“Milli” Olan, olmayan…

1358

M.MAMAŞ

Kuzey Kürdistanlı yazar-çizerlerimizin sıkça kullandığı ve sanki daha öncesinden hiç “Milli” değilmişiz gibi tüm bir mücadele geçmişimizi ‘olağan şüpheliye’ dönüştürdüğü bu kavramsallıkla kime ne anlatılmak istenmektedir.

“Milli olan” nedir gerçekten, böyle folklorik kıvamda servis edilen bu kavramın siyasal özü ve öznesi nedir, kimdir, kim değildir, neye göre O’dur vs!…

Tüm varoluşundan beri “bağımsız birleşik demokratik Kürdistan’ı savunmuş bir politik gelenek veya birey “Milli” midir. Otonomi, federasyon ve ne varsa talebe dair, “milli” midir!

Yoksa “milli” olandan kasıtla Kürde ve ülkesine ait her şey mi denilmek isteniyor.

Yani demem o ki, burada iki noktayı işaretleyelim, “milli olan” derken folklorik alan mı yoksa siyasal alan mı ifade edilmek istenmektedir.

Folklorik alan ise sorun yok, ‘delilo delilo’ der birbirimizi motive ederiz.

Yok eğer siyasal alan ise, burada bir duralım. Evvela kim millidir kim değildir açıkça söylenmelidir. Sonra bu merkez kimdir veya neresidir? Neye göre milli neye göre değiliz. Güç oranına göre mi, siyasal programa göre mi, bir parçaya göre mi, bunlar isim isim ortaya ilan edilmelidir.

Yani özneler ve kriterleri beyan edilsin ve başka özneleşme gerekli midir değil midir net olarak yazılsın. Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık programı dört parçada nerede tekelleştirilecektir. Milli adres neresidir, kısacası?

Kuzey Kürdistan’da bu “millilik” kavramını afaki söylemle dillendirenler açık ki Güney PDK’sini işaret ediyorlar. Sanırım politik ezop da “milli” bir özellik olmaya başladı. İyi hoş diyelim ve bir soru, PDK Güney’in kaçta kaçında iktidardır? YNK, Goran ve diğer partilerimiz “milli” değil mi. Onları nereye atacağız. Başka bir soru daha, Kuzey Kürdistan Kürdistan topraklarının yüzde 65’inden fazlasıdır, burayı nasıl özgürleştireceğiz.

“Milli” dediğimiz PDK’nin Kuzey’deki hiçbir şeye sesini çıkaramadığı ve bu TC’yi götürüp Güneye yerleştirdiği bu denklemde yüzde 65’imize ne olacak. Diğer parçaları şimdilik ele almasak bile bana bunun izahatını nasıl yapacaksınız. Ve bir de PKK gerçeği var, bunu nereye koymalı.

Burada somut olarak anlaşılması gereken konu, tek partiye dayalı bir “milliliğin” mümkün olamayacağıdır. Güney’de olamadığına göre tüm Kürdistan’da olma ihtimali hiç yoktur.

O halde nedir şu “milli”?

Mütercimen şu; Kuzey’de kendi politik tezlerini ve geleneğini güce dönüştürmeyi başaramamış, ya da koptuğu politik gücün karşısında öznel varlığını koruyamamış, sömürgeciliğin karşısında özneleşememiş birçok kişi ve grup PDK’yi kendi pazar alanına dönüştürme hengamesine girmiştir. Aslında kendi ataletini biraz da Güneydeki olanaklarla konvertibile etme veya nemalanma çabası. Çoğu, “ne veririmden ziyade ne alırımın” hesabını yapmaktadırlar. Amaç Güneydeki olanaklardan “istifade edip” Kuzeyde yeni bir anti-sömürgeci cephe açmak olsa amenna, nedense ekseriyeti bunların, bunu yaparken TC ile de hoş seda makamında bir söyleme sahiptirler. Ve üstelik Kuzeyde karşı olduklarının bir tanesinde Güneyde karşı değiller.

Ve genellikle bunu “birlik” ve “Kürdistanilik” lafzıyla yaparlar. Birlik dedikleri “gelin PDK’li olun, tokmağı verelim davulumuzu çalın” dan öte bir şey değilken, özgün ve bağımsız duruş gösteren herkesi de hemencecik “Barzani ve bağımsızlık düşmanı olarak” yaftalarlar.

Diğer bir argümanları, “araçlar önemli değil, amaç önemlidir” söylemi. Güzel. O halde PDK de bir araç değil midir? Bu araca neden karşı değilsiniz peki? Bunun dışındaki her araca karşısınız ya, o yüzden! Kuzey Kürdistan’ı hangi araçla kurtarmaya çalışıyoruz söyler misiniz…

Ben tüm bu sakatlıklardan ve marazi yaklaşımlardan dolayı, “birlik değil ama bütünsellik mümkündür” diyorum. Bütünsellik de dört parçayı tek parça gibi algılamak ve hissetmekle ilgilidir.

Özellikle rant ve ikbal beklentisiyle Güney’e yılışık, politik duruştan uzak ve yanaşmacı tarzıyla son derece belirgin bir yalakalıkta mesaj vermeye çalışıp, bu amaçla doğdukları politik gelenekleri oraya sürüklemek ve bunu başaramayınca da sürekli kendi tarihine kalem çekmeyi veya bıçak çekmeyi marifet zannedenler hakikaten içler acısı bir manzara sunmaktadır.  Kuzey’de “ununu eleyip eleği Hewlêr’e asmak isteyen” bir hayli kişi ve kesimin varlığı belirgin biçimiyle siyaset sahnemizde bulunmaktadır.

Bunu yapmak yerine, bağımsız birleşik demokratik Kürdistan için ortak bir program ve cephe önerisinin savunuculuğunu yapsalar kimse rahatsızlık duymayacaktır. Ama nedense önce kendini tasfiye ederek, kendi politik yapısını sıfırlayarak oraya gitmeye hususi bir gayret göstermektedirler. Kendi politik kimliğini-geleneğini tamamen tasfiye ederek “milli” merkeze ‘beni değerlendir’ demek değilse bu, nedir?

“Millilik” metaforuyla gözlerden kaçırılan diğer önemli şey, milli talep ve bu talebin pratikleştirilmesi konusudur. Türkiyelileşmecisi, federasyoncusu, otonomcusu ve bu minvalde her türlü angajmana sahip olanların “milliliğini” belirleyen kıstas nedir?

Kürt olmak mı sadece?

Eğer böyleyse folklorik olarak değerlendirmiş oluruz.

Tüm dünyada ve özellikle sömürgelerde bunun tek bir ölçüsü vardır, o da siyasi taleptir: Milletlerin bağımsızlık hakkını öncelemeyen hiçbir şeyin “milli olamayacağı/kalamayacağı” gerçeğidir.

“Milliyim, millisin, milliyiz” demekle ‘milli’ olunabilir mi?

“Haydi herkes Fenerbahçeli” anlayışı doğru ise bunca sorunumuzun sebebi nedir?

Benim tüm bunlardan anladığım  şu: “Milli” denilenin de ‘milli’ olmaya ihtiyacı olduğudur!