdistanlığını tartıştıranlar, bilerek ya da bilmeyerek işgalcilerin aklına uymakta, onu geliştirmektedirler.

Bugün askeri güç dengeleri anlamında Musul merkez Kürdistan kuvvetlerinin denetimine geçmeyebilir. Şartlar buna izin vermiyor olabilir, ancak bu tarihsel haktan ve gerçeklikten yana ısrar edilmelidir. Aldığımız yer Kürdistan, alamadığımız yer Arabistan mantığı kabul edilemez. Sömürgecilerin aklıyla kendi ülkemizi tanımlayamayız. Eldeki kazanımlarımız için geçici tavizler verilmesi anlaşılır olsa da Musul’un Kürdistan kimliğini tartışmak Kürtler açısından en azından bedbahtlıktır!

Öyle görünüyor ki belli bir süre ve yeni denklemlerin kurulmasına dek Musul kenti Merkezi Irak yönetiminin egemenliğine geçecek. Yani bir işgalciden diğer işgalciye! Bunu zafer alarak telakki edemem, ama zafer için soluk biriktirme anlamına gelebilir.

Musul operasyonunun komutası halihazırda Bağdat’tadır. ABD özellikle Bağdat’ı merkez göstermektedir. Kürtleri buna mecbur bıraktı. Pêşmerge kuvvetlerinin Musul’a girmeyeceği de net olarak belirtilmektedir. Bu durumda Musul’u sömürgecimiz olan Irak “kurtarmaktadır”. Bize vermeyeceği ise dünden bellidir. Kürtler bu “kurtarmayı” zafer gibi görüyoruz. Oysa gerçek şudur: “Kurtarıldıktan” sonra bir daha ‘kurtarmak’ gerektiği! Halepçe sonrası Saddam’dan kaçarken TC’ye sığınırkenki o mahşeri günlerde kendini Hezil suyuna atarak intihar eden pêşmergenin söylediği gibi: “Kötüler arasında tercih yaptıran dünyaya lanet olsun!” Biz Kürtlerin durumu budur. Ama vebadan kurtulurken koleraya yakalanmayı ‘zafer’ olarak görmek de Kürdistan enteligantsiyasının işi olmamalıdır.

Ben bu yüzden artık Musul Hewlêr’den daha “mühim” diyorum. Kürtlerin kaderi, bağımsızlığın kaderi veya nabzı Musul’da atacaktır.  Musul aynı zamanda Arap milliyetçiliğinin de merkezidir. Baasçılığın merkezidir. Burada mezhep savaşı ihtimali yerine, Şii ve Sünni Arapların Kürtlere karşı birleşme ihtimalini daha olası görüyorum.

Bu durumda Musul Kudüs’e dönüşebilir.

Kürdistan başka nasıl devlet olabilir. Vazgeçerek mi, ‘Muusul ey Musul’ diyerek mi!

Ben bu noktada o yukarıda bahsettiğim tarihsel içgüdüye inanıyorum.

Keyakser ordularının içgüdüsüne…

Musul’da hayatını kaybeden savaşçılarımızı saygıyla anıyorum. Orada elde silah Kürdistanımızı savunanlara hepimiz minnettarız. Selam olsun yiğitler ordusuna….